Gazi Sansoy: "Ismarlama iş olur mu? Sergilerde bile konu dayatılması bana hep itici gelmiştir."

Sanatçı Louvre Müzesi'nde
Galeri İlayda’daki “Yüzsüzler Sergisi"ni gezerken yüzümden gülümseme hiç eksik olmadı.  Gazi Sansoy’un alaycı ve sarsıcı  “renkli” yaklaşımı ve Raphael, Bronzino, Titien gibi Rönesans sanatçılarının incelikli hicivleri bir arada oldukça etkileyiciydi. Serginin Ocak’a kadar uzatılması boşuna değilmiş.. Kızıltoprak’taki galerisi Ütopya Platform’da  sanatçıyla buluştuğumuzda ilk sorduğum soru da bu oldu doğal olarak:

Yüzsüzler serisi nasıl doğdu?
Senelerden beri Rönesans döneminin müthiş ustalarının  resimlerini yakından görmeyi arzu ederdim. 2009'da Paris Louvre Müzesi'nde “Titian, Tintoretto, Veronese... Rivals in Renaissance Venice” sergisini gezmiştim. Resimlerin ayrıntılarını, renklerini uzun uzun seyrederken tabloların içine girdim, kayboldum.  Ne kadar muhteşem olduklarını yakından görünce daha iyi anladım ve bu konuda mutlaka bir şeyler yapmalıyım dedim. Mitolojik hikayeler, İsa, Meryem, soyluların resmedildiği tablolar üzerinde çalışmaya başladım… Krallar, metresleri, soylular… Ressamlara sipariş ettikleri resimler. Meryem, İsa, nü bedenler. Gayet seksi görüntüler… “Minyatür” serimde yarattığım tekniği kullanarak figürlerin içlerini boşalttım. Parlak, canlı renklerle doldurdum.  Çerçevelerini de resimlere kattım. “Yüzsüzler” serisi doğdu. Kelimenin her iki anlamında yüzsüzler…

Dijital baskılarını yaptığınız bu resimerin fotoğraflarını siz mi çektiniz?
Evet büyük bir bölümünü Paris, Viyana ve Prag, St. Petersburg, Madrid’de kendim fotoğrafladım.

Yüzsüzler Serisi'nden

Soyluların ressamlara resim ısmarlaması dedik de… Sizce resim ısmarlanabilen bir şey midir?
Ismarlama iş olur mu? Sergilerde bile konu dayatılması bana hep itici gelmiştir. Okuldayken de konulu resim yapamazdım. Serbest çalıştığımda daha verimliydim. Sanat yapıyoruz biz. Özgürüz. Kuralı olmaz. Akademik kurallar, malzeme kurallarına da karşıyım. Tam özgürlükten yanayım. Bence kurallar sansürdür.

İstanbul Modern ile sanatçı Bubi arasında yaşanan “sansür” olayı ve UPSD’nin  açıklaması hakkında ne düşünüyorsunuz?
Bir modern sanat kurumunun davet ettiği sanatçıdan eserinde değişiklik yapmasını istemesi yanlıştır. Sanatçı ne yaparsa yapsın kabul etmeleri gerektiğini bilerek başlamalıydılar. Üstelik sanatçı bağış yapıyor. Tamamen saçmalık.

Özgürce fikirleri ve düşüncelerini ortaya koyan sanatçıların hakları korunmalı bence. Siz hem sanatçı hem de galericisiniz. Galeriler hakkında ne düşünüyorsunuz? 
Galericilerin sanatçıların menfaatlerini yeterince koruyamadığını düşündüğümden kurdum Ütopya Platform’u. Genç sanatçılara katkım olsun ve kendi resimlerimi de sergileyebileceğim bir yerim olsun istedim. Ticaretin değil, sanatın olduğu bir yer olsun istedim.

Ütopya Platform’da kaç sergi oldu bugüne kadar?
2007’den beri 60’ı bulduk. Aralarında Mehmet Pesen, Haşim Nur Gürel, Adil Salih, Kamil Masaracı, Dimitar Trendafilov, Serdar Şencan, Murat İrtem, Şafak Eyüboğlu, Yusuf Ziya Aygen gibi ressamlar bu galeride kişisel sergi açtılar. Genç ressamlardan da Esra Kizir Gökçen, Semih Zeki, Özkan Gencer, Burcu Ayan Ergen, Murat Ilgın, Murat Havan’ı  sayabiliriz.

