An ve Anlam 10 - Gülay sorar, Gün yazar. Her pazar...

Gülay:
"Zamanı doğru kullanmak ya da kullanmamak" sana neler düşündürüyor? Yaşamımıza etkileri ne sence?

Bu soru bana çok uygun. 
Bazı yönleri ile becerikli, kimi diğer yönleri ile çok beceriksiz olduğum bu konu üzerinde yazayım bakalım. Sonra da yazdıklarımı okuyup kendime de dersler çıkarayım... 
Soru geldiğinde bu şakayı yapmıştım kendime. Şimdi düşünüyorum da, şaka değil, bu söylediğimi gerçekten yapacak, yazacak olduğumu kendim için de dikkatle okuyacağım. Ama ilkin yazayım şu yazımı, soruya yanıtımı…

Yolcu, nedir seni yollara düşüren?

Yolcu, Ner’den gelirsin yolcu? Nereye gidersin ? Biliyor musun bunu ? Attığın adımlar kimin, yaşamını hangi malzeme ile yontuyor, dolduruyorsun farkında mısın?  
O malzemenin ne kadarı sana ait, senden geliyor. Yani demem o ki, yaşamını ne kadar kendinin kıldın bugüne kadar?  
Geleceğe baktığın zaman, ne derece kendin ile bütünsün? Üzerinde bulunduğun yolun çizgilerini görebiliyor musun? O yolun ilerlediği yönü, üzerindeki durakları biliyor musun? Ulaşmak, gerçekleştirmek istediğin amaçların var mı?

Geçmişinin, onun sana verip, senden aldıklarının değerini, geleceğinin ise, hiç olmazsa yönünü, hedeflerini iyi algılayabilmek için bugününün, yaşamakta olduğun bu dakikaların değerinin, öneminin farkında mısın? Senin insanların kimler? Onlara yakın mısın?

Ner’desin yolcu? Hele dur bi’ düşün. Ama öyle koşturasıya, nefes nefese değil… Sakinle bi’, çiçeklere, gökyüzüne bak az’cık, varsa kedini, köpeğini falan okşa biraz, oyna onlarla, yaslan arkana, derin bir nefes al.. Hah şimdi, düşün azcık. Ner’desin. Neyin sonrasında, neyin içinde ve öncesindesin?

Bil ki, yolcu, geçmişine bakışın bile şu an nerede olduğunu, bu dakikaları yaşayışını nasıl algıladığınla ilgili.

Geleceğine hangi gözle bakacağın da aynı şekilde şu an üzerinde ayaklarının ne derece sağlam durduğu ile etkileşimli.

Sand, tuval üzeri akrilik, 20x20cm, 2011
İşte bunun için, yolcu, koşturmakta olduğun bu yol üzerindeki şu çeşmenin başına gel bi otur hele, soluklan bi… ferahla… boşver, geç kal o koşturduğun yere.. eğer gitmeyi gerçekten istediğin yer orası ise… Hah, bak, bunu düşün mesela; gerçekten oraya mı gitmek istiyorsun? Karıncalar sıra olmuş, ayağının yakınından geçiyorlar, yapraklar, dallar taşıyorlar… Bir arı, şaşırmış yolunu, çeşmenin yalağı kenarında yürüyor, kimbilir hangi çiçeğin sarhoşluğunu atıyor üzerinden, gelincikler başlamışlar açmaya… Sahi, ben oraya mı gitmek istiyorum? de kendine… Şimdi mi gitmek istiyorum? Böyle mi? Sonrasında peki, oradan nereye gideceğim? Nasıl edeceğim?


Sakin oturuyorsun. Kimbilir kaç dakikadır. Durgun, düşünceli… karıncalar, çiçekler, otlar, toprak, akıp duran su, düşünceler, sakinlik… Kıpır kıpır değilsin ya, senin o sakin olmandan cesaret almış bir serçe çeşmenin kenarına konmuş su içiyor, onu farkediyor, izliyorsun, onun yakınlığından, o sakin ortamdan mutluluk duyuyorsun… Sahi, yolcu! Ner’den gelip nereye gidiyorsun?

* * *

Evet çocuklar, filmi burada durduruyoruz, söz sizde. Açın ışıkları, çekin perdeleri… Sizce, çocuklar, kahramanımız hemen sonrasında ne yapacak, nasıl davranacak?

- Orada oturup duracak bir süre…
- Az daha soluklanıp kalkacak, hafif gerinecek, derin bir nefes alacak… çevresine az bakınacak, yavaş yavaş o ilk ilerlediği yönde ilerlemeye devam edecek… Aaa, durdu, bir çiçeğe eğildi.. doğruldu şimdi, yoluna devam ediyor. Ama çevresine de bakıyor arada bir…
- Geri döndü, geldiği yöne… Arkasına bakıp duruyor ama geldiği yöne geri gidiyor ?
- Çiçek topladı, güzel bir buket yaptı… Çok güzel çiçekler buldu… Yolunu değiştirdi, başka yönde ilerliyor.. Arada koşuyor, zıplıyor da… neşeli…
- Serçeye bakıyordu sakin sakin, hafif kıpırdadı adam, serçe uçtu. Adam, saatini… gördü ilkin, sonra baktı ona dikkatle…fırladı yerinden, kaptığı gibi sepetini, devam etti yoluna. Hızlı adımlarla…

Peki çocuklar, o kişi orada duraklamakla zaman kaybetti mi sizce?

