An ve Anlam 8 - Gülay sorar, Gün yazar. Her pazar...



Gülay:
Bize dans etmekten söz etsene biraz.
Tango'dan söz et mesela. Nasıl bir danstır? Neden insanların birçoğu bu dansa hayran?

Tango benim gözümde yaşamın harika bir aynasıdır…

Nefes almaya devam edebilirsiniz.. diyordu tango hocası. Rahat olun... vücud ağırlığınız ayaklarınızın içteki üç parmağı ve onların devamındaki yastık üzerinde... poponuzu bırakın, kendini yerçekimine versin... ama sarkmasın... Görünmez bir ip ile göğsünüzden yukarıya doğru hafifçe çekiliyorsunuz, omuzlarınız kollarınız üzerinde kocaman bir balonu tutuyormuşcasına serbest... başınızı asil bir gurur ile taşıyorsunuz ama burnunuz havada değil... Dengenizi kaybedercesine, ama kaybetmeden, topuklarınız yerden kesilmeden öne doğru verin kendinizi... Şimdi partnerinizle buluşmanıza, birbiriniz ile temasınıza, aranızda kuracağınız ilişkiye geçelim... Birbirinizi anlamalısınız, yoksa...


Dans mı tango mu, hangi birinden başlasam dedim, bu yukarıdaki, genelde hiç kimsenin bir yazıya başlarken kullanmadığı, okurken, “n'oluyoruz yav, böyleyse ben tango mango beceremem, yapamam”ı düşündürecek detaylar ile başladım yazıya... Siz, birçoğunuz, bu yazının giriş satırlarını okurken Gülay'ın sorusunu ilk okuduğum andaki heyecanımdan çok uzakta olacaksınız belki.

Gülay'dan gelen mesajı okuduğumda sorum geldi demiştim çevremdekilere... Bu pazar yazımın konusu.. Dans.. tango... neden böylesine seviliyor? Ve başlamıştım anlatmaya. Böylesi bir sohbetin zamanı da değildi üstelik, yapacak başka işler vardı ama askıya alınıvermişlerdi birden...

“Müzik... O güzelim tınılar... Çoğu zaman mutsuz, kimi zaman eski ve cızırtılı, büyüleyici tınılar...  Buluşacak, birlikte gireceksiniz o müziğin içerisine. Gezineceksiniz orada…”
Bakışlarım o an bana, anlattıklarıma en yakın kişinin bakışlarıyla buluştu, “erkek ne derse onu yapacaksın” diye başladım gülerek.  “Oraya... şimdi buraya... buraya... ve bunu o an hangi ayağın serbest ise onunla yapacaksın, adım değiştiremezsin, her adımın bir sonraki ayak ile, erkek sana ne istediğini söylemeden ayak değiştiremezsin, bir ayağın askıda bekleyeceksin... Oraya... hah, şimdi gidebilirsin. Başka yere değil oraya, partnerinin tam karşısına... gibi değil, tam karşısına... Yüzümde koca bir gülümseme... ayaklardayım... dostların çevresinde dönüp duruyorum... Şimdi buraya... değiştirme ayağını, onunla değil, diğer ayakla... evet diğer ayakla... He he... Şimdi, buraya. tam karşıma..” Ama... olmaz ki… “Olur olur.. bu ayakla, buraya.. evet, tam karşıya...” Ama.. “Aması yok,. tam karşıya..”

Bana bakan gözler büyüyor. “İyi de... ben.. biz.. kadınlar.. takip ederken, yani...” diyorlar... “Evet, dansı yöneten ne istiyorsa onu yapacaksın... Buraya... şimdi buraya...”

