21 Kasım 2017

Hasan İşleyici: "Datça yöremize özgün bir şaraplık üzüm çeşidi otaya çıkarma hedefine doğru yürüyoruz. "

Datça'ya girerken solda bir değirmen gözüme çarpmıştı. Vineyard yazılı tabelayı takip ettiğimde önüme güzel bir yapı çıktı.. Kendi ürettikleri şarapları sunan bu mekanda katıldığım bir tadım gününden sonra bağların sahibi ile tanışmayı arzu ettim. Ve size tanıtmayı.. Değerli üretici Hasan İşleyici'ye bu röportaj için teşekkür ederim..

Bağbozumu

                 Ayaklarıyla ezip fıçıya mı bastılar seni
                 Nefti kasnaklı bir fıçıya,

                 Aldırma, kara üzüm!
                 Sen, o kırmızı şarabına doğru
                 İçten içe
                 Harıl harıl
                 Çalışmana bak, iki gözüm
                                                         -CanYücel-

Şaraphane
Şarap üretim hikayeniz nasıl başladı?
Altıbin yıllık tarihi olan şarabın anavatanı Anadolu’da yaşıyoruz. Hikayemize yüzyıllara dayanan aile geleneğimiz diye başlamayı arzu ederdim...

Tuhaf ama bizden doğuda, alkollü içki yasaklarının daha yoğun olduğu ülkelerde geçen uzun çalışma yıllarımız bize amatör şarap üretiminin ipuçlarını verdi, serüven böyle başladı. Sonrasında, kimya mühendisi olmanın da verdiği bir dürtü ile içmekten keyif aldığımız şarabı bir hobi olarak amatörce üretmek istedik. 13-14 yıl önce de dostlarımızdan aldığımız üzümlerle amatör şarap üretme denemelerimiz başladı.

Hayalimiz bir çiftlik hayatı kurup kendi bağımızın üzümlerinden amatörce üreteceğimiz şaraplarımızı, peynirlerimizi çiftlik ürünlerimizi dostlarımızla birlikte tüketmek idi.

Amatör şarapçılık önündeki yasal engelleri incelerken neden kendimizi sınırladığımızı sorguladık. Amatör uğraşımızı profesyonelliğe taşıyıp şarabın güzelliklerini, yapım sürecinin olmazlarından sabır ve bunun şaraba getirdiği erdemi daha geniş bir dost çevresi ile paylaşalım istedik.

Sezen Tulgarer: "Bazen tasarım kendi malzemesini kendi seçiyor. O zaman sözü ona bırakıyorum.."

"Hayal Perdesi" kolye
Datça'da yaz şahanedir. Kış ise bir başka güzel.. Zaman hobilerle, dostlarla geçer. Kime sorsan bir kursa yazılmıştır. Resim, seramik, çini, ahşap boyama, dikiş, kanaviçe, flüt.. Ben de takı kursuna gidiyorum. Eğitmenimiz Sezen Tulgarer ile tanıştırayım sizi..

Datça'ya niçin ve ne zaman geldiniz? Mesleğiniz nedir?
Datça’ya yerleşeli 1,5 yılı geçti. Niçin sorusuna cevap vermek biraz güç, benimkisi bir yol hikayesi diyelim. Hikayenin başladığı yer bundan yaklaşık altı yıl önce İstanbul’da yaşayan, Avukat Sezen Tulgarer’e götürüyor bizi. Şimdi bakınca başka birinin hayatı gibi..

Hukuk fakültesini kazanarak yıllardır hayalini kurduğum şehre, İstanbul’a taşınmıştım. İyi bir hukukçu olmak için çok çabaladım ve nihayetinde kâğıt üzerinde güzel, başarılı bir hayatım oldu. Kağıt üzerinde diyorum çünkü sistem fena halde yakamı sıkmaya başlamıştı ve yaptığım iş artık içimi çürütüyor gibi hissediyordum. Köklerime, beni en çok mutlu eden şeye dönme arayışım ellerimle çalışmanın, üretmenin verdiği hazzın peşine düşmeme yol açtı. Dışardan zor görünse de ben hayatımın kalanında ne yapacağımı bildiğim için şanslı bir insandım ve yeteneğim de beni bu yönde destekliyordu.

Sonuçta İstanbul’dan koşarak kaçtım ve İtalya’ya yerleşerek hobi olarak başladığım mücevher tasarımını mesleğe çevirmek yolunda çağdaş kuyumculuk eğitimi almaya başladım. Yaklaşık dört yıl süren İtalya serüveninin ardından memlekete dönecektim ama nereye? Aslında Datça’ya ilk gelişim bu konuyu düşünmek içindi; kafamı biraz rahatlatıp sağlıklı karar verebilmek için. Geliş o geliş…



14 Kasım 2017

Tamer Ertuna:"Yaptığım her resim benim için bir serüvendir. Çoğu zaman ne şekilde biteceklerini bilememek bana heyecan vermekte ve daha çok çalışmaya yöneltmektedir."


Datça'da yaşayan  sanatçılardan biri de Tamer Ertuna. Doğanın çağrısına kulak vererek yaşamayı seçen Ertuna, resim yapmaya emekli olduktan sonra başlamış. Doğanın, hayvanların içiçe geçmiş suretlerinin yeraldığı gerçeküstü resimlerini sırtüstü yatan hasta kuş şeklinde attığı imzasından tanıyabilirsiniz.

Resimlerini çeşitli renk ve kalınlıklarda permanent ve yaldızlı kalemler kullanarak yapmaktadır.



Sanatınızdaki değişim ve gelişimi yıllar içinde ürettiğiniz eserleriniz üzerinden anlatır mısınız?
Sanatın her türüne ilgisi olan bir aileden geldiğimi söyleyebilirim. Resim sanatçısı olmamda bu atmosfer etkili olmuştur. Resim yapmaya başladığım ilk zamanlarda bunu hiç yadırgamadığımı hatırlıyorum. Sanki uzun yıllardır bu işle uğraştığım hissini yaşıyordum.

Aslında bir Rock Grubu'nda çalışmak lise çağlarımdaki en büyük özlemimdi. İyi bir müzik dinleyicisi olduğumu düşünüyorum.

07 Kasım 2017

Derya Özparlak: "Günümüz sanatı yaşanılan çağın hızı ile doğru orantılı, her türlü değişim, dönüşüm, teknik ve teknolojiye açık"


Son yıllarda Türkiye’yi terk edip giderek başka bir ülkede yaşamaya başlayan değerlerden heykeltraş çift  Derya ve Ahmet Özparlak..

Derya Özparlak ile İstanbul Elgiz Çağdaş Sanat Müzesi Teras Sergileri’nden birinde karşılaşmıştım. Yerçekimine karşı koyarak alışılmış heykel görüntüsünden sıyrılan uçan balonlu figürleri ilgimi çekmişti.

