An ve Anlam 4 - Gülay sorar, Gün yazar. Her pazar...

Gülay:
Nazım "Sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin?" diye sormuş..
Sen mutluluğu yazabilir misin Gün?
Neredeyse herşey sizin elinizde

Ne güzel bir soru. 
Bu sorunun sorulduğu bir kişi olmak başlı başına bir mutluluk unsuru. Sonrasında düşüncelerde olmak, olabilmek gibi… Düşünebilmek, ufkunun sınırlarını gözlemlemek, kimi zaman ötelerine geçmek adına yola düşmek ne güzel…

İçten yazacağım demiştim ya, yazımın başında aklımdan geçeni ileteyim: İlkin, bu yukarıdaki soru üzerine öyle bir yazı kurgulayayım ki, kalsın hafızalarda, kendine gezinti yolları arasın, dolaşsın, her okuyanı ayrı ayrı düşündürsün istedim. Sonra da beni düşündüren kimi bakış açıları üzerinde kalıp, durup biraz sohbet mi etmeli diye sordum kendime. İkinci yolu seçecek gibiyim. İlk cümlemde vurguladığım etki yer yer kendisini gösterecekse ne ala..

"Yaşama Sevinci",  Henri Matisse

Hangi yana bakmalı ? Görmek, algılamak mutluluğunun bilincinde olmak, onu doyasıya hissedip yaşamak mı, yoksa, o güzel duygu unsurlarını kaybetmemiş olduğu için elindeki, kendisini çepeçevre sarmalayan nice zenginliğin farkında bile olmayıp onları algılamamak, değerlerini bilmemek yani gamsız yaşıyor olmanın hafifliğinde mi olmak? Her iki bakış açısı da kendi anlamlarını getiriyorlar beraberinde.

Olaylar, durumlar yaşıyoruz. Bir şeyleriz her zaman. Ama zengin, ama fakir, ama sağlıklı ama sorunlu.. ama iyi, ama değil.. Onları hangi yargılar, yorumlar ile giydiriyoruz, herbirini nasıl savunuyoruz? O yaşadığımız, olduğumuz her ne ise, onun içeriğindeki mutluluk ögesini, bence, ona bakışımız, yorumumuz, düşüncemiz ile ona verdiğimiz önem, renk belirliyor. Aynı görüntü değişik anlamlar barındırıyor. Hangilerini öne çıkaracağımız ise, bir ressam gibi, elimizdeki aynı renk seçenekleri ile değişik tablolar üretmemiz durumundan başka bir şey değil.

Bizi yoran mutsuzluk, yorgunluk unsurları içerisindeki nice sevinmek gerekçesini ayrıştırıp onlara gözümüz, gönlümüzle baktık mı hiç? Ki, onlar bizi düşündürüyor olmakla üzerimizde etki eden ve bizim için önemli konuları bizlere işaret eden yol arkadaşlarımız. Üzerlerinde kısaca da olsa, durup bir düşündük mü? Kimimiz onu görmek, hissetmek istiyor, besliyor, destekliyoruz, kimi diğerimiz ise avucumuzun içindeki, benliğimizdeki o güzelliği -mutluluğu yani- görmüyoruz. Varlık içerisinde yokluk yaşıyoruz böylesi zamanlarda.

Demem o ki, yaşama güzel bakmak, için için coşmak için nice zenginlikle donatılmış olsak gerek, ama onların farkında olmadan geçiriyoruz günlerimizi. Açalım gözlerimizi, gönlümüzü. Bizi yıldıran nice sorunumuzun, önemli yıkımlarımızın bile, birer mutluluk kaynağı olduklarını, olabileceklerini farkedelim dilerim.

Kabından taşan güzellikler ile çevrili, eksikliği çekilenlerin giderilmiş olduğu, akıcı, uyumlu zamanlarımızda yaşadığımız doygunluğun bize verdiği iç coşkusunu anlamak, savunmak kolay. Ve, bu güzel de. Ne mutlu, çaba göstermeden, kendinden birşeyler vermeden yakalamak mutluluğu, o duyguyu… Öyle zamanlar varolmaya devam etsinler, herbirimiz zaman zaman kimi ödülleri hakediyoruz nasıl olsa. Benim vurgulamak istediğim, o, kimi zaman dikkat kesilerek, kimi zaman çaba ile ulaşabildiğimiz, öylelikle aslında bizlerden çok da uzak olmayan ama yanlarından geçip gittiğimiz diğer an ve durumlar. Onların anlamları… O, çoğu zaman, ilk bakışta görünmeyen güzellikler… İşte, onları da görelim istiyorum. Lafı evirip çevirmem bundan.

