An ve Anlam 6 - Gülay sorar, Gün yazar. Her pazar...

Gülay:
Buluşmalar çoğaldıkça mutluluklar artıyor mu? Yoksa her yeni buluşma sadece yeni bir umut barındırdığı için mi mutluluk verici?

Gidilen yol her zaman mutluluk yolu olmak durumunda değil...

Yaşam çizgisi öyle ki, ne zaman nasıl ilerlediğimiz, nasıl olduğumuz belli değil. Kimi zaman yoldaşlarımız eşliğinde, adımlarımızı birbirimize uydurarak ilerliyoruz, kimi zaman ise, şu veya bu şekilde adımlarımızı yalnız başımıza atmakta oluyoruz.

Yalnız olmaktan söz etmiyorum, tek başına olmaya vurgu veriyorum. Birbirlerine karıştırılmamalılar, çünkü değişikler. Bu yazıyı bu noktadan itibaren bu iki değişik acıya göre okuyabilirsiniz.  

Yazımıza ışık veren konu buluşmak ya, bu yönde gezdireyim düşüncelerimi... Bir durumda buluşmuş olmak var. ama öyle, ama böyle... bir diğer yanda ise o, yaşamda yürüyor olmak deneyimini bir süre için kendi başına yapıyor olmak duruyor.

Tüm bunların ortalarında bir yerlerde ise mutluluk, mutluluklar... Kimi buluşmak ile kimi ise tek başına olmak ile hissettiriyor kendini.

Monet

Mutluluk olgusu, kendisinin tekil ya da çoğul hallerini hissettirmek işini, olayın kişisine yaptığı gibi olay ya da durumun diğer algılayıcılarına da yapabiliyor. Herbir kişiye ayrı ayrı anlamlar ile...

Sonuçta çok ya da tek kişilik herhangi bir durum bir ya da birkaç kişiye mutluluk kavramını değişik yüzeyleri ile sunuyor olabiliyor.  


"Gün, kafa karıştırıyorsun!" diyebilirsiniz. Kusura bakmayın, buluşmalar, mutluluk(lar) üzerine düşünmeye başladım ve ortaya böyle bir portre çıkmakta. İster istemez onları sizlere sunmak durumundayım. Burada olmak nedenim bu üstelik. Şimdi, ben bu satırları yazarken beliren düşünceler bu yönde.

Bu soru için sizlere, önceden hazırlanmış, üzerinde düşünülüp çalışılmış bir yazı yazmayı arzulamış idim, yapamadım, olmuyor. Belki yakında bunu beceririm. Ancak, bu, kalemin akışına bırakarak yazmak biçimini sevdiğimi, benimsediğimi eklemeliyim. Düşünülmüşlükler arasından öne çıkanlar ile buluşmak olanağını sağlıyor çünkü. Hem benim, hem de sizler için...

Bilenleriniz vardır, ben durmadan düşünen bir adamım, burada, bu halimi sizlerle paylaşmayı, sizlerle böylesine buluşmayı seviyorum, bu bana mutluluk veriyor diyebilirim. Her buluşmamız ayrı renkler, ayrı mutluluk öğeleri taşıyor diyebiliriz. Benim sizlerle, sizlerin benimle... Herbirimiz için ve belki her buluşmada ayrı ayrı...

Bir başka durum ise, ben bu satırları yazarken yoldayım, nitelik ve niceliklerini bilemediğim buluşmalar yolunda ve kendimle başbaşa, bir anlamda yalnızım şimdi ama aynı zamanda sizlerle olmasını hazırladığım bir buluşmanın ise düpedüz içerisindeyim. Hangileriniz o buluşmaya ne zaman geleceksiniz, onda mutluluğun hangi yönlerini bulacaksınız bilmiyorum. Ben şimdi yazmak, düşüncelerimi sizlerle paylaşmakla mutluyum, ancak bu mutluluğun rengini bilmiyorum. Bende oluşacak o rengi sizler yaratacaksınız. Benimle paylaşın, paylaşmayın isterseniz, ama aldıklarınız, verdikleriniz, yaşamınızda buradan, bu yazıdan doğacak kimi düşüncelere yer vermeniz ile... Ya da olası olumsuz düşünceleriniz ile...

İyi de, ben, yaşarken, buluşmalara yönelir ya da karşıma çıkıverenleri yaşarken amacım mutluluk mu dersiniz? Birkaç gündür düşünüyorum, ve kendimde böylesi bir amaç göremiyorum. Böyle olması, bir mutluluk hedefinin varlığı gerekli belki, ancak ben bunun dışında yer alıyorum. Kendimi yeterince sevmiyorum belki de... Yazmakta olduğum bu satırlar, gelmiş olduğum bu düşünmek noktası, bakış açısı bana belki bu yönde yardımcı olacaktır. Zamanla göreceğiz...

