06 Şubat 2018

Malik Bulut'un Heykel Sergisi “Bulutların Üstünde” İstanbul Galeri Selvin'de..




Malik Bulut'un "Bulutların Üstünde" ismini verdiği heykel sergisi 7 Mart - 7 Nisan tarihleri arasında Galeri Selvin'de izlenebilir.

Sanatçı bu 18.kişisel sergisinde ilk kez mermer ile metalin ilişkisine farklı bir biçimde yaklaşarak bir kanadın uçuşundaki hafifliği bulutlara ve ötesine taşıyor. Bulut, hafifliğe yüklediği anlamları mermerin ağırlığının dolayımından izleyiciye sunuyor.

2000 yılında Mersin Üniversitesi G.S.F. Heykel Bölümünden mezun olan sanatçı, 2000-2004 yıllarında Heykeltraş Mehmet Aksoy'a asistanlık yapmıştır.

2013 T.C.Dışişleri Bakanlığı Üstün Hizmet Madalyası, 2012 Toplumsal Eğitim ve Gelişim Derneği Ödülü, 2009 Ege-Art Heykel Çalıştayı Ödülü ve 1999 Çukurova Üniversitesi Heykel Yarışması Birincilik Ödüllerine sahiptir.



05 Şubat 2018

Zulal'ın "Karşılıklı" Sergisi Evin Sanat Galerisi'nde...

Zulal'ın 1 Şubat 2018 Perşembe günü Evin Sanat Galerisi’nde açılan "Karşılıklı" isimli yeni sergisi, iki yıllık üretim sürecinin sonuçlarını kapsıyor. Sanatçının “ortak aklın ürünüdür” şeklinde tanımladığı sergi sanatçının 6. kişisel sergisini oluşturuyor. 

Kendini bir başkasının dünyasına teslim etmeyi, oradan bakıp yeniden inşa etmeyi, sanki sadece onunmuş gibi bir algının izinden yürüyerek aslında bir başkasının gerçeklik ve fantazisinin içerisinde ilerlemeyi kendi tercihi ile kabul etmiş oluyor.

Bu sürecin sonunda da kendi dünyasının dışına çıkıp başkasının dünyasında rahatlıkla dolaşabildiğinin farkına varıyor. Ona bu özgürlüğü sağlayan, ortak aklın diğer kişisi ise Ludvig Demirci; onun fotoğrafları ve Zulal’in resmetme hali de serginin temasını oluşturuyor. Ludvig Demirci insanları ya en doğal halleriyle yakalayabildiği sokakta fotoğraflamayı ya da iç mekanlarda hayvan maskeleri ile fotoğraflamayı tercih ediyor. 
Seçtiği hayvan tavşan.. Bunun nedenini tavşanın hayatta kalma becerisi en yüksek olan olmasıyla açıklıyor.

“Karşılıklı” sergisi 24 Şubat tarihine kadar Evin Sanat Galerisi’nde izlenebilir.

ZULAL (1970, İstanbul)
1995 yılında Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Resim Bölümü’nden mezun oldu. 2004 yılında (Hisart Galeri, İstanbul) açılan ilk kişisel sergisinin ardından,
“Portreler II’’ (2012, Karşı Sanat Çalışmaları) ve “Ben Diye Biri” (2013, Evin Sanat Galerisi, İstanbul) isimli kişisel sergilerini gerçekleştirdi. 

Sanatçının bugüne kadar katıldığı ulusal ve uluslararası karma sergiler arasında “Kooperatif Grup Sergisi” (2002, Karşı Sanat Çalışmaları – 2003, Kargart - 2003, Hisart Galeri – 2004, IMKB Galeri), “78’liler Vakfı Grup Sergisi” (2006, Article Galeri), “Halil Yavuz Ertürk & “Zulal Üşenmez Ertük Resim Sergisi” (2008, Karşı Sanat Çalışmaları), “Arte In Fiera’11” (2009, Italya), “My Name Is Casper”, (2009, Sümerbank), “Bize Yakın” (2010, Neo Art Gallery, İtalya), “Zamanaşımı” (2012, Karşı Sanat Çalışmaları) yer alır. 

Sanatçı ARTIST / İstanbul Uluslararası Sanat Fuarı’na 2002, 2003, 2006, 2007, 2009 yıllarında Karşı Sanat Çalışmaları ve 2012, 2013, 2014, 2015,2016, 2017 yıllarında Evin Sanat Galerisi ile katılmıştır.

04 Şubat 2018

Zeynep Değirmencioğlu: “2018’de Aslan “ben yönetirim” derken, Kova “önce insanlık, biz biriz” diyeceğinden büyük bir zıtlaşma olabilir..”

