Mevlut Akyıldız: "Kendi masal dünyamda küçük ve sıradan insanların küçük mutluluklar peşinde hayata tutunma çabalarını, fırsatçı bir yaklaşımla güç ve iktidar sahibi olan insanların o gösteriş ve ihtişamının ardındaki gerçek yüzlerini resmetmeye çabalıyorum."

http://www.akyildiz.com/biyografi.php

Mevlut Akyıldız'ın "Vinyetler"i insanı gülümsetiyor, usta çizgiler sizi alıp eski İstanbul yaşantısına götürüveriyor...

Neden resim yaptığınızı düşündüğünüzde cevap sizi tatmin ediyor mu? 
Resim yaparak  yaşamı sorguladığımı söyleyebilirim. İçinde bulunduğumuz kaotik  yaşam içinde insan ilişkileri ve davranışlarını resim dili ile sorgulayarak yaşama biraz eğlence katmak istiyorum. Yaşama kendi penceremden bakarak toplumsal sorumluluğumu yerine getirmeye çalışıyorum. Bu çalışmaların ekonomik bir değere dönüşmesi ise farklı bir konu. Tüm bu serüvenim içinde düzenin adamı olmamaya, kendi söylemimi oluşturmaya özen gösteriyorum. İçinde yaşadığım çağ ve toplumdaki çarpıklıklar ve çelişkilerden yola çıkarak  kendimce oluşturduğum hikayelerimi   “camaltı resim” olarak, kimi zaman da “heykel” ve "yağlıboya resim”  ile  anlatmayı sürdürüyorum....  

Eserleriniz bizi gülümseten değerli çalışmalar. Herbiri geçmişten günümüze süzülüp gelen farklı hikayeler...
Yaşamın hiç çözülemeyecekmiş gibi düşünülen ve oldukça karışık görünen sorunlarının çözümlerinin de kendi içinde saklı olduğunu ve yaşamdaki karşıtlıkların kendi içlerinde  denge oluşturduğuna, birbirlerini daha anlamlı ve değerli kıldığına inanıyorum.. Ve yaşamın görünen ön yüzündeki ciddiyetinin ardındaki ciddiyetsizlikleri, iki yüzlülükleri, sahtelikleri  kendi söylemim ile anlatmaya çalışıyorum. Kendi masal dünyamda küçük ve sıradan insanların küçük mutluluklar peşinde hayata tutunma çabalarını, fırsatçı bir yaklaşımla güç ve iktidar sahibi olan insanların o gösteriş ve ihtişamının ardındaki  gerçek yüzlerini resmetmeye çabalıyorum.

Sırmasaç Rükneddin, 13,7 x 9,5 cm, 2007
Geçmişin çizgilerini modern çalışmalarınızda yakalamanın tadı çok güzel...
Olayları dünü, bugünü ve yarını ile birlikte geniş bir zamanda, tarihsel boyutu ile değerlendiriyorum. Geçmişe sığınarak gelenekçi bir yaklaşımla değil, gelenekten kopmadan, geçmiş zamanda oluşmuş birikimleri bugünkü hayata katarak çalışıyorum. Yıllar içinde farklı farklı etkileşimlerle daha da zenginleşen kendi değerlerimizden yola çıkarak modernleştirip çağdaş dünyaya farklı bir zenginlik katabileceğimizi düşünüyorum.

Kendinizi başarılı buluyor musunuz?
Bugün yapmış olduğum işler, kuşkusuz bugünkü yaşam içinde değerlendiriliyor ve kimi çevrelerce alkışlanırken kimi çevrelerce de  yerin dibine batırılıyor. Ancak ne var ki bugün yapmış olduğum çalışmalar aynı zamanda gelecek zaman içinde gelecek kuşaklar tarafından da olumlu ya da olumsuz olarak yargılanacak. Bugün kendimizi ne kadar başarılı yada başarısız bulursak bulalım, sanırım bu sorunun en iyi cevabını yine zaman verecek. Dolayısı ile benim ne kadar başarabildiğim ya da başaramadığım ancak gelecek zaman içinde ortaya çıkacak. Ama yine de "Hacca giden topal karınca" misali, doğru ve iyi şeyler yapma niyetiyle yola çıktığımı söyleyebilirim.