Bakan gözlerde güzelim bir çaresizlik... Gülüyorum... Evet ama diyorum, o, senden isteneni kendince yapacaksın. Rengini, coşkusunu, enerjisini sen vereceksin o yapmakta olduğunun... İstediğince, müzik ile, duyguların ile alıp verdiklerince... Kontrol artık sende.. Partnerin senden o istemiş olduğunu yapmayı, onun dilediği yere ulaşmanı bitirmeden, sen onun tam karşısında hazır olmadan senden yeni bir şey isteyemez bilesin; bekleyecek, gerekirse sabredecek. Önceden kurguladığı her ne varsa onu gerçekleştirmesi ya da yeni duruma ayak uydurması o akıp giden müzik içerisinde varolan, yaşayan, duyguları yaşatan sana, onunla yeniden ne zaman buluşacağına bağlı. Sadece bekletmek değil, uzun sürmesi dilenen bir isteği, süslemeden belki, uzatmadan, o an yerine getirivermek, olası kurguları bozmak, beklentilerin dışına böylece çıkmak da senin elinde... Müziğin akışı içerisinde, partnerin ile, birlikte dans ettiğiniz diğer çiftler ve o an orada bulunan diğer insanlar içinde uyumlu, karşılıklı saygılı olarak...

Erkeğin, dansı yönetenin, eğer varsa, bir görevi, kadına, dansta takip eden konumunda olana, hayatı kolaylaştırmak, o kendisinden isteyip durduklarını, en keyifli bir şekilde, tad alarak ve akıcı bir şekilde yapabilmesi için gerekli ortamı hazırlamaktır.

Bu, yaşamda da böyle değil midir? Çiftler, birlikte yürüyenler, her kim iseler, hangi eylemin içerisinde olurlar ise olsunlar, birbirleri ile böylesi bir uyumu sağlamak için çalışmak durumunda olsa gerektirler. İşte tango böylesi bir bakış açısı ile benim gözümde yaşamın harika bir aynasıdır. Sınıf farklarının, yaş aralıklarının, önceden kurgulanmış birçok senaryonun geçerliliğini yitiriverebildiği bir yaşam alanı… Yaşam çerçeve olarak bize her ne sunuyor, o ortamda her ne yapıyorsak onu birlikte başarıya ulaştırmak sanatının bir yüzeyi de, benim için, dolayısıyla, tangodur.

Öyle duracaksınız, böyle olacaksınız, birbirinizle kollarınız, elleriniz, öyle, şöyle olacak... Şöyle başlayıp, böyle bitirecek, şurada burada şu şekilde olacaksınız gibi kodlarla yorulmayın. Bilin, her gün biraz öğrenin, uygulayın da bildiğinizce ama düşünmeyin onları şimdi, siz orada o an, partnerinizle birlikte, içinde bulunduğunuz toplum, herbirinizi çevreleyen müzik, ona verdiğiniz, ondan aldığınız yorum içerisindesiniz. Bırakın bir süre için bilgiler değil duyular ve duygular önde olsun, an'ı yaşayın. Dans bittiğinde bir önceki yaşamınıza nasıl olsa geri döneceksiniz. Belki başka bir partner ile bir sonraki dansa, yepyeni bir paylaşıma kadar…

Gün ARUN



Yorumlar

Ayın en çok okunanları:

Ömer Muz: "Resmettiğim İstanbul, Sait Faik’in, Orhan Veli’nin, Salah Birsel’in İstanbul’u...

Oniki Adalar'ın üç gülü: Symi, Leros, Kalymnos

Biorezonans nedir? Op. Dr. Hasan İlkehan: "Biorezonans geleceğin tıbbı olarak adlandırılabilir..."

Cem Şen: "Eğer bir öğreti, özünü bir parçacık bile yitirmeden her koşula uyum sağlayabiliyorsa o zaman gerçek bir öğreti demektir."

Thassos Adası: Yanıbaşımızdaki tatil cenneti

Gerçek bir Monakolu iseniz işsizlik, parasızlık gibi sorunlar size yasak. İşsiz kalmayı başarmışsanız devlet size her ay 2000 Euro’luk gıda yardımı yapıyor, kalacak ev veriyor ve iş kurmak için işyeri ve kredi veriyor.

Bu Blogda Ara