2018 öngörülerini astrolog Zeynep Değirmencioğlu’ndan rica ettim. Sorularımı oldukça detaylı yanıtladı:

Dünya, kötülüğün kazandığı bir yer olmaya devam edecek mi?
Bu sorunuza, astrolojik görünümlere değinmeden önce bazı tespitlerde bulunarak başlamak daha açıklayıcı olur.
Sorulan konunun yanıtını, insan faktöründe ve insani değerlerin erozyonunda aramalıyız. 90lı yılların sonundan itibaren hızlanan günlük yaşamın telaşı, mevsim değişimleri, nüfus artışı, doğal afetler ve bütün bunların kolektif bilinçte oluşturduğu korku olarak açıklamak mümkün. Dünyaya hâkim güçlerin sömürgeler oluşturmak için yeni yönetim arayışlarını da sayabiliriz.

Ülkemiz üzerinde ise 50li yıllardan itibaren dış güçlerin uygulaması ile başlayan dil, eğitim, kültür tahribini de ayrıca anımsamalıyız. Köreltilmeye çalışılan insani erdemler büyük bir korku dalgası ile derin bir uykuya daldığından söz edebiliriz. Günümüzde sosyal medyanın da katkısı ile her şey maddeye ve dış görünüşe endeksli yaşanıyor.

Sevgi, şefkat, vicdan, merhamet ve ahlaki duygular neredeyse yok ediliyor. İnsan varlığı öz benliğini bilmek arzusunu taşır. Bilgi edinmek deneyimle kazanılır. Beden maddedir dolayısıyla konfor ve lüks ister. İşte bu doyumsuzluğa esir edilen insanlık, dünyanın da tazelenmesi ile özünü/kendini hatırlayacak ve esaretten kurtulacak.

İnsan eliyle üretilen her türlü konfora bir bedel öderken bizden sadece düzenine saygı duymamızı bekleyen ‘dünya anaya’ bir şey ödemeyi, kestiğimiz ağacın yerine bir fidan dikmeyi, suyun akış yönünü kapatmamayı, bunun dünyaya karşı bir sorumluluk olduğunu asla göz önüne almadığımız gibi sonuçlarını hiç mi hiç düşünmüyoruz. Suya ve toprağa akıttığımız kimyasallar, deterjanlar, tarım ilaçları, orman yangınlarıyla yok olan, yapı taşları bozulan doğal denge, iyileşmek için kullandığımız çeşitli ilaçların suya ve tarım alanlarına verdiği zararlar pek umurumuzda değil. Dolayısı ile sorunuzun yanıtı Dünya’da yaşam süren insanların tutum ve davranışları, sorumluluk bilincine uyanmasıyla kötülüğü yenebilir. 

Özetle nasıl bir Dünya hayal ediyor, istiyorsak onunla karşılaşacağız. İlaveten bahsi geçen sorunuzun nedenlerinin farkına varılışı ülkemizde yani Anadolu’da başlamış durumda ve hızla yayılıyor. Neyse ki ülkemizin göksel haritasında Anadolulu kişilerin DNA kodları büyük bir korumanın altında ve bu değerler suya atılan bir taşın yaydığı dalga gibi tüm dünyaya da etki edecek güçtedir.

03 Şubat 2018

Zuleyha Abdullayeva ile Müzik Terapisi.. Pek yakında Datça'da..


Zuleyha Abdullayeva, "Sana Seni Çalayım" müzik terapi uygulamasıyla 16-18 Şubat 2018 tarihlerindeki Datça Badem Çiçeği Festivali'ne katılacak.. Öncesinde sizler için bir röportaj yaptık..


Bir müzikolog insan sağlığı alanında nasıl sorumluluk alabiliyor? Bu yöntem size mi ait, yoksa dünyada uygulanan bir terapi şekli midir?
Müzikolog, müzik tarihi ve edebiyatı, müzik armonisi kurallarının eğitimini almış, bu bilgileri aktaran uzmandır. İnsan sağlığı ile hiçbir bağlantısı yoktur. Ben Azerbaycan Devlet Konservatuarı’nın Müzikoloji Bölümü’nü bitirdikten sonra  Elmler Akademisi’nde doktora tezimi yaptım. Uzun yıllar da bu sahada çalıştım. Ama, içimde hep çocukluğumdan gelen, çaldığım doğaçlamalar öne çıkıyordu. Bu emprovizeler bana beni anlatıyordu.. Etrafımda olup geçenlerin resmini çekiyordu: bu resimde yalan yok, oyun yok, yarışma yok.. Sen varsın, olduğun gibi.. 

Bu çaldığım emprovizenin ne olduğunu anlamıyordum.. Sadece çok rahatladığımı hissediyordum. Arkadaşım piyanoyla konuşup sakinleşiyordum. Doğaçlamalarım sadece beni değil, başkalarını da etkiliyordu. Tabii buna hiç anlam veremiyordum, çünkü bunu çok kolaylıkla yapıyordum. Daha sonra doktora aldıktan sonra yaptığım emprovizeleri dinlemeye gelen insanların sayısı arttı. Bütün bunlar beni başka bir yolculuğa daha soktu. Ne çalıyordum ki, insanlar buna ihtiyaç duyuyordu.. Bioenerji, Reiki Master, Özde Şifa, Nefes Teknikleri eğitmenliklerimi aldıkdan sonra, SankPeterburg’a müzik terapi seminerlerine gittim. Orada aldığım bir sürü dersten sonra yaptığım müziğin ne olduğunu anlamaya başladım..