Sanatçı sizce kimdir?
İster sanatçı olsun ister olmasın herkesin yaşama dair  kendi kültürel birikimi ve koşulları çerçevesinde hayata bir bakışı vardır. “Sanatçı” kimliği ise çağına tanıklık eden ve  söylemini güncel  yaşam gerçeğinden yola çıkarak çok daha geniş bir  zaman  boyutunda kültürel bir niteliğe dönüştürebilendir.

Sanat günlük hayatın ne kadar içinde olabilir? Yaşamımıza ne katar?
Sanat, değişen zaman ve koşullar içinde yaşamın güzelliklerine yeni ve farklı bir estetik bakış getirerek yaşamı daha anlamlı kılar, zenginleştirir. 

Anlaşılamamak da var...
Bugün sanat tarihi boyunca kendi dönemi ve çağı içinde fark edilmemiş hatta tepki almış birçok sanat yapıtının ancak zaman içinde hak ettiği saygınlığı kazanabildiğine üzülerek tanık oluyoruz. Kuşkusuz içinde yaşadığımız iletişim çağı ve bunun getirmiş olduğu olanakların yaratmış olduğu popüler kültürün hakim olduğu bu karmaşa içinde  yapmış olduğumuz çalışmaların “iyi” olanları gelecekteki yerlerini alacaktır. Bunun için de birinci koşulun içsel, samimi, inandığımız doğruda ve  kendimize karşı dürüst davranmak olduğuna inanıyorum.

Türk Hamamı, 14,4 x 10cm, kağıt üzerine karışık teknik, 2005
Bir sanatçı yaptıklarının satıp satmadığından ne kadar etkilenmeli? 
Bu her dönem sanatçı için değişken bir durum gösterir. Örneğin yüzyıl başındaki koşullar ile bugünkü koşullar çok farklılıklar gösterir. Günümüzde sanatçıların yapıtlarını satmasının farklı yolları bulunuyor. Sanatçıların tercihleri, bu mevcut yollar içinde, kendi kişilikleri doğrultusunda oluşuyor. Elbette bir sanatçının yeni yapıtlar üretebilmesi ekonomik gereksinimleri ile doğru orantılıdır. Burada sorulması gereken asıl soru sanatçının ekonomik gereksiniminin  sınırlarının ne kadar olduğudur.

En çok kime resim sattığınızda mutlu oluyorsunuz?
Hiç bir zaman resim satmadım. İlk resmim 1978 yılında satın alındı  ve resmi seven, resimlerim, resimden heyecan duyan ve sanata saygı duyan insanlar tarafından  satın alındığı zaman mutlu olmuşumdur her zaman.

Yurtdışı koleksiyonlarındaki resimlerinizi anlatır mısınız?
Arşiv belgelerime göre resimlerimin yüzde 20'si yurt dışında. İkisi büyük boy olmak üzere altı adet resmim Holanda’da Brabantia firma sahibinde. Amerika’da, İsviçre’de, Venezuela’da, Almanya’da, Yunanistan’da, İngiltere’de resimlerim mevcut.

Bir sanat eserine değer nasıl biçilir?
Bu oldukça zor bir soru, zira ucuz resim peşinde koşturan ve kendilerini "koleksiyoner" zanneden bir dolu adam için, müzayedeciler ve galericiler için mümkün olduğunca ucuz bir materyaldir resim. Oysa bir "sanat eseri", kültürel bir değer taşıyorsa bir sanat eseri niteliği taşır ve değerlidir.

Resim alıcılarına neler tavsiye edersiniz?
Resim alıcılarına bir tavsiyem olamaz çünkü büyük bir çoğunluğu "ucuz resim" peşinde koşturuyorlar ve onlar trend peşinde ne istediklerini gayet iyi biliyorlar. İyi bir resim alıcısı seçicidir, keyif aldığı bir resmi satın alır.

