Evren Gül "Sanatla insanların kendilerini dönüştürebileceklerine inanıyorum..."

Evren Gül, ilginç, sürpriz dolu, çok renkli çalışmalarıyla dikkatimi çekmişti. Konuşması da keyifli bir insan. Samimi bir sohbet oldu... 

Sanatsal sürecini anlatır mısın? 
2010'a kadarki süreçte ve 2010 yazındaki üretimlerim ve sanat anlayışım arasında bayağı fark var. Otuz yıldır Koln’de yaşayan sanatçımız Sabahattin Şen, beni Avrupa çağdaş sanatıyla tanıştırdıktan sonra gördüklerim, burada benim deneyimlediğimden ve gözlemlediğimden çok daha renkli, basit ve yaratıcı idi. Belli bir entellektüel veya elit kesimden ziyade, herkesle iletişim kurma özelliğine sahip ve nedense içinden daha fazla insan tınısı alabildiğim bir özellik taşıyorlardı. Ve yine benim burada algıladığımdan çok daha sınırsızdı. 2010 yazında birikimlerimi belli bir yere getirip ulaştığım noktadan öte gidebilebilecek bir yer ararken  Sabahattin Şen "her şeyi bozmamı" telkin etti. 
Elimdeki birikimleri bozarken birden sıçradım. Artık neredeyse evi sökmeye başlamıştım. Sanki ulaşmaya çalıştığım şey kendim olmuştum. Başladıktan oniki yıl sonra kendimi kucaklamayı başardım. Çıkan seriye “Kavuşma ve Arda Kalanlar” adını verdim. Bahsettiğim noktadan sonra artık resim yapmaktan çok sanat deneyimleri yaşadığımı itiraf edebilirim. Başka bir boyut sözkonusuydu artık... 

Bu boyutu anlatabilir misin?
Merkezi resim olmak üzere belli teknik kaygılardan ziyade, kendimi sanata dair çok daha olanaklı, tasarım ve dönüştürme gücü çok daha zengin ve geniş bir perspektifle algılamaya başlamamı kastediyorum. Bu bana daha çok hayat veren bir şey oldu.

"Şifa", 35x50 cm., Karton üzerine karışık teknik, 2010
"Kavuşma ve Arda Kalanlar" serisinde kullandığın malzemeleri resme dahil etmişsin...
İşimle ilgili dönüşüm sürecini yaşarken aslında çoğunlukla içgüdüsel olarak o zamana kadar yaşantımda yeralan gerek çalışmış olduğum malzemeler, gerekse özel hayatımdan arda kalan eşyaları birarada görerek üretme gereksinini hissettim. Aslında çok da bir şey hatırlayamıyorum. Akış süreci çok yoğundu, Sürekli üretiyordum. Bahsettiğin çalışmalarımda geçmişi iyileştirmeye,  sanatla iyileşmeye dair yara bantlarını sık sık koyma ihtiyacını hissettim. Bu şifa arayışı, "Kavuşma ve Arda Kalanlar" serisi resimlerinde gerek doğa unsurları, gerek bez parçaları ile kendini sürdürdü.   Ben insanların sanatla kendilerini dönüştürebileceklerine inanıyorum...

"Soyutlama", 35x50 cm., Karton üzerine karışık teknik, 2010
"Soyutlamalar" serinde istanbul’u görür gibi oldum. Çok renkli…
Onlar aslında Kadıköy Balık Pazarı girişi ve Beyoğlu İstiklal Caddesi resimleri olarak çıkışlarını yapmışlardı. “Kimse Gelmeyecek” ve “Tünele Doğru” sergilerime de konu olmuşlardı.
Dönüşümümle birlikte bunlar da dönüşüp soyutlaştılar. Hatta yer yer iyicene çözülüp arda kalan çözeltiler olarak resimsel dillerini buldular. Ya da benim yeni bir sayfaya dair üzerlerini beyaz boya katmanlarıyla kapatmamla birlikte soyutlandılar. Burada aslında sanatımla kurmuş olduğum ilişki biçimlerine dair ipuçları vermiş oluyorum. Çünkü verdiğim yapıtlar iç süreçlerimle ilgili daha çok. Benim iç süreçlerimden çıkarak sosyal anlamlarını bulma olasılıkları çok daha yüksek. İstanbul bir türlü kurtulamadığımız kaotik yapısıyla sürekli bir dinamiği ve titreşimi kendinde barındıran bir şehir. İnsanın çoğu zaman içinde kendini "kayıp" hissetmesi içten bile değil. Sanatımla İstanbul’la kurmuş olduğum ilişkide ilkönce birinci elden deneyimlediğim semtler üzerinden giderken daha çok yalnızlık ön plandaydı. Bu yalnızlığın dönüşmesini, benim hayata giderek daha çok katılmam ve çoğalmamla birlikte resimlerimdeki baskın dokunun büyük bir veri ağına doğru evrildiğini gördüm. Demekki bilincim daha tümel bir yapıya doğru gidiyor.