Müzik terapisi dünyanın birçok ülkesinde bilimsel tıpta çok güzel sonuçlar veren, modern çağda insanın içinde bulunduğu çok virajlı hayatında denge kurmasını sağlayan nadir bir hazinedir.

28 Ocak 2018

Mahmut Suner: "Çoğumuz gökyüzüne bakıp hayallere dalarız. Ama kendi dünyamızda içi canlılarla dolu mavi bir dünya daha olduğunu unuturuz. "

Meraklı bir fok..
Datça'da gün geçmiyor ki değerli bir insanla karşılaşmayayım.. Mahmut Suner ile tanışır tanışmaz röportaj önerdim tabii. Çok yakında "Bir Başka Datça" söyleşilerimin konuğu olarak bizlere bir saydam gösterisi yapacak. Haberiniz ola..

Mesleğiniz ve Datça'ya yerleşme hikayeniz nedir? 
Oxford ve Peterborough’daki eğitimlerimi takiben Türkiye’de ticarete başladım.
1984 yılında 1967’den beri faal olarak yaptığım hobimi daha ileri götürmek istedim. Bodrum’da Triton Dalış Okulu ve Turizm Şirketi’ni hayata geçirip yabancı dalgıç turistleri ülkeye getirmeye başladım. Ben meşaleyi yakmış oldum. Bizi takiben peşpeşe kıyılarımızda dalış okulları açılmaya başladı. -Bütün bu faaliyetlerden çıkardığım ders ise, hobin olan bir uğraşıyı asla ticarete çevirmemen gerektiğiydi..-

Bodrum Dalış Rehberi kitabımı bitirdikten sonra, Datça Belediyesi bu sualtı rehber kitaba ilgi duydu. O zamanki başkan Erol Karakullukçu Bey, “Tamam kitabı yap!” dedi ama  öyle hemen yapılacak bir iş değildi. Dalış noktalarının belirlenip oralara dalışlar yapıp harita oluşturmak ve fotoğrafları çekmek uzun bir süreç gerektiriyordu.

27 Ocak 2018

Datça'da Badem Çiçeği Festivali...


Datça'nın kimliğine uygun, doğasına, kültürüne, insanına çok yaraştığını düşündüğüm bir festival Badem Çiçeği Festivali.

16 -18 Şubat tarihleri arasında Datça Sapphire Hotel öncülüğünde, Datça Belediyesi, Muğla Ticaret Odası, Datçalı turistik tesis ve esnafın desteği ve katılımıyla ilk defa bu yıl gerçekleştirilecek. Festival Koordinatörü Özge Atalay ile konuşurken bu festivalin emin ellerde olduğunu düşündüm. Kalıcı olacağından eminim..

Önce özgeçmişiniz ve mesleğinizi konuşalım..
Avusturya Lisesi ve Boğaziçi Üniversitesi'nde öğrenim gördüm. Mezun olduktan sonra ilk olarak Eczacıbaşı şirketinin Pazarlama Departmanı'nda çalışmaya başladım. Üç senelik bir kurumsal hayat deneyiminden sonra, kariyerime farklı bir yön vermeye karar verdim ve bir spor odaklı etkinlik ve reklam ajansına geçiş yaptım.

26 Ocak 2018

Ali Raşit Karakılıç'a göre portre, “Geçmiş, yaşanmışlık ve anıların toplandığı büyük bir yüzey”..



Ali Raşit Karakılıç’ın hurda klima radyatörler ile yapmış olduğu heykelleri Galeri Selvin-2'de,  kendine özgü bir teknik ve üslupla betimlediği portre resimleri ise Lotus Art Shop'ta 7 Şubat'ta izleyici karşısına çıkıyor. Sanatçı, iki galeride de farklı malzemelerle oluşturduğu yeni ve son çalışmalarını sergileyecek. 4 mart 2018'e kadar..

Karakılıç, “Geçmiş, yaşanmışlık ve anıların toplandığı büyük bir yüzey” olarak tanımladığı nice portreyi, temel malzeme olarak kullandığı hurda klima radyatörleri üzerine işlemiş. Levhaları eğerek, bükerek yeniden şekillendirmiş. İzleyiciler, sanatçının kendine özgü bir teknik ve üslupla betimlediği bu portrelerde kendileri ile yüzleşecek, ruh hallerinin nasıl vurgulandığını gözlemleyerek, "Siz Hangi Portrede Saklı Kaldınız?" sorusunu cevaplamaya çalışacaklar.

Sanatçının betimlediği portrelerin farklı duyguları ve içlerindeki tarifsiz enerji, kanallar arasında gezinerek soğuyor.. Zamanının tanığı bu suretler, bir bakışta demir parmaklıklar ardında tutsaklar, bir diğer bakışta ise parmaklıkları ardlarında bırakıp izleyicisinin yanı başında dikiliveriyorlar.
"Portre", kelimenin kökeni itibariyle "yeniden üretmek" demek. Sanatçı ise portrenin “Geçmiş, yaşanmışlık ve anıların toplandığı büyük bir yüzey” olduğunu düşünüyor.