Eğitiminiz ve Kanada'ya göç hikayeniz nedir?
Eskişehir Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Heykel Bölümü’nden 2008 yılında mezun oldum. Sonra yüksek lisansa başladım, bitirmedim. 2010 yılından beri kendi atölyemde çalışmaktayım.

Kanada’ya göç etmeyi 2008’den beri planlıyordum. 2010 yılında Kanada Konsolosluğu’na “Sanatçı Kategorisi”nden başvuru yapmıştım. Yıllar geçti.. Ben ciddi anlamda yaptığım başvuruyu unuttum. 2016 yılında Kanada Konsolosluğu’ndan aradılar, sanatsal sürecim ile ilgili tüm belgeleri istediler. Zaten başvuranları  araştırıyorlar ve ona göre davet ediyorlar.  Belgeleri hazırlamak ve konsolosluğa teslim etmek toplam dört ay sürdü.  Çok meşakkatli bir süreçti.  1 Haziran 2016’da iki valiz ve iki sırt çantası ile Kanada’ya temelli taşındık.

25 Ekim 2017

Serdar Kaynak: "Bu ülkede yapılan her sanat eseri Atatürk'ün şerefine kaldırılan bir kadehtir."


Serdar Kaynak'ın Knidos Taş Heykel Sempozyumu'nda çalıştığı heykel
Atinalı Praksiteles'in eseri Knidos Afroditi ne yazık ki arkaik dönemde kaybolmuş. Knidos aslanı ise bugün ne yazık ki  birçok eser gibi anavatanında değil.. Çok isterdik Datça yarımadasında arz-ı endam etmesini..  Bugün Datça'da başarılabilen ise yarım yamalak bir taş heykel sempozyumu ancak..

20 Eylül - 10 Ekim tarihleri arasında Esenada'da 19 heykel sanatçısı beyaz mermerleri yonttular gece gündüz: Serdar Kaynak, Özgül Kahraman, Azimet Karaman, Nusret Başöner, İmdat Avcı, Davut Güven Aytemur, İzzet  Temel, Cumhur Ata Türk, Nihat Sezer Sabahat, Mert Kılınç, Mustafa Kızıldemir, Ozan Özcan, Sanem Tufan, Hasan Mutlu, Florin Strejac (Romanya), Amjad Alherk (Suriye), Maria Aprasidi (Rusya), Khan Abduragimov (Azerbeycan), Anna Sosenskaya (Rusya). 


Eserleri Datça'yı süsleyecek. Sanatçıların da fikirleri alınarak doğru noktalara yerleştirilebilirler inşallah!


Sanatçılardan Serdar Kaynak ile yaptım röportajımı..


24 Ekim 2017

Türk ve Fransız iki fotoğraf sanatçısının sergisi "Kutsallığın İzdüşümü"

Fotoğraf sanatçıları Nicolas Joyeux ve Timurtaş Onan, “Kutsallığın İzdüşümü” Fotoğraf Sergisi’nde biraraya geliyor. Siyah beyaz fotoğraflardan oluşan sergi, 2 Kasım - 1 Aralık tarihleri arasında İstanbul Sainte Pulchérie Lisesi’nin içindeki Od'A-Ouvroir d'Art Sanat Galerisi’nde gezilebilir.

Fotoğraf: Nicolas Joyeux

Fotoğraf: Timurtaş Onan

Nicolas Joyeux, dört bir tarafa dağılmış olan maddenin detaylarını triptikler şeklinde sunuyor. İzleyiciler de kökenlerini sorguluyor.. Gerçeğin bir kesitini ortaya koyan fotoğrafların ayrıntılarında insanı tanrısallaştıran kozmik güçler dolaşmakta ve sonsuz büyüğü sonsuz küçüğe bağlamakta.. Ayrıntılar bütünü içerebilirken, kozmosun tüm enerjisi kutsal formun sınırlarında toplanmakta.

Kutsallığın içsel deneyimi bazımızda çekici, bazımızda itici duyguların oluşmasına neden oluyor. Kutsallığın duygusal prizması, ürkütücü ya da yüce olana verilen tepkilerden oluşmuş.. Antipatik sempati ve sempatik antipati (Kierkegaard) entelektüel sunumlarda kutsal ürperişlere neden oluyor. Dini mekan ve nesnelerin ötesinde bir buluşma.

Timurtaş Onan'ın tipik terk edilmiş bina fotoğrafları gibi yakalanması güç, gizemli, bilinmeyen yerlerin karşısında doğal duygu kargaşaları yoğunlaşabilir. İzlemek ve düşünmek gerek.. 


Fotoğraf: Timurtaş Onan 

Her iki sanatçıya da aynı soruları sordum..

Nicolas Joyeux kimdir?
Louvre Okulu’nun eski öğrencisiyim. Fransa’da sanat tarihçisi ve tarih öğretmeniyim. Görsel dünyasındaki ilk tecrübelerimi İtalyan Rönesans tablolarına borçluyum. “Kutsal” ve gizemli dünyayı, Besançon Güzel Sanatlar ve Arkeoloji Müzesi’nin 2018’de yayınlanacak kataloğu için yazdığım müzenin İtalyan Resimleri hakkındaki çalışmalarım parelelinde gerçekleştirdiğim fotoğraf projelerim ve dünyanın dört bir yanına seyahatlerim sayesinde keşfettim.

Timurtaş Onan kimdir?
Bugüne kadar yurtiçi ve yurtdışında birçok etkinliğe katıldım, yurtiçi ve yurt dışında sergiler açtım. Sosyal konularda belgesel filmler çektim. Fotoğraflarım Türkiye ve yurt dışında kurum ve özel koleksiyonlarda yer almaktadır. 13 yaşında gördüğüm Michelangelo Antonioni’nin “Blow Up” filminin etkisinde kalıp babamın Kodak Retinette 1-A 35 mm fotoğraf makinesi ile ilk fotoğraf denemelerimi yaptım. 80’li yıllarda bir agrandizör edinip siyah beyaz fotoğraf çekip gece gündüz karanlık odada çalışmaya başlamamla birlikte fotoğraf sanatı yaşam biçimim haline dönüştü. Zaman içinde günlük yaşamda gözlemlediklerim, zıtlıklar, toplumsal olaylar, kendi yaşamımdaki travmalar ve kaygılar zaman içinde şimdiki fotoğraf tarzımı oluşturmamda katkı sağladı sanıyorum. Kısaca, yaşamın bana sunduklarını kendimce yorumlama çabamın neticesi diyebilirim.