Yani demem o ki, gidilen yol her zaman mutluluk yolu olmak durumunda değil benim için. Bir düşünce, bu satırları yazarken aklıma, dilimin, parmaklarımın ucuna üçüncü kez geliyor yazayım bari; babam sıklıkla derdi, " Mühim olan anlam ", herhalde bende de böylesi bir bakış açısı olsa gerek. İlişkilerde, buluşmalarda mutluluk beklentim olmadığını sanıyorum. Bu yazı köşesinin, babamın deyişinden bağımsız oluşmuş olan adı "An ve Anlam" da buna bir açıklama getiriyor olsa gerektir.

Ya da, tam tersi, mutlu değilim belki de, -bu noktaya gelinceye kadar mutluyum da dememiştim- ve her yeni buluşmada ister istemez bir mutluluk penceresi arayışım var. Olur a... 

Dedim ya, yazarken düşünüyorum, şimdi de bu noktaya geldim. Sizler de beni ister istemez takip ediyorsunuz. Konu üzerinde düşünmek yeni kapılar açıyor diyelim. Suç bende değil, Gülay'ın düşündüren sorularında belki de...

Buraya kadar düşüncelerimi serbest bıraktım, aktılar... Dürüstlük adına, kimi açılımlara ise girmemiş olduğumu söylemeliyim. Şimdi soruya döneyim; buluşmaların çoğalması arttırıyor mu mutluluğu? Yoksa her yeni buluşma yeni umutlar barındırdığı için mi mutluluk verici?

Bakış açım, hala, mutluluk olmamakla birlikte, bu soruyu okuduğumda bende doğan duygu  mutluluktan öte yalnızlığa, arayışa, beklentilere çağrışım yapmakta.

Sanıyorum, burada, güdünün nereden geldiğine bakmak gerekiyor olsa gerek. Mutlu olmak arayışı ile mi yönelmek buluşmalara, yoksa her buluşmanın getirdiği unsurlara, aralarında mutluluk da olabilir, açık mı olmak?

Monet
Buluşmaları tetikliyor, onların peşinden koşuyor mu olmak, yoksa belli bir arayış ya da beklenti içerisinde olmadan, sadece onlara açık yapıda olup o buluşmalar ve getirecekleri ve götürecekleriyle karşılaşılabilecek yerlerde ve ruh halinde olmaktan kaçınmamak mı?

Tüm bunları bilinçli yani kurgulayarak mı yapmak, yoksa seçeneklerimizi, önceliklerimizi belirler iken, ayrıca olaylara, durumlara, kişilere yüklediğimiz anlamların her ne olabilecekleri konusunda önyargılarımız ile mi ya da onlarsız yani serbest bir şekilde mi yaşıyor olmak? Açıklayayım bu son cümlemi; karşılaşmalarımızda, her ne ya da kim ile buluştu isek onu, eski düşüncelerimiz, önyargılarımız, bilgi(sizliği)miz ile giydirip ondan sonra mı yöneliyoruz kendisine? Yoksa o buluşulmuş olanın bize vereceklerini her ne olduklarınca almaya, değerlendirmeye hazır mıyız? Davranışımız hangi yönde? Bu sorulara yanıt gerekmiyor belki ancak onlar üzerinde düşünmek bizlere mutlaka kimi kapıları açacaktır.

Evet evet haklısınız kafa karıştırıyorum, ayrıca lafı da pek bir evirip çeviriyorum. Ama ne yapayım, konu böyle, çok açılımlı... Üstelik benim amacım belli bir düşünceyi vurgulamak değil, kendimde ve sizlerde düşünce kapıları açmak. Dedim ya, ben çok düşünen bir adamım, bu kapılardan kendime de nicelerini açıp dururum. Ve, sizler, eğer beni bu satırlara kadar okudu iseniz, böylesi bir yolculuk için hazırsınız belki. Çıkış noktası belli, ancak sonrası sadece size kalmış bir yolculuk... Ucu mutluluğa mı varır, umutlara mı ulaşır, başka anlam ve durumlara mı onu bilemiyorum. Bilmem de gerekmiyor sanırım.

Gün ARUN

Yorumlar

Ayın en çok okunanları:

Ömer Muz: "Resmettiğim İstanbul, Sait Faik’in, Orhan Veli’nin, Salah Birsel’in İstanbul’u...

Oniki Adalar'ın üç gülü: Symi, Leros, Kalymnos

Biorezonans nedir? Op. Dr. Hasan İlkehan: "Biorezonans geleceğin tıbbı olarak adlandırılabilir..."

Cem Şen: "Eğer bir öğreti, özünü bir parçacık bile yitirmeden her koşula uyum sağlayabiliyorsa o zaman gerçek bir öğreti demektir."

Thassos Adası: Yanıbaşımızdaki tatil cenneti

Sıdıka Rodop: "Mücevher tasarımında zamansızlık, işlevsellek, yenilikçilik kavramları biraradadır."

Bu Blogda Ara