Sanat ve günlük yaşam ilişkisi nasıl olmalı sizce?
Şarttır. Çünkü insanı, hayatı güzelleştiren sanattır. Şehirler, evler, hayatlar, ruh dünyaları sanatla güzelleşiyor… Siyasetçiler de bunu öğrenmeli.  Sanat hayatımızın içinde olduğunda bize aydınlık ve güzellik getirir. Yurt dışına çıktığımda nefes alıyorum. Sanatın özgür ortamlarında besleniyorum.

Minyatür Pop 2010 Serisi'nden...
Dediğiniz gibi dünyanın güzelleşmesi sanatla doğrudan ilişkili… Zorunlu ders olarak konmalı bence. Sizce ?
Evet kesinlikle. Batılı insanların  estetik algıları daha yüksek. Şehirlerinde pencerelerin, kapıların, binaların güzelliği malum. Bizde, Rum ve Ermeni ustaların yaptığı eski evlerin ayrıntılarına bakakalıyorsunuz. Zevk ürünü hepsi… Birikim bu.

Contemporary İstanbul’da bu yıl sizi göremedik?
Contemporary İstanbul 2010’da “Minyatür Pop 2010” sergim sanırım rahatsızlık vermiş. Sergiden sonra Ankara’dan arandım. Devlet Güzel Sanatlar Galerisi’nden aradığını söyleyen bir hanım “Minyatürlerinizde Mevlevilerle çıplak kadınların ve Michael Jackson’ın ne alakası var?” diye sordu. Ben de “Mevlana Gel, Kim Olursan Ol Gel! demiyor mu?” diye cevap verdim… Hayrunnisa ve Abdullah Gül, Comtemporary’yi gezmişti geçen yıl. Bizim resimlerin, heykellerin fotoğraflarını çekti güvenlik. Gelmelerinden  önce  üç posta fotoğrafı çekildi bizim standın. Nihayetinde Hayrünnisa Hanım eserlerimizin önünden kafası öte tarafa dönük geçti. Ne çelişkidir ki, prestij standı olarak web sayfalarında yer verdikleri sergiler arasında bizimki de yeraldı bir sene boyunca. Bu sene katılsaydık Gökhan Balkan’ın kara çarşaf heykellerinin üzerine renkli boyalar akıtarak oluşturduğu heykel serisi ve Başak Bugay’ın sosyeteyi karikatürize edip eleştiren yağlıboyaları olacaktı. Zannediyorum bu yüzden kabul edilmedik.

Yüzsüzler Serisi'nden
Eğitimci olsaydın çocuklarla sanat adına ne yapardın?
Çok küçük yaşlardan itibaren sanatı göstermek gerek. Göz eğitimi önemli. Çocukken babamın Almanya’da ihtisas yaparken topladığı sanat kataloglarına bakardım hep. Aile önemli. Görerek öğrenmek gerek. Farklarını fark ederek…
Babamın bir arkadaşı keman hocasıydı. Bize geldiydi bir gün. Ben daha 7-8 yaşındayım. Sokakta  futbol oynuyorum. Annem çağırdı, hocaya keman çalmamı istedi. Kemanı elime aldım. Tutuş şeklimden hoca “tamam” dedi, “bu iş olur”. Bir ay kadar çalıştıktan sonra ben Macar dansını çalabilecek düzeye gelmiştim. Ancak topluluk önüne çıkmayı pek sevmem. Yapamam. Bunun için müzisyen ya da tiyatrocu olamazdım. Ressam oldum.