Serginin kapsamı hakkında bilgi verir misiniz?
Nicolas Joyeux -
 Sergi, İstanbul Sainte Pulchérie Lisesi öğrencileriyle gerçekleştirilen iki haftalık atölye çalışmasının sonucunda ortaya çıktı. Atölyelerde çalışma konumuz imge okumasıydı. Timurtaş Onan ve benim için, fotoğrafa bakış farklarımızı, kültürel ve tarihsel farklarımızı, kutsallık, ayrıntı ve yankı gibi önemli kavramlara dair çeşitli referanslarımızı buluşturma fırsatı oldu.

Timurtaş Onan -
 Sainte Pulchérie Lisesi bana arşivimden “kutsal” kavramını destekleyecek fotoğraflarımı seçmemi önerdi.
“Kutsal” mekan ve objelerden bağımsız bir kavramdır. Terkedilmiş binaların yer aldığı fotoğraf serimdeki gibi esrarengiz yerlerde uyanabilir bir duygudur örneğin.. Sergide yer almasını istediğim fotoğraflarımı kutsallık duygusu yaratacağını düşündüğüm özellikle bu tip çalışmalarımdan seçtim. 

Fotoğraf: Nicholas Joyeux

Sergide yer alacak fotoğraflarınızda kutsallık nasıl yer buluyor?
NJ- Kutsallık, serginin sadece bir kaç karelik zamanında anlatmaya çalıştığı, fakat anlaşılması zor bir kavram. Kutsallık her zaman gizem, korku, büyü ve esrarlı olandan beslenmiştir. Zihinsel bir yansıtmanın sonucudur. Fotoğraflarımı triptikler olarak sundum. İzleyici kökenini merak edebilir. Gerçeklikten bir kesit aldım. Her ayrıntıda, insanı Tanrı'ya, en küçük varlığı uzayın enginliğine bağlayan kozmik bir güç var. Başka bir deyişle, detay bütünü içerebilir, tüm evrenin enerjisi kutsal biçemin sınırlarında yoğunlaşabilir.

TO - Terk edilmiş mekanlara merakla, beklentiyle, hayal gücümüzle bakarak alışılmadık formların ve belirgin kontrastların olduğu bir dünyaya giriyoruz. Gerçek dünya böylesine keskin siyah ve katıksız beyaz tonlarda görüntülenen sahneler mi? emin değilim.

Görünürde herhangi bir canlı belirtisi olmasa da bu etki görüntülerin kendisinde.. Açılar ve yüzeylerin diyaloğu, biçimler ve gölgeler terk edilmiş yerlerin çağrıştırdıklarıyla olan karşılaşmamızda acaba neredeyiz? Hangi esrarengiz ya da özel dünya buraya benzeyebilir? Bu görüntülerin dünyasına girersek bizi neler bekler?
Beyaz ışık pencere camlarının parmaklıklarının arasından, uçsuz bucaksız, sessiz ve karanlık mekanların içine doğru şiddetli huzmeler ve gölgelerle yolunu buluyor. Gölgeler aralıklardan sızan daha da parlak ışıklarla birlikte ışık parçacıklarını çevreliyor. Bu ıssızlıkta bir güzellik var. Bu az bilinen, terk edilmiş yerlerdeki formlar ve dokularda baştan çıkarıcı bir şeyler var.

Bu temaya dair izleyicide hangi duyguları ya da tepkileri uyandırmak istiyorsunuz?

NJ - Kutsallığın mahrem deneyimi bizde hem çekici hem de itici, yani ikircikli hisler uyandırır. Benim çalışma tarzım, izleyiciyi farklı imgelerin yankılarını hissetmeye davet eder. İzleyicinin şimdiki ruhsal halini, dünyanın dört bir yanında üretilmiş eserlerin karşı karşıya gelerek ortaya çıkardığı sessiz formlar ve olmayan imgeler aracılığıyla etkiler ve kendini sorgulatır. Tema aslında din değil, kutsallığa ve tanrısallığa geçiş köprüsünü oluşturan ruhani durum. Amaç, ikircikli duygular (numinous) uyandırabilmek ve böylece izleyiciyi doğaüsü ve kişiüstü bir gerçekliğe taşımak.

TO -
Bu çalışmada terkedilmiş mekanlardaki ışık ve formların katkısı ile izleyiciyi yaşanmışlıktaki kutsallık kavramını düşünmeye, huşu ve merak içine çekerek hayal gücü ve fantazilerini uyarmaya ve böylece içsel dünyalarına ayna tutmaya davet ediyorum.

Od'A-Ouvroir d'Art / Sainte Pulchérie Fransız Lisesi
0.212.244 25 36
Çukurluçeşme Sok. No: 7 Küçükparmakkapı
Beyoğlu-İstanbul
Ziyaret saatleri : Pazartesi - Cumartesi 9.00-18.00 arası (Çarşamba günü hariç)

19 Ekim 2017

Deniz Tunç Tasarımları Nişantaşı, Riyadh ve New York’ta aynı anda satışa sunuldu


Deniz Tunç Tasarım’ın farklı ışıltılar yansıtan “Kuvars” adlı 2017 Sonbahar Koleksiyonu Nişantaşı Showroom’da yerini aldı.

Farklı form ve dokulardaki yeni diğer Deniz Tunç tasarımları bu yıl New York ve Riyad’da aynı anda satışa sunuluyor.

New York’taki temsilcisi Carlyle Designs, Deniz Tunç ürünlerini Dering Hall web sitesinde yayınlıyor. Riyad’da ise tasarımlar, 2585 North Ring Branch Road adresindeki Deniz Tunc Showroom’da sergileniyor.

Deniz Tunç hem doğuda hem de batıda tasarımlarına ilgi ve hayranlık duyuluyor olmasını, yarattığı farklı doku ve formlarla evrensel bir tasarım dili geliştirmiş olmasına bağlıyor.




17 Ekim 2017

Zeynep Sevi Yılmaz: "Tiyatronun, sahnedeki illüzyonun çocuklar üzerinde yarattığı etkiye hayranım. Bunun bir parçası olmayı seviyorum."

Zeynep Sevi Yılmaz ilk kez baş rol oynadığı bir film ile Madrid ve Milano Uluslararası Film festivallerinde en iyi kadın oyuncu ödüllerine aday gösterildi. Başarısından etkilendim.

Sanatçının aynı zamanda çocuk tiyatrosu oyuncusu ve yönetmen yardımcısı olduğunu öğrendiğimde de bu röportajla blogumda yer vermek istedim.

Mesleki geçmişinizi anlatır mısınız?
Sahnede olma arzuma dans ederek başladım sanırım. İlkokulda iken balerin olmak istiyordum. Bir yandan da annem beni tiyatro kurslarına gönderiyordu. Çok maymun iştahlı bir çocuktum. Spor, hobi, etkinlik yapabileceğim bütün kurslara gitmek istiyordum.