Ali Raşit Karakılıç’ın “Siz Hangi Portrede Saklı Kaldınız?” başlıklı sergisi, sanatçının malzeme, estetik ve kurgu özellikleri ile de ayrı bir önem taşıyor.




13 Ocak 2018

Kemal Sümer: "Aforizmalarımın açıklamasını yapmam beklenmemeli.Yazarken olası birkaç anlamını öngörmüş olabilirim. Fazlası okurda vardır."

Bir arkadaşım blogumda yayınladığım söyleşileri canlı yapmamı önerdiğinde önce biraz tırstım ama sonra yaşamımın düsturu haline getirdiğim aforizmama itaat etmeye karar verdim: "Başarıp başaramayacağını ancak denersen anlarsın!"

Aforizma da ne demek? derseniz "özlü sözler" şeklinde cevaplayabilirim.. Hani şu çok sevdiğimiz ünlü sözler gibi:

Charles Bukowski: "Hayat öyle lanet bir şey ki; sustuğunda konuşmadın diye pişman eder, konuştuğunda susmadığın için kahreder."

Rene Descartes: "İnsanların gerçekte ne düşündüklerini anlamak için, ne söylediklerine değil, ne yaptıklarına bakın."

Lawrence Krauss: "Bilimin ahlaki sınırları yoktur denemez, çünkü bilim gerçekleri söylemekle ilgilenir ve bu da ciddi bir ahlaki sınırdır."

Ömer Orhun objektifinden Kemal Sümer 
"Bir Başka Datça Söyleşileri"min ilk konuğu aforizma yazarı Kemal Sümer idi.

Kitaplarını okuyup hazırlandım ve söyleşimizi Datça'nın içinde deniz kenarındaki şık oteli Konak Efe Tuncel'de yaptık. Facebook'tan sadece yakın çevreme duyurdum. Gelenler pek memnun kaldı. Ben de..

"Bir Başka Datça Söyleşileri"nin ikincisini 20 Ocak Cumartesi günü yapacağım. Konuğumu facebook sayfamdan duyururum..

Kemal Sümer'i merak edenler için kısa bir söyleşimizi de burada yayınlıyorum..

Datça'ya ne zaman ve nasıl geldiniz?
Datça'ya 2016 yılının 8. ayının 17. günü akşam dokuz sularında geldim eşim ve Yumoş ile..

Bu tarihi bu kadar iyi hatırlamanızın nedeni var mı? Yoksa sıkı bir günlük tutucusu musunuz?
Bir yedek bellek olarak günlük işe yarayabilir. Kendi adıma geçmiş bir mezarlıktan öte anlama sahip değil. Mezarlık ziyaretlerinden de hiç hoşlanmam.
Datça kısmına gelirsek o cehennemden tahliye edildiğim tarih.

05 Ocak 2018

Hakan Baş: "Sanatçı kendi içinde biteviye bölünerek çoğalan kişidir. Yaşamın tam da kendisidir bence."


"Bir dönem hepimizin ağzında aslında “Gününü gün et” anlamına gelen Horatius’un “Carpe Diem” sözüyle günü yakalamak vardı. Bugünse her ağızda, her tür platformda karşımıza “Güncelleme” nam-ı diğer “Up to date” çıkıyor. Var olan bakış açısını, kullanılan kaynakları zamana; yani yaşanan güne, ileri, yukarı çekmek… 

Herkese verilen kendi biçimini ifade etme yetisini heykel yoluyla ortaya koyuyorum. Bu işleri yaparken kullandığım malzemenin doğası da beni, üslup ve bakış güncellemesine sürükledi.

Neticede onlara bakacak tüm gözleri de kendi yaşadığım bu güncelle-n-me serüvenine davet ediyorum. (Yoksa kendimi güncel bulduğumdan değil)"


Hakan Baş, Galeri Selvin 2'de 12 Ocak - 4 Şubat tarihleri arasında gerçekleşecek “Up to Date" ismini verdiği heykel sergisinin davetiyesinde bunları yazmış. Dahasını da ben sordum..

Serginizin hikayesi nedir?
Gerek sergi için, gerekse sergi harici işleri oluştururken amacım, iletişim ve yenile-n-meye dayanmak.. Heykellerimin izleyicilerimin akıl, yürek ve gözleriyle doğrudan diyalog kurmalarını arzuluyor, amaçlıyorum.

Eserlerinizi dünyanın neresinde görmek istersiniz?
Dünyanın herhangi bir yerinde yurt ve izleyici bulacaklarına dâhi şüphem yok açıkçası. Ancak öncelikli olarak kendi topraklarımda kabul görmek isterim.


Yaşamın anlamı size göre nedir?
Kelime olarak yaşam, zaten canlının doğduğu andan ölümüne dek süren etkinliklerin bütünü. Yani devamlılık-üremek. Aksi halde yaşam sürecinden söz edemeyiz.