İstanbul'la ilgili hayal projen var mı?
Açıkcası yok. Fakat bir defa şöyle bir düşüncem olmuştu. Çok gündemde olan Haydarpaşa Garı’ndaki trenlerin geçerken mekana üç boyutlu olarak yansıtılmış Atatürk yüzü içinden geçip gidebilmesini düşlemiştim. Bu tarz teknolojik düzenekler varmış ama ben çok rastlamadım. Bu gerçekleştirilebilir bir enstallasyon, aklımın bir köşesinde duran bir projeydi. Çünkü Atatürk’ün demiryollarıyla ilgili hassasiyetini biliyorum. Büyük petrol lobilerinden çok, halka hizmet eden oldukça pratik bir ulaşım demiryolları. Ülke olarak maalesf üstünde duramadığımız bir konu. Atatürk’ün o kararlı, sanki olmakta olanın daha ötesine bakan gözlerinin içinden geçen trenler benim de gözlerimin önünden geçmişti. Paylaşmak istedim.

"Arda Kalan", 30x35 cm. , Ahşap üzerine karışık teknik, 2010
Ne güzel ifade ediyorsun. Sanatçı bu olsa gerek... Sana göre kimdir sanatçı?
Hiç başka bir şey olmaya çalışmadığım için böyle bir sorunun cevabını verebilmem için kendimin dışına çıkmam gerekiyor. Anadolu bilgeliğinde güzel bir söz vardır. Haddime değil ama yine de söyleyeyim: “Kaydı, kayıttan azade olan anlar” derler… Gerçi bu yolla bir anlamda sanatçı oluşumu da onaylamış oluyorum ama bunlar öyle ağzı çok laf yapmakla olabilen şeyler değil, sorumluluk ister… 

Yaptığım en güzel röportajlardan biri oldu bu… Aşktan sözedelim mi?
Birçok boyutu  olan, birçok boyutta deneyimlenebilen oldukça güçlü bir manevi yaşantı aşk. Bir dönem çok sarmıştım. Aşk hayatımın neresinde diye… Fakat bunu illa bir kadın-erkek ilişkisi olarak kastetmiyorum. Dünyada şu an yükselmekte olan manevi değerlerle birlikte ben de kendim için bunu anlamayı, anlamlandırabilmeyi bir dönem oldukça fazla talep etmiştim. Aşkın yaşamımın neresinde  olduğunu epey sorgulamıştım. Sanki hayattan bir cevap alırcasına bir gün bir arkadaşım  “Evren, insan ne arıyorsa odur derler” demişti bana… En büyük şükranlarımdan birisi evrendeki yerimi doğru bulmuş birisi olduğumu düşünmemdir. İşimi yaparken o ilişkideki hararet arttıkça bu halin beni almasını ve onun içinde eriyip yokolmak istediğimi çok hissettiğim olmuştur. 

"Şifa", 35x50 Karton üzerine karışık teknik, 2010 
Sanatın günlük yaşamdaki yeri ne olmalı?
Bu sorunun geldiği çok iyi oldu. Çok sınırlandırılabilir bir konu değil bu. Sanatçıların kişisel mizaçları ve hayata bakışları çok önemli. Aslında sanat uzun soluklu hedefleri olan, sentezler ve bulgular hedefleyen sanatçılar için öyle çok da günlük hayatın pratiklerini kaldıran bir şey değil. Sabah kalkacaksın, sporunu, kahvaltını yapacaksın. Günlük işlerini halledeceksin, elin değmişken şunu şunu da halledeceksin sonra da sanat yapmaya başlayacaksın. Yok böyle bir şey. Sanat tarihinin 80 ya da 100 yıl önce belki bir anlamda yaratıcılığı beslemek adına oluşmuş bohem sanatçı  modelini yaşadığımız çağ artık çok kaldırırır durumda değil. Belli bir düzen ve  sorumluluk anlayışıyla insanların günlük ihtiyaçlarını karşılama sorumluluğu daha baskın. Sanatçıların daha sistemli olabilmeleri gerekiyor. 