Dans, voleybol, enstrüman kursu derken, hiç vazgeçemediğim ve kendimi çok özgür hissettiğim tiyatro ağır bastı. Tiyatro bir seçim gibi değildi.. kendimi en iyi hissettiğim yerdi.

Meslek olarak oyunculuk dışında bir şey yapabileceğimi hiç düşünmedim, başka bir şeyi arzu etmedim. İyi ki gönülden istediğim, sevdiğim işi yapabiliyorum! Oyunculuğun rutinden uzak, sürekli yenilenme halini seviyorum.

Tiyatro yapmaya nasıl karar verdiniz?
İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi Oyunculuk Bölümü'nden mezun olduktan sonra "Ne yapacağım? Seçeneklerim neler?" diye keşfetmeye çalışırken İstanbul'a geldim. O sırada Zorlu Çocuk Tiyatrosu bir oyuncu seçmesi açmıştı. Seçmeye girdim. Provalar hemen başladı ve İstanbul'a yerleşmiş oldum.

Neden çocuk tiyatrosu?
Tiyatronun, sahnedeki illüzyonun çocuklar üzerinde yarattığı etkiye hayranım. Bunun bir parçası olmayı seviyorum. Çünkü çocuklukta hayal gücümüzü geliştirmek, olaylar karşında çözümleri görmek, hikayeleri keşfetmek için tiyatro çok önemli bir araç. Çocukların sanatla, yaratıcılıkla içiçe büyümeleri gerektiğine inanıyorum. Bunun birey olmalarında önemli bir etkisi var. Ortaokula gelip hayatında hiç tiyatro izlememiş çocuklarla sahnede buluşunca, büyük bir eksikliği tamamlamanın parçası gibi hissediyorum.

Hedeflerinizden bahseder misiniz?

Bir oyuncu olarak elbette mesleki hedeflerim çok. Çünkü tiyatro, sinema, televizyon hiç tükenmeyen, sürekli yenilenen bir alan. Benim de gün geçtikçe oyuncu olarak yapmak istediklerim, hedeflerim hayallerim çoğalıyor, değişiyor. Mesela İngiltere'de National Theatre'da oynamak isterim. İnanılmaz bir deneyimdir eminim. Aynı zamanda Fas'a gidip tiyatroyla ilgili ne yapılıyor? görüp yaşamak da isterim. Ve elbette Türkiye'de başarılı prodüksiyonlar yapan bir ekibim ve tiyatro salonum olsun isterim.

Bence insanın hedeflerine, isteklerine ulaşması biraz da yaşadığı ülkeyle doğru orantılı diye düşünüyorum. Bizim ülkemizde her gün her şeyin hızlıca değişimine adapte olup, ona göre hedeflerinize ulaşmak için hep yeni yollar yaratmanız lazım. Planlı ve sistemli bir şekilde "evet ben şimdi bunu istiyorum, şimdi de bunu yapıyorum. Bunu yaparsam şu sonuç olur" demek zor. Özellikle benimki gibi bir sürü dinamiğin birbirine bağlı olduğu mesleklerde daha da zor.


Milano Uluslararası Film Yapımcıları Festivali IFF 2017'de Mor Ufuklar filmindeki rolünüz ile "Yabancı Dil Filmlerde En İyi Kadın Oyuncu" ödülüne aday gösterilmişsiniz. Tebrikler.. Neler hissediyorsunuz? Nasıl bir deneyimdi sinema oyunculuğu?Mülteci dramlarını konu alan "Mor Ufuklar" filmi benim ilk başrol deneyimim. Çok heyecanlı bir süreç. Geçtiğimiz Temmuz'da Madrid IFF'de de aynı kategoride aday olmuştum. Hindistan Mumbai'de Jagran IFF'de de juri ödülü aldım. Uluslararası kategorilerde aday olmak, takdir edilmek, yaptığım işin evrenselliğini hatırlatıyor bana. Başka kültürlerle ortak duygularda, fikirlerde, sinemayla buluşabilmek çok güzel. Aynı zamanda kendi ülkemde bunu yaşamak bambaşka bir mutluluk.

Sinema oyunculuğu yeni bir keşif oldu benim için. İlk uzun metraj filmim, ilk başrol olması, oynadığım karakterin bazı sahnelerde arapça konuşuyor olması.. "Acaba nasıl olacak? Acaba yapabilecek miyim?" diye kendimi denediğim bir süreçti. Umarım hep sinemada kendimi deneme, oyunculuk yapma şansım olur..

Çocuklar için tiyatro yapmanın farkları ve zorlukları neler?
Sanırım çocuklar için tiyatro yapmanın en büyük farkı sahnede yaratmamız gereken illüzyon. Yani büyük seyirci tiyatroya gittiğinde biletini alıyor, ne izleyeceği hakkında hazırlık yapabiliyor, sahnede olan etkiye ve duyguya kapılsa bile onun bir oyun olduğunu ve süresi dolunca biteceğinin bilinciyle tiyatroya gidiyor. Bu çocuklarda tamamen farklı. Onları kandırmak, algılarını odakta tutmak ve bir yanılsama dünyasına dahil etmek çok daha zor. Çocuk sahnede bir şey izlerken bir anda kalkıp bağırabilir mesela, oyundaki bir karakteri sevmeyip günlerce onu arkadaşlarına gerçek biri gibi anlatabilir. Bu yüzden çocuk tiyatrosu yapmak, bu işi doğru ve iyi yapmak çok meşakkatli bi süreç. Sahnede olan herşeyi çok ince eleyip sık dokunmalısınız. Risk alma şansınız pek yok. Pedagojik olarak uygun olmak zorundasınız. Amatörce yapabileceğiniz bir şey değil çocuk tiyatrosu.

