Farklı mekanlar, farklı nesneler, farklı insanlar... Şebnem Altuntaş'ın "Gölgeler"inde buluşuyor...


Onun resimlerini gördükten sonra gölgeleri kovalar oldum. Uzayan, kısalan, çakışan, deforme olup sahibine yabancılaşan gölgeler... Neler düşündürüyor, neler? Sağol be Şebnem Altuntaş! Zaten gözleri sık sık dalıp giden hayalperestin tekiyim... Şimdi elektrik direklerine daha sık çarparım sayende artık... Az dikkatim vardı o da gitti gölgelere takıldı...

Sahi sen ne zamandan beri takılıyorsun bu gölgelere?
Senelerdir desem abartmış olmam. Çocukluk yıllarımda gölgeler bana farklı şeyleri çağrıştıyordu. Çocuk algısı işte... bambaşkadır bilirsiniz, hayalleri geniştir... dünyayı bambaşka yorumlar ve düşünürler. Ben gece herkes uyurken pencerenin dışından vuran sokak lambasının ışığıyla oluşan gölgeleri seyrederdim. Ağaçların odamın içine yansıyan gölgelerini içeri girmek isteyen acayip yaratıklar olarak düşünür biraz korkardım. Çocuk aklı işte... Şimdi gölgeler tuvallerime aktardığım ana ögelerinden birini oluşturdular. Sanki gölgelerdeki insanlar, hayvanlar, direkler tuvalden çıkacak ve tekrar faklı biçimlerde hayatın içine dalacaklar... fark ettirmeden hayata sızacaklar.

En çok neyi kovaladın? Işığı mı, gölgelerin sahiplerini mi?

Gölgeler, dönüştüklerinde aynı karede aynı renk ve durumda oluyorlar. Hepsi birbiriyle çakışıyor, değişiyor, biçimleri deforme oluyor. Gölgelerimdeki anlık yakalanmış, gerçekçi görüntülerinden farklılaşmış, uzayan, insan ve diğerlerini yaşamın hareketini, şehrin karmaşasını farklı kültürlerden insanları, kedileri, tramvay direklerini kısacası her şeyi kovaladım... bundan sonra da peşlerini bırakmayı düşünmüyorum. Zamanı, anları, gölgelerin sahipleriyle buluşturan  ressamların ilham kaynağı “ışığı” hep bekleyeceğim. Birbirine yabancı, farklı karakterlere, düşüncelere sahip gölgelerin sahiplerini de...

Resmettiğin gölgeler sahiplerini gölgede bırakmış.. Resimlerin “an”ları yakalayan çok estetik tasarımlar... Bu seri için ne zamandan beri çalışıyorsun?
2009 yılında açtığım 10. kişisel sergimde gölgelerden esintiler vardı. O günlerde İstanbul’un farklı semtlerine gidiyor, yolculuğum sırasında fotoğraf makinemle birçok görüntü yakalamaya çalışıyordum. Bir de baktım ki fotoğraf makinamı yere doğrultup sadece direkleri, insanları, yerdeki gölgeleri çeker olmuşum. Durak tabelaları, istasyon adları. Yolculuk seyir defteri dedim önce buna... Daha sonra tuvale aktarıp birkaç çalışma yaptım. Aynı kent, farklı insanlar, farklı mekanlar... Gölgelerini bir araya getirmiş oldum. Birkaç senedir düşüncelerimde vardı. Hep yapmak istiyordum. Ve şimdi zamanı geldi ve “Gölgeler”serisi oluştu.

İkili, dörtlü tuval gruplandırmalarını neye göre yaptın?
Her şey  net aslında.  Yaşadığımız zaman zor, hareketli... Her şey çok çabuk yaşanıyor ve tüketiliyor. Tuvallerin yanyana gelmesi raslantı değil. Resimsel karşıtlığın bir uyumu. Soğuk-sıcak renkler... büyük-küçük gölgeler gibi... Resimsel kuralları içinde "Gölgeler" farklı insan, mekan ve kültürleri biraraya getiriyor... Sanki herkesi her nesneyi eşitliyor, birarada tutuyor.

Heykellerini ilk kez mi sergileyeceksin?
Evet ilk kez... Senelerdir yapmak istediğim bir şeydi hayranı olduğum dalda çalışabilmek. Ben heykel eğitimi almadım. Fakat okuldayken heykelde okuyan arkadaşlarımın yanına giderdim sık sık... Çamur yapmalarını izlerdim heykel atölyesinde. Temel sanat eğitimimiz sırasında hocamız Özer Kabaş bize bir ressamın resminden çamur ile heykel yaptırmıştı. O zamandan beri üç boyutlu işlere hayranım. Heykel yapmak ve sergilemek için “Gölgeler” sergim bahane oldu.

