Nesteren Davutoğlu: “… Ona parmağımın ucuyla dokunabilmeyi ayrıcalık saydım.”


Zekeriyaköy Sanat Grubu ile tanıştırıldığımda Nesteren Davutoğlu’nun gruptaki varlığı bana çok ilginç gelmişti. Yılların reklamcısı, eski Reklamverenler Derneği Başkanı, film yapımcısı Nesteren Hanım’ın kitap yazmışlığını ve antika dükkanı sahibi olduğunu biliyordum ama sanatçı yönünü yeni duyuyordum.

Yılların birikimi eşyalar, değişik ülkelerden toplanmış objeler, antikalar, koleksiyonlar, kediler, köpekler arasında sıcak ve yaşayan müze evinde gerçekleştirdiğimiz söyleşi beni mest etti. Birlikte çay içseydik daha mutlu olurdum ama o ağzına bugüne kadar hiç çay koymamış. Ben çayımı içtim o kolasını… Güzel şeylerden konuştuk:

Sanat çalışmalarınıza hangi dürtü ile ne zaman başladınız?
Uzun yıllar reklamcılık yaptım, reklam sektörü her türlü kendini ifade biçiminden yararlanır. Yaratıcılık için ilhamını sanattan alır. Müzikten sinemaya, sahne sanatlarına, görsel çözümlere, illustrasyona, animasyona; sanat formlarının eteğine tutunmaya çalışırız, yakınlık kurarız.
Hem iletişimci olarak mesleki anlamda, hem de sıradan insan, birey olarak, sanat beni hep besledi. Ona parmağımın ucuyla dokunabilmeyi ayrıcalık saydım. 

Değerli sanatçı Balkan Naci İslimyeli ile Bilgi Üniversitesi’nde başlayıp, üç yıl süren atölye çalışmalarında seve seve ürettim, kafam açıldı. Yaşadığım köydeki Zekeriyaköy Sanat Grubu’na katıldığım son iki yılda ise, sanat çalışmaları hayatımın bir parçası oldu.


Tekniğinizden bahsedebilir misiniz?
Tekniğim serbest ve karışık! Keşifler ve denemeler…
Ömür boyu toplarım, biriktiririm, keserim, karıştırırım, yapıştırırım, çizerim, yazarım bir araya getiririm. Çevremde gördüğüm her şeye malzeme olarak bakarım. Malzemelerle iç içe yaşarım. Kısa yolculuklara bile defterler, boyalarla, makasla, yapıştırıcıyla çıkarım. Hurdacıdan, doğadan, pazardan “şey”ler toplarım. Nesne severim, ahşap, karton, teneke severim. Birleştirmeler, üç boyutlu kolajlar denebilir yaptığım işlere…

Çalışmalarınızı nerede yapıyorsunuz? İlham aldığınız, sizi besleyen şeyler nedir?
Uzun zaman göçebe çalıştıktan sonra, nihayet evimin bahçesine açılan bir atölyeye sahip oldum. Buradaki ışığı, ortamı seviyorum, malzemelerimi hep görmek istiyorum, her şey elimin altında olmalı. Artık üretirken daha da yayılabileceğim. Estetik olan her şey beni besler. Garantili ilham; kızım. Güzel, doğal, samimi ve sürprizli.
Sonra bilmediğim yerler, tanımadığım yaşam biçimlerini merak ederim.
Seyahat etmek en büyük mutluluk kaynağım. Çarşıdan aldım bir Nesteren, eve geldim bin Nesteren oluyorum yolculuklarda. Tibet’e, İran’a veya Konya’ya, Rize’ye farketmez. Gittiğimde keyifle zaman geçirdiğim yerler şehirlerin müzeleri, bit pazarları, parkları, eski sokakları, mahalle kahveleri olur. Deniz üzerinde olmak, ormana bakmak, taze mimari yapılar beni üretken kılıyor. Çarpık yerleşim, özensiz, anarşik ortamlar beni depresif yapıyor.