Safça bir bakış ile herşeyi pembe görmek değil, karalar, griler, kırmızı ya da beyazlar içerisinde bile, göze görünmeyen, duyulamayanlarda, duyulduğunda acı veren, üzenlerde bile nice güzelim ışık varolabileceğini bilmek gerek diyorum. Bunu becerebildiğimizce…

Dışarıdan söz ettim, biraz da kendimize dönelim dilerim; farkında mıyız ki, bir amacımız var ise, olur ise, ona ulaşmak için gerekli belki de her unsura sahibiz. Yeter ki, ne istediğimizi bilelim, bulalım.

 Yeter ki, bizi bir yerlere götürecek bir yol, bir amaç, bir rüya önümüzde belirdiğinde, önyargılarımız, kendimize yakıştırdığımız yapmacık güvensizlikler ile kapatmayalım ufkumuzu. Bakın bir hayatınıza, yani iki adım gerileyin, kendinizi ve yaşam olaylarınızı dışarıdan bakıyormuşcasına gözlemleyin.

Bugüne dek, ilerlemenizi, gerekiyorsa durmanızı, olmanızı, sonuçta şu veya bu şekilde gelişip zenginlemenizi sağlayacak yollar önünüzde belirdiğinde oralarda yürümekten kendinizi ilkin siz alıkoydunuz. Git, kal, geliş... herneyse… diyen gönlünüze, akıl ve mantık diye adlandırdığınız ama çoğu zaman “başkası ne der”, “hep böyle olmuş, başka türlü olamaz”, “ben yapamam”, “elimde olanak yok” gibi etiketlerden başka bir şey olmayan frenleriniz ile engellediniz kendinizi o gelişmelerden. Sizi engelleyen, önünüzü kesen, kendinize güveninizi sorgulatan, her ne ise, onu bir etiket olarak varsayın. Olay, durum, her ne ise üzerindeki, o sizin elinizle başkalarının, geleneklerin, önyargıların koyduğu etiketi kaldırın, ve ortaya çıkan yalın duruma bakın. Bu arada kendinize, yeteneklerinize, kendinize güveninize de aynı şekilde etiketlerinden arınmış olarak bakmakta olun. Kısaca, kendinizi ve yaşam olaylarınızı yalın, çıplak halleri ile gözlemleyin, sonrasında da hedefiniz her ne ise ona yönelin. Göreceksiniz ki o sizi durduran unsurların birçoğu ile karşılaşmayacaksınız bile. Dedim ya, onlar birer etiket idi ve sizler artık onlar ile kirlenmemektesiniz. Elde edeceğiniz, ki bunu mutlaka sağlayacaksınız, her başarı sizin için bir mutluluk unsuru olacaktır.

Hedefi belirledikten sonra şunu bunu yapın diye söylediklerim, yaşam amaçlarınızı belirlemek sözkonusu olduğunda da geçerli. Ne yapmak istiyorsanız, yalın bir şekilde üzerinde düşünün, parazit düşünceleri dışarıda tutun, siz istemedikçe onlar konuya giremezler, belirleyin hedefinizi. Ona ulaşmak için de aynı şekilde dış etkenlerden olası arınmış bir şekilde atın adımlarınızı. Siz olun. Kendinizle buluşun, saygı duyun, ve güvenin de ona.. yani kendinize.
Mutluluk Sokağı

Çevrenizdeki insanlar ile ilişkileriniz, alıp verdikleriniz, arayıp aramadıklarınız, sevip bildirmedikleriniz, zorlanıp ilişkinizi iyileştirmek adına kendileriyle mertçe çatışmadıklarınız üzerinde ben burada yazmıyorum. Sizler, kendiniz için önemli olanı nasıl olsa üzerlerinde düşündüğünüz ölçüde bulacaksınız. Düzelttiğiniz, dengelediğiniz her ilişki ayrı bir mutluluk kaynağı olacak, sizi kendinize saygı duymaya da bir o kadar yaklaştıracaktır.

Haydi, yolunuz açık olsun.

Varolanı olumlu yönleri ile de görmeniz, kendinize saygı duymanız, güvenmeniz, mutluluk yakınlarında dolanmanız dileği ile.. Unutmayın, neredeyse herşey sizin elinizde.

Gün ARUN

Yorumlar

Ayın en çok okunanları:

Ömer Muz: "Resmettiğim İstanbul, Sait Faik’in, Orhan Veli’nin, Salah Birsel’in İstanbul’u...

Oniki Adalar'ın üç gülü: Symi, Leros, Kalymnos

Biorezonans nedir? Op. Dr. Hasan İlkehan: "Biorezonans geleceğin tıbbı olarak adlandırılabilir..."

Cem Şen: "Eğer bir öğreti, özünü bir parçacık bile yitirmeden her koşula uyum sağlayabiliyorsa o zaman gerçek bir öğreti demektir."

Thassos Adası: Yanıbaşımızdaki tatil cenneti

Sıdıka Rodop: "Mücevher tasarımında zamansızlık, işlevsellek, yenilikçilik kavramları biraradadır."

Bu Blogda Ara