Murat Erkan: "Çağdaş kelimesinin anlamını çözemedim ben!"

 Murat Erkan ve Serkan Azeri  ile cumartesi kahvaltısındayız.
Arkamızda Erkan'ın son çalışması  duruyor. İlk görenler biziz...


Cumartesi sabahı  sanat tarihçisi dostum Serkan Azeri  ile birlikte ressam  Murat Erkan’ın İdealtepe’deki atölyesine gittik. Lezzetli bir kahvaltı eşliğinde ben Murat Erkan’la röportaj yaparken Serkan da saptamalarıyla röportajımızı zenginleştirdi.

Murat Bey İstanbul’a ne zaman geldiniz?
ME- Sivas’ta doğdum. Sık sık İstanbul’a gelip giderdik. 1980’den beri ise İstanbul’da yaşıyorum. 

Sivas’ın sanat yaşamınıza nasıl katkıları oldu?
ME –  Çifte minareli Medrese ve Keykavus’un Şifaiye Medresesi  hemen evimizin karşısındaydı.  İç dünyamızda hep canlı kalmışlar demekki daha sonra eserlerimde ortaya çıktılar. Selçuklu’yu severim. Kendime daha yakın bulurum. Selçuklu kendi biçimini, saf mimarisini oluşturmuştur. Selçuklu  sanatı içinde resim ve minyatür vardır. Portalindeki çift başlı kartal ve doğan kuşu  kabartmaları ile ünlü, Unesco'nun dünya miras listesinde yeralan Divriği Ulucamii ve Şifahanesi de Selçuklu dönemine aittir.

SA- Anadolu’ya İran üzerinden gelen Türkler geçmişten kültürel birikimleriyle geldiler. Anadolu’da daha önce egemen olmuş medeniyetlerin mimari eserleriyle karşılaştılar. Kendi mimari bilgileriyle  Anadolu’da karşılaştıkları medeniyetlerin mimari yapıtlarının formlarından etkilenerek kendi özgün çizgilerini aramaya çalıştılar.

Zihninize yazılanlar  tuvalinize  nasıl  yansıyor?
ME- Ben görürüm. Zihnime yazar, giderim. Önemli olan sentezini yakalayabilmek.

İstanbul size nasıl görünüyor?
Bir keresinde Floransa’da  17 gün kalmıştım. Atatürk Havalimanı’na indiğimde torağı öpmek geldi içimden. İstanbul dünyada karşılığı olmayan bambaşka bir şey.

İstanbul için bir hayal projeniz var mı?
Belediye Başkanı olmadığım için yok. Hayatımın sonuna kadar kendi bulunduğum çevrede yaşamayı düşünüyorum.  İstanbul’u denize çok yakın yaşıyorum 35 yıldır. Bu böyle de gidecek.

Araştırma yönünüz çok.
ME- Çıkayım da bugün araştırma yapayım değil. Fotoğraf makinesiyle dolaşmam. Aynı yerlere sık giderim. Eminönü –Beyazıt arası tarihi yarımadada çok dolaşırım. Bu yaşa geldik. Kabe ziyareti gibi…  Oğlum Murathan ‘la ayda bir müze gezmezsek rahat edemem. Galata’da, Beyoğlu’nda da rakımı  içerim…

İçkiyle aranız iyi mi?
ME-Öğleden sonraları  içtiğim bir kadeh rakıyla çalışmaya başlarım. Ara vermeden yoğun çalışırım. Kafamda bitirmişimdir resmi zaten.  Eskiz ve desen önçalışması yapmam. Not almam. Program yapmam.  Tasarımlarımı anlık hazırlarım. Hızlı düşünürüm. 

180 x 100 cm
Resimlerinizde Rönesans figürleri var.
SE –Tablolarında renk perspektifiyle derinliği yansıtırken aynı zamanda Rönesans ustalarına karşı beslemiş olduğu ilgisi ve altın oran kavramına yönelik beğenisi kadın figürleriyle birlikte kompozisyonları içinde geometrik boyutta derinlik etkisi veren çizgisel yapılandırmalarla da karşımıza  çıkıyor.
ME- Resimlerimde anıtsallık vardır. Merkeze oturur figür. Ortadan etrafa dağılan bir kompozisyon anlayışı vardır.
SA- Kompozisyonlarında yerleştirdiği  elemanlarla  simetriyi bir anda asimetrik konumlandırdığı figürlerle kırarak kompozisyona farklı bir dinamizm katıyor.

Resimleriniz rüya gibi,  düş gibi.
SA- Lirik bir tadı var. Şiirseller…

Tuval üzeri yağlı boya, 150 x 130 cm.
Bu fırça darbeleri ne zaman başladı?
97’den beri başladı resmime girmeye.
SA- Puantilizm…

Yaşama sevincinizi gösteriyor bana göre… Yaşamı seviyor musunuz?
Benim için havada kalan cümleler. Ben kendimi ve yaptığım işi seviyorum. Taviz vermeden ne istediysem yaptım. Yaşam tarzımdan vazgeçmedim. Hiçbir işte çalışmadım. Kendi işimi kendim yaptım. Yönlendirilmek bana göre değil.

Resim piyasasında bir yönlendirme görüyor musunuz?
Tamamiyle. Az buz değil. Bazı galericilerin kendi müşteri portföyüne göre, piyasa koşullarına göre sanatçıların özgür iradesinden çok, sanatçıları satabilecekleri  tarzda işler adına yönlendirdiklerini görüyorum.