İdolünüz var mı? Ya da çok sevdiğiniz sanatçılardan bahsetmek ister misiniz?
İdolüm yok. Çağdaş Sanat’la ilgileniyorum. Bir önceki kuşaktan sevdiğim sanatçılar Frida Kahlo, Chagall, Magritte, Andy Warholl. Hayal güçleri, renk kullanımlarıyla beni neşelendirir, iyi hissettirirler. Gerilere gidersem, Jan Van Eyck, Fra Angelico, Hieronymous Bosch’a hayrınlık duyarım.  Caravaggio’yla, Rembrandt’a derin saygı duyarım. Biri kuzey, biri güney duyarlılığı...
Ortaçağa ait primitif ikonaların, isimsiz, imzasız sanatçılarının yaratılarına, halk resimlerine ilgi duyarım, merak ederim. Anadolu’daki cami ve kilise içi bezemelerine yakınlık duyarım.
Yazarlar sanatçı mıdır? Sanatla ilgilenen edebiyatçılar desek; Borges, John Berger, Umberto Eco, Roland Barthes, Proust, Yahya Kemal, Selim İleri, Enis Batur okumayı severim. Beni genişletirler.

Concept belirleyip mi çalışıyorsunuz? Yoksa duygu ve fikirlerinizin akışına mı bırakıyorsunuz?
Kafamda genel bir concept var; farklı şeylerin birliktelikleriyle kurulan hikayeler. Farklı kültürler, farklı ifade biçimlerinin yanyanalığı ve etkileşimi. Sonra her şey birbirini izliyor…

ZSG’ye katılmam, onların bir yılbaşı etkinliğini görerek oldu. Köyümüzde böyle sanatsal üretim yapan bir topluluk olduğunu bilmekten heyecanladım, peşlerine düştüm, tanıştım ve onların da isteği ile Açık Atölye etkinliğine katıldım. Evlerimizi ve atölyelerimizi komşulara açmak anlamlı bir deneyimdi.
Doğrusu Avrupa taşrasında mahalle-cemaat tipi birlikteliklerin kendine yeten sosyal örgütlenmesine hep hayran olmuşumdur. Bir küçük meydan, iki sokak, bir pub, bir el sanatları dükkanı, bir çiçekçi.
16 yıldır Zekeriyaköy’de sevdiklerim, kedilerimiz, köpeklerimiz, ve sarmaşıklarımızı yiyen ineklerimizle mutlu yaşıyorum. Köyümüzde sergi açmak, üretim paylaşmak bana keyif veriyor.
ZSG dünyaya bakışında hem ortaklıklar, hem farklılıklar olan bir grup. Ayrıca yılın belirli zamanlarındaki etkinliklere hazırlanmak, üretkenliğimizi de arttıtıyor. Birbirimizden olumlu etkilendiğimizi hissediyorum. Farklı sanat disiplinleriyle üretmenin, farklı ifade biçimlerinin çıtamızı yükselttiğini, hem bireysel özgürlüğümüzü koruduğumuzu, hem çoğul kavrayışlarla zenginleştiğimizi düşünüyorum. 

Sanat ve mutluluk arasında bir ilişki var mı? Sokaktaki insanla sanatçı arasındaki fark nedir size göre?
Sanat bana mutluluk veriyor. Hayatın değerli bir armağan olduğunu derinliğini, boyutlarını fark etmemi sağlıyor. Benimse gerçek sanat yaptığım tartışılır. Sanatsal şeyler ürettiğimi düşünüyorum. Bazı hallerde sanatın kaynağının mutsuzluk olduğunu da görüyorum. Sanatçı yaşadığı toplumla meselesi olan insandır. İçindeki çarpışmayı dışa vuruyor, kendini ifade ediyor. Derinlikli bir sanatsal yaratı, melankolik, neredeyse takıntılı, içe kapanık, endişeli insanlardan çıkıyor. Ya da en azından düşünceli, rahatsız ruhlardan… 
Neşeli, hafif, kendinden memnun birinin büyük sanat eserleri vereceğinden şüpheliyim. Bu sene kaybettiğimiz hayat arkadaşım Yusuf Kurçenli Türk Sinemasına 10 film vermiş, ödüllü bir yönetmendi. Tuhaftır, rahat değildi, relax yaşamayı kendine reva görmezdi. Onun yaratma sürecini kendimden karmaşık, sonuçlarını ise değerli bulurdum.