Heykel malzemen nedir? Boyutları nasıl? Onlar da mı gölge izdüşümleri?
Heykel malzemem  üç milimetre kalınlığında demir kesimler. Gölgeleri önce tuvallere aktardım, daha sonra da tuvalin içinden demirlerle üçüncü boyuta çekip çıkardım.
“Gölgeler” serisi heykelleri, farklı bakış açılarıyla tekrar, tekli ve ikili gruplar halinde sergi mekanına yerleştirilecekler. Bazıları kaide üzerinde bazıları da mekanda yerde duracak. İzleyicilerin arasında....

Sergini dört gözle bekliyorum. Klasik sorumu da sorayım: Beş duyunla kendi İstanbul’unu tanımlar mısın?
İstanbul deyince kalbim hep hızlı atar. "Herşeyden vazgeçiyorum" dediğimde bana hep yeniden başlama arzusu veren, üzüldüğüm, sevindiğim, sevdiğim, sevildiğim, paylaştığım şehir... Boğaz Köprüsü’nden her geçişimde gözlerim dolar.

Bir sevgiliden birkaç günlüğüne ayrılırmış gibi, şehirden ayrılırken de bir hüzündür basar beni. Şehrime tekrar dönmek ise yeniden canlandırır. İstanbul benim doğduğum, doğurduğum, havası, kokusu, köprüleri, tramvayları, simitçileri, ter kokan otobüslerini bile sevdiğim özlediğim şehir. O benim. Gün batımında altın gibi parlayan camları ile şahane silueti, ışıkları ve tüm gölgeleriyle benim. o... ben de onun...

Jacques Brel “Ne me quitte pas!” şarkısında sevgilisine “Köpeğinin gölgesi oliiim, terketme beni” diyor!  Sen kimin gölgesi olmak isterdin?
Aşk keşke şarkı sözlerindeki gibi olsaydı...  Hele bu şarkıdaki gibi bir aşk olsaydı... Sevince insan terk edilme korkusu yaşıyor. Ben bunu hiç yaşamadım. Ama hayatta hiçbir şey bizim değil ki zaten!
Bazen terk edilirsin,  bazen terkeden sen olursun. Hayatta her şey, uzun zaman bizim olacak diye bir şey yok. Kalıcı olan, üretmek ve anılarda hoş bir seda ve hatıralarda güzel bir gülümseme bırakabilmektir.  Başkalarına haksızlık etmeden, bencillik yapmadan, hoşgörüyle yaşamayı becerebilsek...  Kimsenin zamanını çalmadan ya da kölesi olmadan yaşayabilmek isterim. Yalnız da olmak istemem ama... İstanbul, kızım ve sevdiğimle, gölgelerimle...


Şebnem Altuntaş, 1968 yılında İstanbul’da doğdu. 1986’da girdiği Mimar Sinan Üniversitesi Güzel  Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü’nde Neşe Erdok ve Adnan Çoker atölyelerinde eğitim alarak 1990’da “en iyi derece ile” mezun oldu. Litografi, gravür, serigrafi baskı eğitimlerinin çalışmalarına yansıması yoğundur. 

1994 -1997 yılları arasında Mimar Sinan Üniversitesi Sosyal Bilimler  Enstitüsü’de Prof. Devrim Erbil danışmanlığında sürdürdüğü yüksek lisansı sırasında “Empresyonizmin Türk Resmine Yansıma Biçimleri ve Yerel Üsluplaşmalar” konulu bir de tez hazırlayan sanatçının eserleri  bugüne kadar onlarca karma sergide yer almıştır. Halen çalışmalarını Taksim’deki atölyesinde sürdüren Şebnem Altuntaş “Gölgeler” adını taşıyan 7. Kişisel resim sergisini  12 – 27 Temmuz 2012 arasında Çukurcuma Artist Sanat Galerisi’nde açmıştır.
















Ayın en çok okunanları:

Ömer Muz: "Resmettiğim İstanbul, Sait Faik’in, Orhan Veli’nin, Salah Birsel’in İstanbul’u...

Oniki Adalar'ın üç gülü: Symi, Leros, Kalymnos

Biorezonans nedir? Op. Dr. Hasan İlkehan: "Biorezonans geleceğin tıbbı olarak adlandırılabilir..."

Cem Şen: "Eğer bir öğreti, özünü bir parçacık bile yitirmeden her koşula uyum sağlayabiliyorsa o zaman gerçek bir öğreti demektir."

Thassos Adası: Yanıbaşımızdaki tatil cenneti

Gerçek bir Monakolu iseniz işsizlik, parasızlık gibi sorunlar size yasak. İşsiz kalmayı başarmışsanız devlet size her ay 2000 Euro’luk gıda yardımı yapıyor, kalacak ev veriyor ve iş kurmak için işyeri ve kredi veriyor.

Bu Blogda Ara