Bunun sanata etkisi nasıl oluyor?
Olumsuz.  Gerçek sanatını ifade edemiyor.
SA- Sanatçı kendine yabancılaşıyor.

Contemporary’deki bazı çalışmalar bana çok “yaptım oldu” çalışmalar gibi geldi.  Kavramsal sanat hakkındaki düşünceleriniz nedir?
Ben biran önce dışarı çıkma isteğiyle doldum.  Siz izleyicisiniz. Düşünün…  Ben sanatçı olarak etkilendiğim bir şey göremedim. Yeni nesil ne yapsın? Ne  yazıkki  bunları örnek alıyor. Zaten çağdaş kelimesinin anlamını da çözemedim ben.  Anlamı “güncel” ise yarın ne olacak? 

Tuval üzeri yağlı boya, 120 x 110 cm.

Sanatçı ölmeden sanatçı olarak adlandırılabilir mi sizce?
Sanatçı diye bir şey yok. Resim emekçisi var.  Sanatçı varsa eğer, adını  daha sonra sanat tarihi koyar.

SA-Tarih affetmez. Tarih içinde ilerleyen süreçlerde uzmanlar tarafından sanat tarihi yazımında doğal olarak eleneceklerdir.

ME- Tarihin torpili yok.

Triptik, 3 x 1 m.

Sanat insanı ne kadar mutlu eder?
Sanattan ne anladığına bağlı. Benim başka türlü yaşama isteğim yok. Olmazsa olmaz benim için.  Güncelle ilgilenmiyorsun evrenseli  kavrıyorsun. Bütünü algılayınca günlük ayrıntılar seni  çok mutsuz edemiyor…

SA- Eğer bir insanda sağlıklı bir sanat kültürü varsa, iyi bir izleyiciyse bir sanat yapıtıyla karşı karşıya geldiğinde o yapıtın görsel ideolojisiyle birlikte içerik boyutunda gönderme yapmış olduğu kavramları kavrayabilir. Ve sanat yapıtından almış olduğu bu kazanım ile kendi hayatı ve toplum üzerine düşünmeye başlayabilir. Dönüşüm bu noktada başlıyor işte. Sanat yazıdan önce vardı…

Bir sanatçı eserini oluştururken entelektüel boyutta kendini geliştirmiş oluyor. Sanat yapıtında karşılaştığı sentezi fark edebilirse kendi dönüşümünü gerçekleştirirse mutlu olur. Duyarlı olursa, iyi bir izleyici olursa bu gerçekleşir.

ME-Doğru örneklerle karşılaşmaları gerek. Kötü örnekler ne olacak?
SA- Merak ilgiyi, ilgi de bilgiyi uyandıracağı için ilk basamak olarak merak uyandırması anlamında düşük seviyedeki örnekler de önemlidir. Bu örnekler aracılığıyla canlanan merak ilgiyi beraberinde getirip araştırma yapmaya yönlendireceğinden bu araştırma süreci içerisinde daha farklı boyuttaki sanat yapıtları ile izleyici doğal olarak karşılaşacaktır.

ME- Yaşam standardı yüksek bir aileden örnek vereceğim. Önce evinin duvarlarında reprodüksiyonlar gördük. İkinci aşama sokak ressamlarından aldıkları resimlerdi. Daha sonra galerileri gezip özgün çalışmalar aramaya başladılar. Ve son aşamada ailenin iyi eğitim alan çocuklarının sanata yatırım yapmaya başladığını gördük.

www.muraterkan.net

Sanat eğitimi nasıl olmalı?
ME-Çocuk akademik disiplinden geçmeli. Alışveriş merkezlerinde sanat atölyeleri yaptıklarını görüyorum. Çocukların eline boyalar kağıtlar veriliyor. Yap ne istiyorsan diyorlar…  Özgürlük böyle olmaz. Önce alfabe öğrenmeden  konuşamazlar. Akademik sıralama şöyledir. Usta çırak ilişkisine sadık kalarak desen çalışmak. Ustalardan yorumlar,  modelden figür çalışmaları yapmak, canlı doğa karşısında doğayı yorumlamak gerek. Daha sonra da yağlıboya denemeleriyle öğrendikleri ni özgür iradesiyle uygulamak…

Kahvaltı için, bu güzel sohbet için teşekkür ederim.
ME- Her zaman beklerim…

Yorumlar

Ayın en çok okunanları:

Ömer Muz: "Resmettiğim İstanbul, Sait Faik’in, Orhan Veli’nin, Salah Birsel’in İstanbul’u...

Oniki Adalar'ın üç gülü: Symi, Leros, Kalymnos

Biorezonans nedir? Op. Dr. Hasan İlkehan: "Biorezonans geleceğin tıbbı olarak adlandırılabilir..."

Cem Şen: "Eğer bir öğreti, özünü bir parçacık bile yitirmeden her koşula uyum sağlayabiliyorsa o zaman gerçek bir öğreti demektir."

Thassos Adası: Yanıbaşımızdaki tatil cenneti

Sıdıka Rodop: "Mücevher tasarımında zamansızlık, işlevsellek, yenilikçilik kavramları biraradadır."

Bu Blogda Ara