Vinyetleriniz hangi döneme ait? Hala yapıyor musunuz?
Bu çalışmalar 2005 yılında bir arkadaşıma sabun etiketleri yapmam ile başladı. daha önce yapmış olduğum CD albümleri, kitap resimlemeleri yanısıra  yine bu süreç içinde şarap etiketleri için yapmış olduğum bu küçük boyutlu karışık teknik ile üretmiş olduğum bu resimleri ekim ayı başında topluca sergiledim. Elbette yine gelecek zaman içinde bu konuda yeni çalışmalar yapabileceğimi düşünüyorum.
Gentlemen, 11 x 15,5cm, kağıt üzerine karışık teknik, 2010
Evrensel alana sunduğunuz resimler kültürümüzün ne kadarını yansıtıyor?
Ben yerel kültürden evrensel kültüre ulaşılabileceğine inanıyorum, evrensel kültüre bir katkı sağlayabilmeniz için öncelikle kendi yerel kültürünüzün çok özgün ve zengin değerlerden oluşması  gerekir. Eğer başka kültürleri taklit ederek kendi kültürünüzü oluşturmaya çalışırsanız, belki kendi küçük dünyanızda "kendinizi çağdaş ve modern" zannedebilirsiniz fakat evrensel kültür içinde komik duruma düşersiniz.

Beğendiğiniz sanatçılar kimler?
Sanatın her dalında özgün değerler üreten her sanatçıyı beğenirim.

Yapmak ve öğretmek arasındaki fark nedir?
Resim yapmak, kişinin kendine olan sorumluluğu ve kendisine hesap vermesidir, sezgiler,  duygular ve düşünceler daha ön plandadır oysa  öğretmek için, bir bilgi birikimi gerekir, öğretilen insana karşı bir sorumluluk gerektirir.

Kürkçüzade Ceylan Hanımefendi, 14 x 10cm, 2005
Usta çırak ilişkisine inanıyor musunuz?
Sanatın eğitim yoluyla öğretilebileceğinden çok,  usta çırak ilişkisi olduğuna inanıyorum.

İyi bir baba ve iyi bir ressam olabilmek hangi konularda birleşiyor?
Bu yıl üniversiteye hazırlanan bir kızım var ve  ne kadar iyi bir babalık yapıp yapmadığımın cevabını belki zaman gösterecek belki de bu soruya kızımın yanıt vermesi daha doğru olur ama bugüne dek en azından iyi bir baba olma gayreti içinde olduğumu söyleyebilirim

Nazar konusunda neler düşünüyorsunuz? İnanır mısınız?
Annem “Her şeye nazar değer, yalnızca akıla değmez” der her zaman. Nazarın dışarıdan gelen bir negatif elektrik olmadığına inanırım, nazar insanın kendi kendisine yüklediği olumsuz bir olgudur. Nazara çok inanmam fakat insanın "nefsinin akması" diye bir olgunun varlığını kabul ediyorum.

İstanbul’u beş duyunuzla tasvir eder misiniz ?
Ne yazık ki İstanbul yavaş yavaş ruhunu kaybediyor,  ve bu ruhunu yitirmekte olan ve açgözlülüğe kurban edilmekte olan bu şehirde hala kıyıda köşede kalmış küçük güzellikler ile avunmaya çalışıyorum.

İstanbul’a dair bir hayal projeniz var mı?
İstanbul’un değişen bu  hoyrat ve çirkinlileri içinde hayal dahi kurmak istemiyorum, hayallerime saygısızlık etmiş olurum.

Yorumlar

Ayın en çok okunanları:

Ömer Muz: "Resmettiğim İstanbul, Sait Faik’in, Orhan Veli’nin, Salah Birsel’in İstanbul’u...

Oniki Adalar'ın üç gülü: Symi, Leros, Kalymnos

Biorezonans nedir? Op. Dr. Hasan İlkehan: "Biorezonans geleceğin tıbbı olarak adlandırılabilir..."

Cem Şen: "Eğer bir öğreti, özünü bir parçacık bile yitirmeden her koşula uyum sağlayabiliyorsa o zaman gerçek bir öğreti demektir."

Thassos Adası: Yanıbaşımızdaki tatil cenneti

Sıdıka Rodop: "Mücevher tasarımında zamansızlık, işlevsellek, yenilikçilik kavramları biraradadır."

Bu Blogda Ara