Melody De Visscher: “Üç sene sonra bile İstanbul’da beni hala heyecanlandıran ve şaşırtan o kadar çok şey var ki!”


Melody de Visscher’in blogu “Istanbulle” uzun zamandır yüzümde hep bir tebessümle okuduğum bir blog. Şimdilerde Türkçesini de yayına koydu: İstanbulcum!
Melody kim mi? Türkiye’ye aşık olup İstanbul’da yaşamaya başlayan Belçikalı bir gazeteci. Moda'dan komşum. Aynı şeyden hoşlanıyoruz ikimiz de: lisan...

Onunla tanışmak ve İstanbul’u kendine göre yaşayan ve şehre kendi özgün rengini katan insanları anlatan blogum “birbaskaistanbul” da yer vermek kaçınılmazdı.

Niçin ve ne zamandan beri İstanbul’da yaşıyorsunuz? Niçin Moda?
11 Eylül 2001’e kadar uzanan bir hikaye bu! Kuşadası’nda tatil yapıyordum. Herkes Amerika’daki terrörist saldırıyla meşguldü. Ben hariç! Garip bir his içindeydim. Türkiye’ye ilk kez geliyordum ama her şey tanıdıktı. Manzarası, mutfağı, insanları, dili, işaret levhaları… Bu öyle güçlü bir duyguydu ki o günden sonra Türkiye düşüncelerimden hiç çıkmadı. Öyle ki bu “déjà vu” hissi bana buraya gelip Türklerle yaşamak gibi deli bir hayal kurdurmaya başlatmıştı. Sekiz yıl sonra, üç aylığına buradaki yaşamı denemek için İstanbul’a geldim. Bu şehir beni diğerlerinden daha çok çekiyordu. Çünkü kültür başkentiydi ve ziyaretçilerini sarhoş etmek gibi bir şöhreti vardı. Önce Tarabya’da sonra Cihangir’de yaşadım. Sonra Yeşili, sukuneti ve stratejik konumu itibariyle Moda’yı seçtim.

Türkçe öğreniyorsun. Zor gelmiyor mu?
Türkçe benim beşinci lisanım ve en zor öğrendiğim! Grameri hiçbirine benzemiyor, ne Fransızca, ne Hollandaca, ne İngilizce ne de İspanyolca’ya. Okulda latince öğrenmiştim, bunun için sapmaları anlayabiliyorum. Ama ötesi, odaklanma ve sabır gerektiriyor.

Türkçe’de ve Fransızca’da en çok kullandığın kelimeler hangisi?
Dilde abartmaya eğilimli olduğum için Fransızca’da sanırım“bayılırım” ya da “korkunç” kelimelerini çok kullanıyorum. Türkçe’de ise sıklıkla “öyle mi?” diyorum. İstanbul’da üç yılım dolmuş olmasına rağmen, beni hala çok heyecanlandıran ve şaşırtan o kadar çok şey var ki!

Blogun çok güzel, özellikle üslubun. Ne zamandan beri yazı yazıyorsun?
Mersi! Maceralarımı anlatmaya başlayalı iki yıl oldu ama blogum sadece birkaç aydan beri aktif.

Mesleğin ne?
Sürdürülebilir kalkınma ve doğal yaşam konusunda uzman serbest gazeteciyim.

İstanbul’da neyi doğal ya da suni buluyorsun? Doğal olmayan ne?
İstanbulluların yardımsever bir doğaları var. Nereye gidersem gideyim, insanlar her daim bana bilgi vermeye hazırlar. Buna karşılık, doğal bulmadığım, hatta sevmediğim bir şey varsa o da herkese, en olmayacak kişilere bile “canım", "tatlım" ya da "şekerim" diye hitab ediyorlar. Hatta nefret ettiklerine bile! Bunu riyakar ve yapmacık buluyorum.

Okuyucuların kimler?
“Istanbulle”okuyucuları frankofon. Türk ya da yabancı, benim gibi İstanbul ve Türkiye aşığı kişiler. İstanbul’da yaşamış olanlar, halen yaşayanlar ya da yaşamayı hayal edenler... Birçoğu da ilk kez İstanbul’a gelmeye hazırlanıyor.