Sanat ve sanatçı tanımlarınız nedir?
Sanatçı kendi içinde biteviye bölünerek çoğalan kişidir. Yaşamın tam da kendisidir bence. Dolayısı ile sanat yaşamın ses, şekil ve söz bulmuş halidir.

Sanatınızın değişimi ve gelişimini eserleriniz üzerinden anlatabilir misiniz?
Son on yıldır endüstriyel bir malzeme olan epoxy ile çalışıyorum. Ancak söylemeden edemeyeceğim, malzemenin endüstriyel oluşu kesinlikle ehil olduğu anlamına gelmiyor. 

Bunca zaman sonra bile aramızda karşılıklı bir inatlaşma hakim. Bu da beni yeni çözümler geliştirmeye ve onun açıklarını bularak onun önüne geçmeye zorluyor.. Sürekli olarak.. Çıkan işin niteliği de bu döngü sonunda belirlenmiş oluyor.

Sanat tarihinde yeri olan en beğendiğiniz sanatçılar kimler?
İlhan Koma’nın Akdeniz heykelini ben yapmak isterdim. Bu toprakların tarihsel ve kültürel derinliğine dokunabilen bir iş olduğunu düşünüyorum.

Sanat ve mutluluk arasındaki ilişki nedir sizce?
Anlaşılmak…





31 Aralık 2017

Özkan Schulze: "Hayatın içinde sanatı, sanatın içinde hayatı paylaşmak..."

Oyuncu Derya Alabora bir röportajında bedenin tiyatro için öneminden bahseder: “...Önceden bedene önem verilmezdi halbuki çok önemlidir beden dili. Şimdi bazı konservatuarlarda tamamen bedene yönelik eğitim veriliyor. Klasik deyişle bizim enstrümanımız da bedenimiz. İki senelik o eğitim bana çok şey kazandırdı. Özkan Schulze ile çalıştım, o da bir sayfa açtı oyunculuğumda. Eric Morris yöntemi vardır. Kendi kendinle yüzleşmek, kendini düzeltmek, kendinin farkında olmak. Bunu yaptıktan sonra ancak başka karakterleri alabiliyorsun üstüne. Yoksa kendi karakterinle sorunun olursa tiyatro sahnesinde alacağın karakterle çatışma yaratır. Özkan ile Eric Morris yöntemiyle yaptığımız çalışmalar bir anda çiçek açtırdı bende.”

Özkan Schulze Datça’da yaşıyor. Metamorfoz Kültür Evi’nde tiyatro dersleri veriyor. Oyuncuların bugüne kadar sahnelediği oyunlar şunlar:  Behiç Ak “Newton Bilgisayardan Ne Anlar”, Ece Temelkuran “Kıyı Kitabı”, Michael Ende (çocuk oyunu) “Kabusyiyen”, Theresia Walser “Son Şeylerin Listesi.

Fotoğraf: Cihangir Genç

22 Aralık 2017

Yaşa Savaş, Datça'nın taşlarını konuşturan adam..

Datça’ya gelip de Palamut Bükü ya da Ova Bükü sahillerindeki taşların güzelliğini fark etmeyen azdır. Herbiri bir başka form, bir başka renk, bir başka boyutta.. Çizgili, oval, yuvarlak, yassı, pembe, gri, yeşil, turkuvaz, ebruli, hatta puantiye.. En güzelini bulacağım derken benim gibi saatlerini, günlerini taşlara bakarak  geçirenleri tanıyorum.. Bir de o taşlardan resim yapan birini.. Yaşa Savaş..

Taş toplamak bayağı zamanınızı almış olmalı.. Çalışmalarınızda taşlar mı, konu mu sizi yönlendiriyor?
Datça yarımadasında toplam 52 koy var. Her fırsatta farklı koyları gezip taş topluyorum. Farklı taş türleri ve formları bulmak için çok zaman harcıyorum. Koca bir sahil, her yer taş dolu, ararken insanın gözü yoruluyor zaman zaman seçemez hale geliyor insan.


18 Aralık 2017

Ömer Zafer Göktürk: " Fotoğraf öyle görüldüğü gibi masum bir süreçte oluşmuyor. Arkasında-önünde büyük bir sanayi, ar-ge çalışması, rekabet, sermaye ve koca-koca şirketler var!"


Datça'da yaşayan sanatçılar arasında fotoğrafçılar da az değil. Ömer Zafer Göktürk ustalardan sadece biri.. İnsan unsuru ağır basıyor fotoğraflarında.. Portreler, insana dair detaylar, toplumsal değişimleri anlatan yaşam kareleri..

Fotoğraflarınız üzerinden çalışmalarınızın yıllar içindeki gelişim ve değişimini anlatır mısınız?  Fotoğraf konularınızı genelde neler oluşturuyor? 
Işığın kırılması ve bir yüzeye yansımasındaki büyü çocukluğumdan beri beni peşinden koşturdu. Lise yıllarında; bu kırılma sürecindeki değişkenlerin, bir başka değişle optikin önemini kavradım ve öğrendim. O zamanlardan beri; bu kırılarak ters yansımanın hem teknolojisi, hem de  büyüsünün peşindeyim.