Çocukların tepkilerini izlemeyi sevdiğinizden eminim. Anlatmak istediğiniz gözlem ve deneyimleriniz olabilir mi?
Turnelerdeki çocuk seyircilere bayılıyorum. 6 yıldır Zorlu Çocuk Tiyatrosu ile neredeyse Türkiye'nin her yerine turneye gittik. Benim Türkiye'de gitmediğim sanırım 5-6 il kaldı. Özellikle Doğu, Güneydoğu, Karadeniz turnelerinde illere ve yakın ilçelerine gittiğimizde ilk defa tiyatroyla karşılaşan çocukları görmek her yanıyla karmaşık bi duygu. Hem çocuklarla buluşmaktan mutlu oluyorum çünkü gözlerini bir dk bile sahneden ayırmadan, büyük bir heyecanla izleyen çocuklar görüyorum. Hem de "Bu çocuklar neden bu kadar eksik?" diye düşünüp duruyorum.
Ülkemiz koşulları malum! Tiyatro yapmak isteyen gençleri bu arzularından vazgeçirmeye çalışıyor musunuz?
Bence ülke koşullarında sıkı sıkı tutunmamız gereken en önemli şey arzularımız. O yüzden gönlüyle isteyen kimseyi bir şeyden vazgeçirmeye çalışmam.. Çalışılmasın, çalışmasınlar. Keşke herkes sevdiği mutlu hissettiği şeyi en iyi koşullarda yapabilse.. Umarım o günler de çoğalacak. Oyunculuk yapmak isteyenlere tek tavsiyem eğitim almaları. Kendini geliştirme halinin hep devam etmesi. Çünkü bizde son yıllarda oyunculuk yapılabilecek en basit işlerden biri gibi algılanmaya başladı. Ama öyle değil. Bunun anlaşılması şart! Nasıl ki ben avukatlık yapmak istesem bunun eğitimini almak zorundayım, oyunculuk için de kendini eğitmek zorundasın. Bir gün adliyenin önünden geçerken "dur ben bi mahkemeye girip savunma yapayım" diyemezseniz. Gelip bir günde de sahneye çıkamazsınız ve çıkmamalısınız.

Sanatçı kimdir, diğer insanlardan daha mı farklıdır sizce?
Sanatçı olmayı ayrı bi yerde tutmuyorum, çünkü ben genel olarak kavramlara pek inanmıyorum. Benim için önemli olan yaratıcı olmak. İnsan kendi hayatında neyi yaratabiliyorsa sanatçıdır bence. Yani oyunculuğu meslek olarak marangozdan, ressamdan, mimardan ayıran en belirgin özellik tüm benliğiyle bunu seyircinin karşısında yapabiliyor oluşu sanırım. İnsan olmanın tüm hallerini iyi kötü güzel çirkin vs.. tiyatroda gerçek zamanda "o an"ı paylaşmaya çalışıyorsunuz. Yaratmaya çalıştığınız karakterin, oynadığınız rolün bir parçası veya benzeri belki seyircilerin arasında oturuyor. Her meslek gibi kendi alanında sorumluluğu olan, fakat sonsuz ve kaotik bir şey sanatçı olmak.

14 Ekim 2017

“Hava bedava, su bedava.. tüm çocukların ekmeği olmalı..” Balat'ta bir Hobbit House..




Eski İstanbul'da Balat’ın arka sokaklarında saklı bir "Hobbit House" olduğunu biliyor muydunuz? Murat ve Sinem Asilcan çiftinin yoksun çocuklar için kurduğu Fener mahallesindeki Hobbit House, dönüştürülmüş malzemelerle yaşama geçirilmiş küçücük bir mekan.

Buraya gelen çocuklar bağışlanmış malzemeler arasından ihtiyacı olanları alıp gidiyorlar.  Nereden geldiklerini tartışmamaları isteniyor sadece.. Kimlik farklılıklarını vurgulamak yerine, sevgi ve birlik duygularını yaşamaları sağlanıyor.

Ufuk Boy "Aile Portresi " başlıklı heykel sergisiyle Galeri Selvin 2'de..



Ufuk Boy'un " Aile Portresi " isimli heykel sergisi 18 Ekim'de Galeri Selvin 2'de açılıyor. Sergi 12 Kasım'a kadar izlenebilir.

Son sekiz yıldır hayvanların temsili çalışmalarının önemli bir parçası olmuş sanatçı; çalışmalarının ilk zamanlarında sadece genel bir hayranlık duygusunun ön planda olduğunu ve temsili olarak ‘’özgürlük’’ düşüncesi ile onları izlemekte olduğunu belirtmektedir.  Ufuk Boy, zamanla bu eğilimindeki farkındalığın arttığını ve bu doğrultuda artık izlemenin de ötesinde hayvanları form olarak temsil etmesinin bir ihtiyaç halini aldığını söyler. Bu sürecin devamı da bu söylemini doğrulayacak şekilde eserlerinin  sadece hayvan biçimlerinin üremesi ile sınırlı tutmayıp doğa ve onunla olan ilişkisini de kavrayabilme biçimlerinin ifadesi haline dönüştürdüğü görülür. 

Ufuk Boy, insanoğlunun yaşadığı gezegen üzerindeki tutumunu ‘’meydan okumak’’ olarak değerlendirir ve bu meydan okumanın tam da yaşamın diğer biçimlerine saygı duyma ihtiyacını vurgular nitelikte önem kazandığını söyler. Bu söylemini de tutumuyla aynı doğrultuda hayvanlara dikkat çekerek, kendisini merkeze koyarak onları temsil etmesiyle destekler. Çünkü sanatçı için: ‘’Yaşamın diğer biçimlerine saygı duyma, kendime de anlam ve saygı verme biçimidir.’’ Sanatçı yaşadığımız bu gezegeni paylaştığımız diğer formlarla birlikte ailenin bir parçası olarak ‘’animalia’’ sergisinde, serbest ve sınırsız göçmen kuşları, ölü hayvanları, insan şartlandırmasının kurbanlarını (boğalar) temsil etmektedir.

Mahmut Karatoprak'ın "Kırıktı Işığın Lülesi" Sergisi Galeri Selvin'de



Mahmut Karatoprak'ın "Kırıktı Işığın Lülesi" isimli resim ve heykel sergisi 15 Kasım'da Galeri Selvin'de açılıyor. Sergi 15 Aralık'a kadar izlenebilir.

Sergideki yapıtlarda duru detaylarla bütünleşen yüzeylerin içinden çıkıp belleğimize akan imgelerin anıtlaşmasına tanık oluyoruz. 

Kadın imgeleri koşulsuz masumiyet elbiselerine bürünmüş meçhul bir mevsimin gelincikleri gibiler. Zaman ileriye akmıyor onlar için, batık gemiler gibi sonsuzluğa dikmişler gözlerini. Belli ki geçmişlerinin gelecekleri olduğunu bilmenin verdiği mağrur bir duruşun sessiz taşıyıcıları olduklarını biliyorlar. Sanatçı Mahmut Karatoprak'ın ruhundan üflediği pozlarda kadın bedenlerinde saklı gizem elçileri ahşapta can buluyor. Ancak görünen o ki adlarına yapılacak tüm mabetleri reddederek üçüncü boyutta bile halen sırlarını fısıldamak için acele etmiyorlar. 

Orhan Cem Çetin, Murat Germen "Hücum ve Ricat" Sergisinde biraraya geliyor

Orhan Cem Çetin
Fotoğraf sanatının iki usta ismi Orhan Cem Çetin ve Murat Germen’in “Hücum ve Ricat” adını taşıyan sergisi, 22 Kasım - 30 Aralık 2017 tarihleri arasında İstanbul'da Evin Sanat Galerisi'nde gezilebilir.