Fotoğraf: Sophie Hunter
İstanbul’u 5 duyunla tanımlar mısın? Koku, ses, görünüm, tat ve dokunuş olarak sana ne ifade ediyor?
Bu soruyu çok sevdim çünkü İstanbul’un çok şehvetli bir şehir olduğunu düşünüyorum. Duyular burada her an faal. 
Görüntü: Hiç şüphesiz İstanbul’un olağanüstü ışığı ve değişen renkleri.
Ses: müezzinin ezan okuyuşu, martılar ve vapur sesleri. 
Tat: krallara layık süt kreması “kaymak”. 
Dokunuş: sokakta okşadığım bütün kediler. 
Koku: tam olarak tarif edemem. Benim için Türkiye’nin tipik bir kokusu var. Bu mutluluğun kokusu olmalı!

Biraz Türkçe bildiğine göre aşağıdaki semtler için birer kelime söyler misin?
Cihangir : tam tarzım
Moda: sakin
Sultanahmet: turistik
Bebek: kokoş
Adalar: rahatlatıcı
Taksim: kalabalık
Fatih: geleneksel

Başarı tanımın nedir?
Bana göre başarı sevdiğin şeyleri yapabilmektir. Bunu gerçekleştirebilmek için rüyalarını takip etmen, içinin derinliklerini dinlemen ve ona inanman yeterli. Ondan sonra hayat daha rahat akar!
Başarının tanımı ne yazık ki herkes için aynı değil... Süratle geçen yılların ve günlük yaşamın içinde kaybolup gitme alışkanlığına karşın içindeki sesi dinlemek cesaret ister. Birçok insan için durum aynı, bu gerçek. Ama ben, öyle yapsaydım mutsuz olurdum. Benim için arzularımı izlemekten başka bir seçenek yoktu.

Mutluluk tanımın?
Sulu bir meyve, siyah çikolata... Sevgilimle ya da kız arkadaşımla kahkahalara boğulmak gibi her gün yaşadığım binlerce küçük şeyden mutlu olmama rağmen, mutluluğun tarifi benim için başarının tarifiyle aynı...

Peki ya mutsuzluk?
Benim için mutsuzluk köşeye sıkışmış hissetmek, başkalarına bağımlı olmak ve işin içinden hiç çıkamayacakmışsın duygusunu hissetmektir.

Aşk artık romantik filmlerdeki gibi değil... Ne düşünüyorsun?
Benim için aşk oldukça yeni birşey! İlk aşkımı burada, Türkiye’de tanıdım. Ondan önce filmlerdeki gibi aşık olmanın ne olduğunu merak ediyordum. Şimdi biliyorum!

İstanbul’un kızları ve erkekleri hakkında ne düşünüyorsun?
Kadınlar çok güzel, çok bakımlı ve kadınsı. Erkekler ise Belçikalılardan daha yakışıklı, erkeksi ve eril görünüyorlar. Küpe takmış olsalar bile!

İstanbul, Paris, Roma ve Londra’yı birer kelimeyle tanımlar mısın?
İstanbul için “Işık” diyebilirim. Diğer şehirler için bir şey söyleyemem. Bunun için oralarda yaşamış olmam gerekir!

Cumartesi akşamları ve Pazar sabahı için İstanbul’da favori mekanların ve aktivitelerin neler?
Ben evde çalıştığım için alternatif bir yaşantım var. Haftaiçim ve haftasonum yok. Cumartesileri çıkmam. Daha çok salıları, çarşamba ya da perşembeleri çıkarım. Sokaklarda ve mağazalarda daha az insan oluyor. Seçmem gerekirse, Cihangir’deki “Smyrna” da arkadaşlarımla yemek yemeyi, ertesi sabah da Bebek’teki “Mangerie”nin balkonunda kahvaltı etmeyi seviyorum.

İstanbul için bir hayal projen var mı?
Kaosu, küçük esnafı, dolmuşları, sokak satıcıları ile, hareket özgürlüğü sağlayan özgün ruhunu korusun İstanbul. Kesin kuralları olan, her tarafı supermarket ve beton dolu Avrupa şehirlerini kopya etmeye kalkışmasın...

Ayın en çok okunanları:

Ömer Muz: "Resmettiğim İstanbul, Sait Faik’in, Orhan Veli’nin, Salah Birsel’in İstanbul’u...

Oniki Adalar'ın üç gülü: Symi, Leros, Kalymnos

Biorezonans nedir? Op. Dr. Hasan İlkehan: "Biorezonans geleceğin tıbbı olarak adlandırılabilir..."

Cem Şen: "Eğer bir öğreti, özünü bir parçacık bile yitirmeden her koşula uyum sağlayabiliyorsa o zaman gerçek bir öğreti demektir."

Thassos Adası: Yanıbaşımızdaki tatil cenneti

Sıdıka Rodop: "Mücevher tasarımında zamansızlık, işlevsellek, yenilikçilik kavramları biraradadır."

Bu Blogda Ara