Yıllar içinde geriye dönüp baktığımda; fotoğraflarımda üç temel ögenin etkin olduğunu görüyorum. Tabiiki öncelikle insan var fotoğraflarımda. İnsanın yalın doğal yalansız hallerini çekmeye çalışmışım. Toplumsal değişim sürecindeki insanın sorunları, direnişleri çoğunlukla çalışma konularımı oluşturdu. Üniversite yıllarında öğrenci olaylarını çekmeyle başlamıştım. Sonra grevler, direnişler vb. Son yıllarda ise göç, mülteci gibi konular gündemimdeydi. 

11 Aralık 2017

Ülkemizde yerel tohum satışının yasak olduğunu biliyorsunuz değil mi?



Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından denetlenen ve sertifikalandırılan, ıslah edilmiş tohumlara "sertifikalı tohum" diyoruz. Üretim açısından olabilecek en verimli haldeki, olgunlaşma ve hasat zamanları aynı olan, tedarikçiler tarafından çimlenme garantisi verilen endüstriyel tohumlardır. 

Yüksek verim ve “kazanç” vaat eden bu sertifikalı tohumlar aynı zamanda "hibrit tohum" olarak da bilinmektedir. Hibrit tohumlar aynı bitkinin farklı türlerinin kendi aralarında insan eliyle tozlanarak, melezlenmesi sonucu üretilmektedirler. Sertifikalı tohumların dezavantajı bir daha aynı ürünü alabilmek için kullanılamıyor olmasındadır. Yani hibrit tohum kullanan bir çiftçi, aldığı ürünlerinden tohum alabiliyor olsa da bunları ektiğinde ilk seferdeki aynı ürüne ulaşamaz. İlk seferdeki aynı ürünü üretebilmek için her sene yeniden aynı hibrit tohumu satın almak zorunda kalmaktadır.


Ülkemizde 2018 itibariyle sertifikalı tohum kullanmayan çiftçilere destek yok!

Ülkemizde 2006 yılında kabul edilen Tohumculuk Kanunu ile kayıt altına alınmamış yerel tohumların satışı “yasaklanmıştır”. Yalnızca çiftçiler aralarında tohum takası yapabilirler. 

Gübrede %23 indirim sunan ve çiftçinin kullandığı mazotun yarısının devlet tarafından ödenmesini sağlayan “Milli Tarım Projesi”, belirlenen 19 tarımsal ürünün yetiştirildiği spesifik havzalarda üretim yapanlara destek veriyor. Bu destekleri alabilmenin şartlarından biri de “sertifikalı tohum” kullanma zorunluluğudur.. Buna göre, tohumluk üretiminde, sertifikasız tohum kullananlar vaat edilen desteklere hak kazanamaz.

Bu konu epeydir kafamı meşgul ediyor. Datça'ya yerleştiğim yılın ertesi yerel tohum konusunda çalışan insanlarla tanışmaya başladım.Tohum ayıklama ve torbalama, envanter oluşturma çalışmalarına katıldım.

Datça Yerel Tohum Derneği Başkanı Zeki Karacan ile biraraya gelip bu söyleşiyi yapmak da boynumun borcuydu..

Sınır ve Ötesi Fotoğraf Sergisi toplumsal belleğimize acı belgeler ekliyor..

Geçen yaz Bodrum Marina'ya düşmüştü yolum.. Bir kaldırımda ağaçlar altında çocuklaına sarılmış yutkunan mülteciler, diğer kaldırımda restoranlarda yemek yiyen tatilciler... Aynı karedeki bu görüntü yüreğimi dağlamıştı.

Bu sergi haberini yayınlarken düşündüm yine..

Ankara'da Galeri Çankaya'da 15 Aralık'a kadar açık kalacak sergi hakkında fotoğraf sanatçılarından gelen yazı şöyle:

“Göçmen”, “Mülteci”, “Muhacır”..
Bunlar, bir nedenle yerinden-yurdundan edilme sürecinde insanlara verilen acı yüklü sıfatlar. 

Bu olgu, tek bir anı ya da sınırlı bir zamanı içermez. Hem maruz kalan insanlar üzerinde, hem de geride bıraktıklarında yıllarca, bazen ömür boyu etkisi olan bir süreçtir. Bu süreçte sorunlar sürekli hem biçim değiştirir hem de nitelik. Acılar, genellikle, bir sonraki neslin de sırtına yapışır, yamanır.

Coğrafyamız, ülkemiz ve insanları, yıllar boyunca bu acıların çeşitli biçimlerine tanıklık etti ve ediyor.

Yaşamımızdaki masum sınırları değiştirme, farklılaştırma çabaları bile bizi hep zorlamıştır, üzmüştür. Oysa; ilkokul dönemlerimizden beri sınıflarımızda, bir kenarda rulo duran haritalardan birisi ve en ağır olanı ise “siyasi haritalar”dır. İklim haritalarının, dağ-bayır-deniz haritalarının üstüne insan eliyle ve kalın çizgilerle çizilmiş olan bu sınırları değiştirme çabası ise; savaş, kan, acı ve göç demektir.