Daha önce de başka projelerde biraraya gelen fotoğraf sanatçıları, bu kez Evin Sanat Galerisi’nin 21 yıllık tarihindeki ilk fotoğraf sergisinde izleyici ile buluşuyor.

“Hücum ve Ricat” başlıklı sergide Orhan Cem Çetin’in “Icebound” serisinden, Murat Germen ‘in ise “Dipsiz / Abysmal” isimli serisinden fotoğraflar, boyutsuzluk, ölçek ve düzen kavramları üzerinden bir araya geliyor.
Orhan Cem Çetin’in buz kütlelerinin içine hapsettiği çeşitli nesneler aracılığıyla organik ve mineral aklın ilişkisini ortaya koymayı denediği makro çekimleri, Murat Germen’in üç boyuta uzanan çok katmanlı yapıtları ile beraber “Hücum ve Ricat” sergisini oluşturuyor.

Sergi süresi içerisinde Orhan Cem Çetin ve Murat Germen, sergiyi ve yapıtlarının arasındaki bağı anlatan söyleşilerle sanatseverler buluşacak.
Murat Germen


13 Ekim 2017

Güneş Terkol'un "Evim Kalbimdir" Sergisi İstanbul Krank Sanat Galerisi'nde



GÜNEŞ TERKOL “EVİM KALBİMDİR” Sergisi

2 – 18 Kasım 2017 KRANK Sanat Galerisi, İstanbul

Terkol’un Art Night Londra için hazırladığı ve Türkiye’de ilk defa sergilenecek pankart projesi ve projenin dokümantasyonu 18 Kasım Cumartesi gününe kadar gezilebilecek. Bige Örer, proje kapsamında belirlenecek bir tarihte Güneş Terkol ile sanatçı konuşması gerçekleştirecek.

Londra’da yılda bir kez gerçekleştirilen çağdaş sanat festivali Art Night, her yıl önde gelen kültürel kurumlardan biri ve beraberinde bir küratörü Londra’nın sıra dışı bir bölgesine davet ederek, o bölgenin tarihi, kültürü ve mimarisini inceleyen bir proje başlatıyor. Bu yıl 1 Temmuz’da Doğu Londra’da gerçekleştirilen Art Night, Fatoş Üstek küratörlüğünde Whitechapel Gallery işbirliği ile gerçekleştirildi. Türkiye’den projeye davet edilen Güneş Terkol’a Londra’da katıldığı bir aylık sanatçı konuk programının ardından Art Night için yeni bir çalışma siparişi verildi. Terkol’un sosyal bir angajmanın pratiği şeklinde gelişen 7. Pankart projesi olan Evim Kalbimdir için farklı gruplardan katılımcılar sanatçıyla işbirliği içine girdiler. Terkol, Middlesex Street Estate sakini bir grupla çalıştı. 

Londra’da göçmenlere tahsis edilmiş iki konuttan biri olan Middlesex Street Estate 1965- 1970 yılları arasında Londra Mimarlar Birliği tarafından inşa edilen, içinde oyun alanları ve garaj bulunan ve konut sakinlerinin katkısıyla da peyzajı gerçekleşmiş bir avlunun etrafını çevreleyen 23 katlı bir bloktan oluşuyor. 270 adet mülk barındıran binanın %70’i farklı azınlıklar tarafından birkaç jenerasyondur sosyal konut olarak kullanılıyor. Katılımcılar gerçekleştirdikleri bir seri dikiş atölyesi sonucu 200 x 300 cm ölçülerinde “Home is My Heart / Evim Kalbimdir” isimli büyük ölçekli bir pankart ürettiler. Güneş Terkol’un tasarladığı zeminin üzerine işlenen pankart, her bir sahnesiyle semt sakinlerinin ümitlerinin, düşlerinin, bulundukları çevre ve komşuları ile olan ilişkilerinin duygu ve emek dolu şiirsel anlatımını gözler önüne seriyor. Ortaya çıkan çalışma Londra Metropolitan Üniversitesi’nin altı okulundan biri olan Sir John Cass School of Art, Architecture and Design (The Cass) binasının camında sergilendi.

Proje kapsamında bir de görsel-işitsel performans gerçekleştirildi. Bölge sakinlerinin katılımıyla oluşturulan ve ‘Kuş Bandosu’ ismi verilen gezici koro; kuş düdükleri çalarak pankart ile beraber şehirde dolaştı.

Projenin bir diğer heyecan verici yanı da pankartın City of London Cooperation’ın katkılarıyla 4 m x 12 m ölçülerinde büyütülerek Middlesex Street Estate’in dış duvarında kalıcı bir duvar resmi haline getirilmesi oldu.

Proje kapsamında Terkol’un 2010 yılında yarattığı ‘Arzu Yalayıp Geçti Bandosu’ serisi de sergilendi. Birbirinden farklı ve çeşitli sosyal sınıflara mensup 27 kurgusal karakteri canlandırdığı gerçek boyutlu seride yer alan her karakter, toplum içinden bir bireyi temsil ederken, yan yana gelmeleriyle sahip oldukları toplumsal kimlik vurgulanıyordu. “Arzu Yalayıp Geçti Bandosu”nun “Evim Kalbimdir” ile beraber Art Night kapsamında The Cass binasının camlarında sergilenmesi toplumsal bir aradalığın ahengini farklı zamanlarda yaratılmış iki ayrı bandoyla vurgulamıştı.

“Benim için pankart önemli bir kavram çünkü insanlar bir olayı protesto etmeye başlamadan önce toplanıp pankartlarını yaratırlar çünkü bu süreç onlara bir yandan da düşüncelerini, politikalarını tartışma olanağı sunar” diyen Güneş Terkol’un bulunduk materyallerle, özellikle yumuşak dokulu malzemelerle gerçekleştirdiği işleri sanatçının kişisel tarihi, çevresi, ilişkileri ve karşı karşıya geldiği toplumsal koşullarla şekillenir. Kullandığı müphem karakterler, başı sonu belirsiz, anlatıcısı olmayan bir hikayenin kahramanlarıdır. Bu hikayeler dikişli eserlerinde, skeçlerinde, kimi zaman da müzikal performanslarında karşımıza çıkar.

Güneş Terkol’un “Evim Kalbimdir” ile beraber yedi pankart projesi bulunuyor. Çin’den Antakya’ya; İstanbul’dan Berlin’e kadar farklı coğrafyalarda düzenlediği atölye çalışmalarının sonucu ortaya çıkan pankartlar bu farklı coğrafyalarda yaşayan kadınlar, göçmenler, gençler, vb. kesimlerin hayalleri, korkuları, gelecek kaygıları, güncel durumlarını bir anlamda resmediyor. 