Çocuklar için sanat eğitimi hakkındaki düşünceleriniz nedir?
Kimliğimizi biçimleyen ortam; aile ve okul. Herkes sanatçı olamayabilir ama sıradan insanın içindeki yaratıcı yanı öne çıkaracak eğitim anlayışı ile yetişen çocuklar, toplumu ileri götürme şansı daha yüksek olanlar. Kendi performanslarını sonuna kadar kullanmaları da önlerini açar.

Sanat eğitimi bir toplumun vazgeçilmezleri arasında olmalı mı size göre?
Gelişmekte olan ülkelerde sistem bir gerilim içinde, hayat yoktan var etme mücadelesiyle geçiyor. İnsanların asgari ihtiyaçlarını karşılayabildikleri ‘rahatlamış’ toplumlarda sıra sanat eğitimine gelebiliyor. Sanat günlük hayatın içine girebildiği oranda hayat kalitesi yükseliyor, ufuklar açılıyor.


Armağan vermek ve almakla ilgili düşünceniz, duygunuz nedir? Kimlere nasıl armağanlar vermekten hoşlanıyorsunuz? Size nasıl armağanlar verilmesi hoşunuza gidiyor?
Bana alınacak en sağlam armağan kitap, defter, cd. En eğlenceli armağan oyuncak, eski şişe, kutu. En riskli armağan teknolojik gadget’lar, mücevher, biblo.
Ben sevdiklerime sanatsal şeyler almayı severim… Onlara hissettirmek istediğim iyi enerjiyi geçirecek özgün biçimler, işaretler…


Bizi okuyanlara iletmek istediğiniz yeni yıl dilekleriniz nedir?
Paylaşmak, değiş tokuş edebilmek, deneysel ve özgür yaşamak, sanat, keşif, eğlence dilekleri… Aktif yurttaş olabilmek, yapıcı karışmalar, açık toplum modelleri, demokrasi kültürü, bol sevgi, anlayış!

İstanbul’u 5 duyunuzla nasıl tanımlarsınız?
İstanbul; renkli, derin, karmaşık, maceralı, vefasız, pervasız, dünyalı, baharatlı, eklektik, kışkırtıcı, değişken, lezzetli…

İstanbul için bir hayal projeniz var mı?
Kendini karşısındakinin yerine koyma atölyeleri oluştursam…
Sipariş deneyimler kurgulasam, insanlara farklı duygu ve düşünceler yaşatsam. Sınırları geliştirmek hoş olurdu. Mahalle Bienalleri mesela… (Haydi Zekeriyaköy ile başlayalım!)
Daha gerçekçi bir şehir hayali kuracaksam; bakımsız, sıkıcı, çirkin duvarları keyfimce boyamama  izin verilmesiyle yetinebilirdim.  

Ayın en çok okunanları:

Ömer Muz: "Resmettiğim İstanbul, Sait Faik’in, Orhan Veli’nin, Salah Birsel’in İstanbul’u...

Oniki Adalar'ın üç gülü: Symi, Leros, Kalymnos

Biorezonans nedir? Op. Dr. Hasan İlkehan: "Biorezonans geleceğin tıbbı olarak adlandırılabilir..."

Cem Şen: "Eğer bir öğreti, özünü bir parçacık bile yitirmeden her koşula uyum sağlayabiliyorsa o zaman gerçek bir öğreti demektir."

Thassos Adası: Yanıbaşımızdaki tatil cenneti

Gerçek bir Monakolu iseniz işsizlik, parasızlık gibi sorunlar size yasak. İşsiz kalmayı başarmışsanız devlet size her ay 2000 Euro’luk gıda yardımı yapıyor, kalacak ev veriyor ve iş kurmak için işyeri ve kredi veriyor.

Bu Blogda Ara