Göç sürecinin en acılı mağdurları olan kadınlar ve çocuklara ilişkin hepimizin belleğinde, bazen bir kenarda, bazen de kocaman önümüzde; görseller, anılar vardır.

Fotoğraflar; belleğimizin bir kenarında kalmış anıların, duyguların yinelenmesinde, çağrıştırılmasında tetikleyici olur. Veya, yeni görsellerlerle, yeni yaklaşımlar sağlamasına, bazen de unutulmamasına, saklanmasına, toplumsal belleğin oluşmasına aracılık eder.

Bizler; objektiflerimizi tanık edebildiğimiz ölçüde bu göçerlik sürecinin küçük bir bölümünde fotoğraf çektik, süreç devam ettikçe, çekmeye de devam edeceğiz. Çekimlerimiz; istediğimiz gibi, sistematik bir yönteme dayalı olamadı maalesef. Rastlantısal, anlık, belirleyebildik fotoğraf çekeceğimiz yerleri.

Savaşların olmadığı, bu acılı, sancılı süreçlerin bittiği, ne gözlerimize ne de objektiflerimize bu görüntülerin bir daha girmediği, herkes için gerçek bir barıştır umudumuz, dileğimiz.

Ömer Zafer Göktürk - Ankara

04 Aralık 2017

Zahit Mungan: "Hayal ettiğin bir uçurtmayı uçurmak bambaşkadır.."




Zahit Mungan, Mardinli bir uçurtma meraklısı. Tasarım ve üretimlerine o denli güveniyor ki Guinness Rekorlar Kitabı'na bile başvurmak üzere.. Datça'da bir Uçurtma Şenliği olsa da davet etsek....

Uçurtma merakınız nasıl başladı?
Beş yaşından beri uçurtma yapıyorum. Yüz yıllardır Mardin'de uçurtma kültürü vardır.
Bizim Mardin, damlarda uçurtma uçurulan bir şehirdir. Hangi mevsim olursa olsun mutlaka gökyüzünde bir uçurtma görürsünüz. Çocukken dama çıkıp uçurtmaları seyrederken sevdalandım. İlk uçurtmamı da beş yaşında uçurdum.

Uçurtma yapmak isteyenlere önerileriniz nedir?
Her bireyin bir uçurtma yapıp denemesini öneriyorum. Çarşıdan hazır uçurtma alıp uçurtmak değil, kendi yapmış olduğu bir uçurtmayı denemeliler.  İleri düzeyde uçurtma ile ilgilenenler için ilk önerim bir terzide iyi dikiş dikmeyi öğrenmek..  İyi bir terziysen uçurtmaları da rahat bir şekilde yapabilirsin. Biz uçurtmaları paraşüt kumaşından yapıyoruz. Günlerce, aylarca emek verip iyi malzeme kullanmak zorundayız.. Aylarca emek verilen bir uçurtma yıllarca uçar. Bir günde yapılan uçurtma ise bir gün uçar..

26 Kasım 2017

Bengü Karaduman: "Çevremdeki olayları sindirebilmek ve kendimle bağlantıda kalabilmek için üretiyorum.."

"Yaraizi"
Bengü Karaduman'ın çizim, video ve yerleştirmelerinden oluşan görsel-işitsel eserler sergisi “YANKIECHO”,  30 Aralık tarihine dek İstanbul'da, Milli Reasürans Sanat Galerisi’nde izlenebilir.

Eserleriniz üzerinden sanatınızın zaman içindeki gelişim ve değişimi anlatır mısınız?
İşlerin atmosferini ve plastiğini oluşturan bütüne yeni araçlar ve medyalar eklenmeye başladı. Videoları göstermek için farklı taşıyıcılar aramaya başladım.

Hareket, zaman ve ışıktan oluşan video görüntüsünü ileten farklı elektronik araçları kullanmaya başladım. Standart olmayan (şimdilik) ham ekranlar (laptop, ipad ekranları gibi) “Yara İzi” enstalasyonunun plastiğini oluşturdu.

İki boyutlu animasyonlar yaparken, üç boyutlu animasyona da yöneldim.

“Huzursuz Manzara” adlı işim için bilgisayarda ses kompozisyonları ürettim ve bu kompozisyonların içerisinde kendi sesime de yer buldum. 


21 Kasım 2017

Hasan İşleyici: "Datça yöremize özgün bir şaraplık üzüm çeşidi otaya çıkarma hedefine doğru yürüyoruz. "

Datça'ya girerken solda bir değirmen gözüme çarpmıştı. Vineyard yazılı tabelayı takip ettiğimde önüme güzel bir yapı çıktı.. Kendi ürettikleri şarapları sunan bu mekanda katıldığım bir tadım gününden sonra bağların sahibi ile tanışmayı arzu ettim. Ve size tanıtmayı.. Değerli üretici Hasan İşleyici'ye bu röportaj için teşekkür ederim..