Güneş Terkol 
Kollektif üretimin, ortaklaşa çalışmaların ve ortak bir amaçla bir araya gelişlerin de çok önemli olduğuna inanan sanatçı 2005 yılından beri bireysel çalışmalarının yanı sıra Ha Za Vu Zu sanat kolektifi ile de üretimler yaptı. Ha Za Vu Zu üyesi 3 sanatçı: Oğuz Erdin, Güçlü Öztekin, Güneş Terkol yeni grupları GuGuOu ile performanslarına devam ediyor. Halen Paris’te Cité des Arts’ta sanatçı programında olan Terkol’un işleri son olarak 32. Sao Paulo Bienali’nde ve Manhattan Loft Gallery Londra’da “All Fun and Games Until Someone Gets Burnt...” grup sergisinde görüldü.

Sanatçı Programları:
2013 ISCP, New York; 
2011 OrganHaus, Chongqing; 
2010 Gasworks, Londra

Solo Sergileri:
2015 LISTE, The Young Fair Basel; 
2014 “Holographic Recording” NON Gallery İstanbul; 
2012 Frieze Frame, Frieze Art Fair Londra; 
2012 “The Main Forces That Stir Up Action” NON İstanbul; 
2008 “No Ceremony for Transition” Apartman Projesi İstanbul.

Grup Sergileri:
2016 “O zaman renk!” Artnivo İstanbul; 
2015 “Passion, Joy, Fury” MAXXI, National Museum of XXI Century Arts Roma; 
2015 “Stay with me” Depo İstanbul; 
2014 10. Gwangju Bienali Kore; 
2013 “Better Homes” Sculpture Center New York; 
2013 Whitechapel Gallery Londra (Ha Za Vu Zu ile beraber); 
2012 “Who told you so?! #4 Truth vs. Family” Onomatopee Eindhoven;
2012 “Signs Taken in Wonder” MAK Viyana, Küratörler: Simon Rees ve Bärbel Vischer; 
2012 “What a Loop” Berlin (Ha Za Vu Zu ile birlikte); 
2011 “Dream and Reality” İstanbul Modern İstanbul; 
2009 10. Lyon Bienali, (Ha Za Vu Zu ile birlikte), Küratör: Hou Hanru; 
2009 “BREADWAY, Urban stories: The X” Baltic Triennial of International Art Vilnius (Ha Za Vu Zu ile birlikte); 
2007 10. İstanbul Bienali, Küratör: Hou Hanru (Ha Za Vu Zu ile birlikte); 
2007 “sobe!” Bilsar İstanbul, Küratör: Leyla Gediz; 
2007 “We Are Getting Vocalized” Galerist İstanbul (Ha Za Vu Zu ile birlikte).

06 Ekim 2017

Füsun Ersöz'ün "Minyatür Odalar"ından Datçalı hayvanlara...


14 Ekim'de Datça Siena Sanat Galerisi'nde bir sergi açılacak. Füsun Ersöz'ün "Minyatür Odalar Sergisi".  Röportaj için buluştuğumuzda gördüklerimi çok sevdim. Gidip görmeye değer..

Ürettiklerinize bakınca İngilizlerin "doll house"ları geldi aklıma. Onlardan mı esinlendiniz?
Benim ilgimi çeken dollhouse'lar değil onları dekore edecek mobilyalar. Emekliliğime karar verip Datça Palamutbükü’nde bir ev inşa ettirmeye başladığımızda beni en çok endişelendiren, yoğun bir İstanbul ve iş yaşamından sonra, kendimi nasıl eğleyeceğimdi. Ne yapabilirim diye araştırmaya başladım. Küçük objelere ve ev dekorasyonuna olan düşkünlüğüm beni  bu yöne çekti.

Evimizin altında bir atölye oluşturduk. Gerekli malzeme ve alet edavat kısmı beni çok zorladı. Türkiye'de bilinen ve üzerinde çalışılan bir konu olmadığından malzemeleri ve aletlerin çoğunu yurtdışından aldım ya da getirttim.

04 Eylül 2017

Oniki Adalar'ın üç gülü: Symi, Leros, Kalymnos

Mamouzelos'tan bir tabak
Hemen her gün Symi’ye gitme düşüncesi içinde olmamın nedeni -herkesin ondan bahsetmesinin ötesinde- adanın tam karşısında -Datça’da- yaşıyor olmamdı elbette. Günübirlik gidip gelmeyi değil, enine boyuna gezmek istiyordum.. Sonunda bu yaz kızımla başbaşa bir tatil yapmak için Symi, Leros ve Kalymnos’a gitmeye karar verdik.

Datça’dan Yunan Adaları’na feribot yok. Marmaris’ten ve Bodrum’dan  Kalymnos, Symi, Kos, Rodos ve Leros’a düzenli seferler var. Adalar arasında ise Dodekanisos ya da Blue Star feribotlarını kullanıyorsunuz. Adalarda otel rezervasyonlarınızı yaptırmadan önce feribot seferlerini incelemenizi ve seyahat planınızı buna göre yapmanızı öneririm.

03 Ağustos 2017

Deniz Pireci: "Sanatçı algıda seçicilik konusunda daha hassastır ve içindeki dürtüyü üretimine yönlendirmekte ustalaşmıştır."

Deniz Pireci'nin porselenle yarattığı eserlerindeki protest ve alaycı üslubu sizlerle paylaşmak istedim. Dünyamızın absürd hallerini, yaşamımızın nasıl bir oyun olduğunu sorgulatan bir sanatçı Deniz Pireci.

Sanatınızın yıllar içindeki değişim ve gelişimini anlatır mısınız?
Öğrencilik yıllarımdan beri üzerinde çalıştığım; birim-bütün arasındaki ilişki ve oyun kavramları birbirine paralel olarak gelişti. Hiçbir fikri atlamadan not eder, eskizlerini çizer; sonrasında biriken bu onlarca fikrin içinden günün koşullarına uyanları hayata geçiririm. Zaman içinde biriken tüm bu projeleri dönüp gözden geçirdiğimde, kendi geçmişimle yüzleşirim.

Son çalışmalarınızın (Oyunbaz) hikayesini yazar mısınız?
Hayatın büyük bir oyun olduğunu, ama en önemlisi bizim de zaman zaman oyunbazlığa sürüklendiğimizi düşünüyorum. Bu kavram çerçevesinde oluşturduğum yapıtlarda, hepimizin hayatına değen sorunlara işaret etmeye çalışıyorum.

10 Temmuz 2017

Nezir Akkul’un "Chimera" isimli Resim Sergisi bugün Datça Siena Sanat Galerisi’nde açılıyor. 20 Temmuz’a kadar gezilebilecek.