Sistem mümkün olabiliyor mu peki? 
Hem bu duygularla hem de esrimelerle muhatap olup hem de yaşamlarının her yönden  sorumluluğunu taşıyıp bunları yetkin bir düzeyde sürdürebilmesi zor.  Bu noktada sanatçılar için rahatlatıcı olan,   ülkemizde giderek sanatın hayata, hayatın da sanata daha çok katılmaya başladığını görmek... Bu sanatçıları yalnızlıktan kurtaran, sosyal yapının sanatla daha çok alışverişte bulunmasını sağlayan bir şey. O yüzden özellikle ülkem adına gidişattan memnunum. Daha iyi olmalı. Sanatın günlük hayata daha çok katılmasına taraftarım. Ben kent meydanlarında çocukların üzerinde oynadığı heykeller, içlerinde kayboldukları enstallasyonlar, daha renkli binalar ve özellikle doğayla bütünleşen tasarımlar görmek istiyorum. Blogunuzun da bu amaca hizmet ettiğini söyleyebilirim. 
İyi bir şey bu. Teşekkür ederim. 

evrengul1@gmail.com
Evren Gül, 1978 İstanbul doğumlu. 1999-2004 yılları arasında Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü’nde öğrenim görmüş, 2009’da başlattığı Işık Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sanat Kuramları ve Eleştiri" yüksek lisans programına devam ediyor.   

Kişisel Sergiler:   
2007 Barış Manço Kültür Merkezi, İstanbul
2008 Galeri Artist “Kimse Gelmeyecek”, İstanbul
2010 Galeri Binyıl "Tünele Doğru", İstanbul
2008 Lily Diyabeti Yaşıyoruz Resim Yarışması Birincilik Ödülü

Karma Sergiler: 
2002 M.Ü.G.S.F. Resim Bölümü Öğrencileri Fakülte Sergisi, İstanbul
        M.Ü.G.S.F. Resim Bölümü "ATIKLAR" WorkShop Fakülte Sergisi, İstanbul
2004 M.Ü.G.S.F.Resim Bölümü Koridoru "Devabil Kara Atölyesi" Fakülte Sergisi, İstanbul
2006 Dünya Barış Günü 3. Karma Sergisi, DMS Sanat Galerisi, İstanbul
2007 Bahariye Sanat Galerisi "Ne içindeyim Zamanın Ne de Büsbütün Dışında", İstanbul
         Bahariye Sanat Galerisi “İnsan Hayal Ettiği Müddetçe Yaşar”, İstanbul
         Oyun Atölyesi Karma Sergi, İstanbul
         Karga Art “Kargaşa”, İstanbul
2008 Kuzguncuk Sanat “Midye ve Balık”, İstanbul
2009 Bahariye Sanat Galerisi “Temas”,İstanbul
         CKM “Atölye İzleği”  İstanbul
         Ütopya Platform “Dört Yol” İstanbul
2011 International Art Center, “100 Genç Yüz”, İstanbul

Linkler:               
 www.eniyi100film.com (sinema yazıları yayımlanmaktadır).

Ayın en çok okunanları:

Ömer Muz: "Resmettiğim İstanbul, Sait Faik’in, Orhan Veli’nin, Salah Birsel’in İstanbul’u...

Oniki Adalar'ın üç gülü: Symi, Leros, Kalymnos

Biorezonans nedir? Op. Dr. Hasan İlkehan: "Biorezonans geleceğin tıbbı olarak adlandırılabilir..."

Cem Şen: "Eğer bir öğreti, özünü bir parçacık bile yitirmeden her koşula uyum sağlayabiliyorsa o zaman gerçek bir öğreti demektir."

Thassos Adası: Yanıbaşımızdaki tatil cenneti

Sıdıka Rodop: "Mücevher tasarımında zamansızlık, işlevsellek, yenilikçilik kavramları biraradadır."

Bu Blogda Ara