Bağbozumu

Sezen Tulgarer: "Bazen tasarım kendi malzemesini kendi seçiyor. O zaman sözü ona bırakıyorum.."

"Hayal Perdesi" kolye
Datça'da yaz şahanedir. Kış ise bir başka güzel.. Zaman hobilerle, dostlarla geçer. Kime sorsan bir kursa yazılmıştır. Resim, seramik, çini, ahşap boyama, dikiş, kanaviçe, flüt.. Ben de takı kursuna gidiyorum. Eğitmenimiz Sezen Tulgarer ile tanıştırayım sizi..

Datça'ya niçin ve ne zaman geldiniz? Mesleğiniz nedir?
Datça’ya yerleşeli 1,5 yılı geçti. Niçin sorusuna cevap vermek biraz güç, benimkisi bir yol hikayesi diyelim. Hikayenin başladığı yer bundan yaklaşık altı yıl önce İstanbul’da yaşayan, Avukat Sezen Tulgarer’e götürüyor bizi. Şimdi bakınca başka birinin hayatı gibi..

Hukuk fakültesini kazanarak yıllardır hayalini kurduğum şehre, İstanbul’a taşınmıştım. İyi bir hukukçu olmak için çok çabaladım ve nihayetinde kâğıt üzerinde güzel, başarılı bir hayatım oldu. Kağıt üzerinde diyorum çünkü sistem fena halde yakamı sıkmaya başlamıştı ve yaptığım iş artık içimi çürütüyor gibi hissediyordum. Köklerime, beni en çok mutlu eden şeye dönme arayışım ellerimle çalışmanın, üretmenin verdiği hazzın peşine düşmeme yol açtı. Dışardan zor görünse de ben hayatımın kalanında ne yapacağımı bildiğim için şanslı bir insandım ve yeteneğim de beni bu yönde destekliyordu.

14 Kasım 2017

Tamer Ertuna:"Yaptığım her resim benim için bir serüvendir. Çoğu zaman ne şekilde biteceklerini bilememek bana heyecan vermekte ve daha çok çalışmaya yöneltmektedir."


Datça'da yaşayan  sanatçılardan biri de Tamer Ertuna. Doğanın çağrısına kulak vererek yaşamayı seçen Ertuna, resim yapmaya emekli olduktan sonra başlamış. Doğanın, hayvanların içiçe geçmiş suretlerinin yeraldığı gerçeküstü resimlerini sırtüstü yatan hasta kuş şeklinde attığı imzasından tanıyabilirsiniz. Resimlerini çeşitli renk ve kalınlıklarda permanent ve yaldızlı kalemler kullanarak yapmaktadır.

Sanatınızdaki değişim ve gelişimi yıllar içinde ürettiğiniz eserleriniz üzerinden anlatır mısınız?
Sanatın her türüne ilgisi olan bir aileden geldiğimi söyleyebilirim. Resim sanatçısı olmamda bu atmosfer etkili olmuştur. Resim yapmaya başladığım ilk zamanlarda bunu hiç yadırgamadığımı hatırlıyorum. Sanki uzun yıllardır bu işle uğraştığım hissini yaşıyordum.

Aslında bir Rock Grubu'nda çalışmak lise çağlarımdaki en büyük özlemimdi. İyi bir müzik dinleyicisi olduğumu düşünüyorum.


07 Kasım 2017

Derya Özparlak: "Günümüz sanatı yaşanılan çağın hızı ile doğru orantılı, her türlü değişim, dönüşüm, teknik ve teknolojiye açık"


Son yıllarda Türkiye’yi terk edip giderek başka bir ülkede yaşamaya başlayan değerlerden heykeltraş çift  Derya ve Ahmet Özparlak..

Derya Özparlak ile İstanbul Elgiz Çağdaş Sanat Müzesi Teras Sergileri’nden birinde karşılaşmıştım. Yerçekimine karşı koyarak alışılmış heykel görüntüsünden sıyrılan uçan balonlu figürleri ilgimi çekmişti.

Eğitiminiz ve Kanada'ya göç hikayeniz nedir?
Eskişehir Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Heykel Bölümü’nden 2008 yılında mezun oldum. Sonra yüksek lisansa başladım, bitirmedim. 2010 yılından beri kendi atölyemde çalışmaktayım.

Kanada’ya göç etmeyi 2008’den beri planlıyordum. 2010 yılında Kanada Konsolosluğu’na “Sanatçı Kategorisi”nden başvuru yapmıştım. Yıllar geçti.. Ben ciddi anlamda yaptığım başvuruyu unuttum. 2016 yılında Kanada Konsolosluğu’ndan aradılar, sanatsal sürecim ile ilgili tüm belgeleri istediler. Zaten başvuranları  araştırıyorlar ve ona göre davet ediyorlar.  Belgeleri hazırlamak ve konsolosluğa teslim etmek toplam dört ay sürdü.  Çok meşakkatli bir süreçti.  1 Haziran 2016’da iki valiz ve iki sırt çantası ile Kanada’ya temelli taşındık.