Sanatçılar çok yönlü, donanımlı oluyorlar zaten. Sanat öğrenilebilir mi?
Evet ama bir yere kadar. Deha doğuştan mıdır, sonradan mı kazanılır? Bir belgesel izlemiştim.  İki yaşında bir Japon çocuğu piano çalmak istediğinde deha olduğu anlaşılıyor. Parmaklarının erişebildiği kadar yüksek oktavlı parçaları çalabiliyordu.  
Başka bir örnek: Amerika’da babası bir kız çocuğunu eve kapatmış 12 yaşına kadar. Çocuk bulunduğunda konuşamıyordu bile.  Konuşmayı, yazı yazmasını sonradan öğretmeye çalışıyorlar ama nafile. 3-6 yaş arası beyindeki nöronlar arası bağlantıların en üst düzeyde gerçekleştiği dönemmiş.  Uyarılmamış ve kullanılmayan hücreler eleniyorlar…

Yüzsüzler Serisi'nden
Yüzsüzler Serisinde Sansoy’un kullandığı resimlerin bazıları:
“Fransa Kralı IV.Henri’nin metresi Gabrielle d’Estrées ve kardeşi Duchesse de Villars” Ecole Fontainebleau, 1594, Louvre Müzesi-Paris
“Avcı Diana”, Ecole Fontainebleau, 1550-1560 (Kral II. Henry’nin metresi Diane de Poitiers portresi), Louvre Müzesi-Paris
“La Fornarina, Genç Bir Kadının Portresi”, Raphael, 1519, Galleria Nazionale d’Arte Antica-Roma
“Madonna of the Meadow”, Raphael, 1505, Sanat Tarihi Müzesi-Viyana
“Galatea’nın Zaferi”, Raphael, 1511, Villa Farnesina-Roma
 “Hapisteki Babasını Emziren Pero”, Petrus Paulus Rubens, 1630,Hermitage –St.Petersburg
“Bir Ölümlünün Şaşırttığı Venüs ve Güzeller”, Jacques Blanchard, Louvre Müzesi-Paris
 “The Calling of Matthew”, Jan Sanders van Hemessen, Sanat Tarihi Müzesi-Viyana
 “Venus, Cupid, Delilik ve Zaman”, Agnolo Bronzino, 1564, Ulusal Galeri-Londra
“Deposition of Christ”, Agnolo Bronzino, 1545, Güzel Sanatlar Müzesi-Besançon
“Pieta”, Agnolo Bronzino,1530, Uffizi Gallery -Floransa
 “Diana Yıkanmasını Bitiriyor”, François Boucher, 1742, Louvre Müzesi-Paris
“Mars, Venus ve Aşk”, Peter Isaaces, 1600, Sanat Tarihi Müzesi-Viyana
 “Venüs ve Adonis”, Bartelemeos Springer, Sanat Tarihi Müzesi-Viyana
“Adem ile Havva", Hans Memling, 1485, Sanat Tarihi Müzesi-Viyana
“Meyve Sebze Tüccarı”, Louise Moillon, 1630, Louvre Müzesi-Paris
 “Venüs ve Cupid”, Lorenzo Lotto, Metropolitan Müzesi-New York
“The Virgin and Child”, Pieter Coeck van Aelst, Ulusal Galeri-Prag
“Konser”, Gerard van Honthorst, 1624, Louvre Müzesi-Paris
“Beş Günah”, Johan Baeck, 1637, Sanat Tarihi Müzesi-Viyana
“Romalı Asker”, Jean Drovais, 1785, Louvre Müzesi-Paris
“Altınla Yıkanan Danae”, Titien, Louvre Müzesi-Paris
 “Danae”, Titien , 1560, Sanat Tarihi Müzesi-Viyana
“Venüs ve Mars”, Paris Bordone, 1571, Louvre Müzesi-Paris

Yorumlar

Ayın en çok okunanları:

Ömer Muz: "Resmettiğim İstanbul, Sait Faik’in, Orhan Veli’nin, Salah Birsel’in İstanbul’u...

Oniki Adalar'ın üç gülü: Symi, Leros, Kalymnos

Biorezonans nedir? Op. Dr. Hasan İlkehan: "Biorezonans geleceğin tıbbı olarak adlandırılabilir..."

Cem Şen: "Eğer bir öğreti, özünü bir parçacık bile yitirmeden her koşula uyum sağlayabiliyorsa o zaman gerçek bir öğreti demektir."

Thassos Adası: Yanıbaşımızdaki tatil cenneti

Gerçek bir Monakolu iseniz işsizlik, parasızlık gibi sorunlar size yasak. İşsiz kalmayı başarmışsanız devlet size her ay 2000 Euro’luk gıda yardımı yapıyor, kalacak ev veriyor ve iş kurmak için işyeri ve kredi veriyor.

Bu Blogda Ara