Nezir Akkul’un eserlerine ilk olarak internette rastlamıştım. Renklerinin yüksek enerjisi ve yaşam sevinci, işlediği konularla ters orantılı... Resimlerinin gücü de yakaladığı bu zıtlıktan kaynaklanıyor bence..  Çok sevdim.. Görülesi bir sergi.. Datça'ya kadar gelmiş.. Mutlaka gidin!

17 Haziran 2017

Ali Sefünç: "Gerçek anlamda değer kazanmak emek istediği için bunu ucuz yoldan gerçekleştirmek isteyenler başkalarını değersizleştirmeye çalışıyorlar."

Fotoğraf: Ali Sefünç

Ali Sefünç, mizahının sergilediği gerçekleri acı acı gülümseten, düşündüren bir yazar. Bu röportaj onun beyaz yakalı bir işsizin kaldırımlar üzerinden hayata tutunuşunu, İstanbul kaldırımlarını ve kaldırımları yansıyan hayatları anlatan "Kaldırım Takıntısı" romanını konu ediyor.

Ali Sefünç'ü anlatmayı ise buraya sığdıramam. Özlü sözlerini hazmetmek, kitaplarını okumak, fotoğraflarına bakmak lazım.. Öneririm..

İşsiz kalındığında insanlar Serhat kadar saklanmıyor artık.. sen ne dersin?
Kaldırım Takıntısı'nın ana karakteri Serhat, kabul etmeliyim ki işsizliğini saklamayı fazlasıyla önemseyen biri. Herkes aynı ölçüde saklanmayı seçmez. Ne var ki işsizliğinin bilinmesinden rahatsızlık duyanların sayısı da az değildir. Günümüzde kimi gençler öğrenim hayatlarını uzatarak saklanıyor.

Kitabın ikinci baskısı bu.. Ne gibi eklemeler/düzenlemeler yaptınız? Kaldırımlarda dünden bugüne neler değişti?
Kitabımın ilk baskısı 2008 yılında GOA Yayıncılık tarafından yayınlanmıştı. İlk baskısı tükendiği için okurlarımdan aldığım mailler beni harekete geçirdi ve ikinci baskısı KOTON KİTAP tarafından bu yılın şubat ayında gerçekleşti. Yeni baskısında özüne dair hiçbir ekleme veya eksiltme yapmadım. Yalnızca bazı cümleleri daha akıcı hale getirmeye ve çok tekrarladığım kelimeleri ayıklamaya çalıştım.

16 Mayıs 2017

Akın Yıldırım:"Yaşama anlam yüklemeye niyetlenen ve bunun için çeşitli dozlarda deliren tek tür biziz.. Yaşamın anlamı -sadece- onu sürdürebilmektir.."


Akın Yıldırım'ın "Ateşle Oyun" isimli heykel sergisi, 16 Mayıs'ta Galeri Selvin'de açıldı. 10 Haziran 2017 tarihine kadar gezilebilir.

Sanatçının heykellerinin büyük bir kısmında gerçeğe, soyuta, mistik ve gerçeküstüne ulaşan insan ve hayvan dünyasını ve başkalaşımlarını izlersiniz.

SNBA (Société Nationale des Beaux Arts) tarafından Louvre Müzesi’nde her yıl düzenlenen ve uluslararası delegasyonların katılımı ile gerçekleşen "Salon Sergileri"nde ülkemizi temsil eden sanatçılar arasında yer alan Akın Yıldırım, 2008 yılında “Jüri Özel ödülünü” almıştır.

Nedir yaşamın size göre anlamı? Sanat neresindedir?
İnsan bu dünyada pek çok şeye tanıklık ediyor ama sahip olduğu tek şeyin, duyguları olduğunu anlamamakta direniyor.. Yaşama anlam yüklemeye niyetlenen ve bunun için çeşitli dozlarda deliren tek tür biziz.. Yaşamın anlamı -sadece- onu sürdürebilmektir..

13 Mayıs 2017

Mihriban Mirap: "İnsan yaşamı sadece fiziksel gereksinimlerin giderildiği ve çalışmayla geçen bir süreç olsaydı ne kadar kuru, yavan ve içi boşalmış bir hayat olurdu. "


Mihriban Mirap’ın “Zamansız Fenomen” adlı kişisel sergisi, 23 Mayıs - 24 Haziran 2017 tarihleri arasında artgalerimBEBEK’te gezilebilecek.

Sanatçı, sergide yer vereceği kolajlarında -Haydar Akdağ'ın dediği gibi- "..çağdaş mit olan markaların kimlik önerisine bir başka dille yaklaşarak, o aurayı kabullenmiş sosyal medya fenomenlerinin taşıyıcısı olduğu estetiği (ürünü/modayı/formu) değiştirerek kişinin tercihlerine müdahaleyi illüstrasyona başvurarak yeninden inşa ediyor. Öyle ki buradaki sürpriz sadece bununla sınırlı değil. Mekâna önemli bir öğe olarak belirgin bir vurgu yapıyor. Dünyanın herhangi bir yerinde yer alan sokak fotoğraflarına, kolaj mantığıyla taşınan fenomenler, öte yandan sanayi üretiminin farklı zamanlarına ait bisikletler, arabalar ile heyecanı izleyici açısından yukarı çekiyor. Figürlerinde çocukluk, gençlik, aidiyet ve mekan/zaman üzerine düşünceleri derinleştirirken bir döneme ait olduğunu bildiğimiz süper kahramanlar farklı yorumlarla tekrar hatırlatılarak çağdaş mitleri, fenomen algısını, üst üste binmiş zamanın izlerini hatırlatıyor.  Sanatçının eserlerinde yer verdiği bütün figür, nesne, mekan ve diğer ifadeler bir bellek yoklaması yaparak, “Zamansız Fenomen” serisiyle gözlemini izleyiciyle paylaşıyor."


Sanatınızdaki değişim ve gelişimi yıllar içinde ürettiğiniz eserleriniz üzerinden anlatır mısınız?
2005 senesinde Plastik Sanatlar Bölümü’nden mezun oldum. Okul döneminden itibaren başlamış olduğum çalışmalarda mekan ve insan portrelerinin yanı sıra, insanın fiziki karşıtı olarak endüstri çağının ilk verilerinden olan bisiklet; gündelik yaşamın öğesi ve birer sanat maddesi olarak resimlerimde yer alıyordu. Günlük yaşamımızda sıkça karşımıza çıkan tüketime dayalı yazılar ve (dergi, gazete, reklam, billboard..) 50’li yıllara ait dergilerde yer alan reklamlardan oluşan kolajlara yer vererek, yıllardır süregelen popüler tüketim dünyasına dair unsurlar arasındaki gerilimi eğlenceli bir oyun gibi konu alıyordum. Tüketim dergilerinde ve reklamlarında görmeye alıştığımız kadın imajını irdeliyordum.