- Evet kaybetti, gideceği yere geç kaldı.
- Hayır, kaybetmedi, içinde, yakınında yaşayıp gittiği nice güzellik ile karşılaştı
- Hayır, o an biraz zaman kaybetti belki ama sonrasında neyi nasıl yapacağını daha iyi düşünmüştü ya, o kaybettiği zamanı ilk olanakta fazlasıyla çıkaracak, üstelik büyük olasılıkla daha verimli olacak, daha mutlu olacak…
- Zaman kaybetmek bir yana, birileri onu bekliyordu, ayıp oldu… Geç kalmamalıydı… Söz vermişti…
- İyi de, o kişi orada durmakla değil de, belki o yola çıkmış olmakla zaten kaybetmişti zamanını.

* * *

Zamanı kullanmak… ya da… diye soruyor ya Gülay, düşünceler beliriveriyor ardarda;

Kim olduğunu bilmek, kendine saygı duymak, sevmek kendini…

Yapmayı düşündüklerini yapabilmek için doğal ya da edinilmiş becerilere sahip olmak…

Yapacağının neler olduğunu belirleyip yapmakta olduğuna odaklanabilmek yani gerekli becerilerini sözkonusu işe yönlendirmek… Bilelim ki, kişi her ne kadar kendisine ait hedeflere yönelik ise o derece kolay odaklanır işine.

Yapamayacağı ile zaman kaybetmeyip o işi yapabilecek olana yönlendirmek… ki önemli yöneticiler bu yeteneğin ardında gizli.

Evet demeyi, hayır demeyi biliyor muyuz? Yapamayacağının sözünü vermemek, söz verdi ve yapamayacaksa bunu zaman geçirmeden düzeltmek… Omuzlarında gereksiz yükleri boş yere taşımamak… Taşıdığını ise hedefine ulaştırmak…Verdiği sözü tutmak adına çabalamak… İyi de o söz hangi amaca uyarak verildi? Yanlışlık var mı? Bir yerlerde bir düzeltme yapmak gerekiyor mu?

Ne yapmak, kiminle yapmak, nasıl yapmak? İnsanlarımız, seçtiklerimiz, bizi seçmiş olanlar… birbirimizle ilişkilerimiz…

İşte bu yukarıdaki çerçevelerde yazarım diyordum, başı önde hızlı adımlarla bir yerlere giden bir yolcuyla çakıştı yolum, muhabbete daldık, sizin yazı kaldı. Belki sonraya, belki de yazılmamaya…

Sand, Tuval üzeri akrilik, 20x20 cm, 2011

Ama bir yön var ki, yazmasam olmayacak, bir anlamda yukarıdaki sorguların toparlayıcısı olacak gibi…

O kendimize, başkalarına verdiğimiz sözler, doğru yanlış aldığımız kararlar, evetler, hayırlar… İşimize odaklanma becerimiz. Yorgunluklarımız, dinlenmelerimiz varlar ya. Zamanımızı işte bunlar çerçevesinde kullanıyoruz.

Vücudumuz yapması gerekeni yapıyor çoğu zaman, endişemiz orada olmamalı, çalışıyor, didiniyor, yoruluyoruz. Sonra dinleniyoruz, neler yapacağımızı toparlayıp bir daha dönüyoruz çalışmaya, kimi zaman koşturmaya… Bu böyle sürüp gidiyor.

Bir de, her ne yapıyor ya da yapmıyorsak olalım, düşüncelerimiz o yapıp yapmadıklarımızla barışık değil ise eğer ve durmadan kimi düşünceleri kurcalıyor isek, işte asıl dikkat etmemiz gereken konu ile karşı karşıyayız demektir:

- Verilmiş ama bir şekilde yapılamayacak bir sözü tutmaya çalışmak, gücünü aşanı yapmaya çalışmak ile yorulmak, bunun üzerine bir de yapamamış olmak düşüncesinin ezikliğini yaşayarak yıpranmak gibi…

- Kendi hayallerine değil, bir başkasının sizin üzerinizdeki beklentilerine yanıt olmaya çalışmakta olduğunuzu, dolayısıyla atmakta olduğunuz adımların size ait olmadığını hissediyor ya da seziyor, bunu düşünüyor olmak gibi…

Çünkü, öylesi durumlar vücuddan öte beynimizi ilgilendiriyor, yormakla kalmıyor, yıpratıyor da bizleri.

Kendinizle buluşun, barışın, kendinize ait hedeflere yönelin diye ısrarım bundan… Buluşun hele bir kendinizle, kendi rüyalarınıza, kendi istek ve beklentilerinize kulak verin. Göreceksiniz önceliklerinizi ne kolay belirleyecek, yapmakta olduklarınıza ne kolay odaklanabileceksiniz.

Bir de hep yapmak ile değil, kimi zaman durmak ile de zamanı iyi kullanabilirsiniz. Sevdiğinizin gözlerine, gönlüne bakmak, onu dinlemek ile… Onun yanında, yakınında, belki hiç bir şey yapmadan, sadece birlikteliğin tadını çıkararak durmak ile…

O sevilen kişi kendiniz bile olabilirsiniz. Ama değerini algılamadığınız, algılayıp önemsemediğiniz yakınlarınız da sözkonusu olabilir. Geç olmadan bunu da bir düşünüverin…

Bir de, unutmayın, herşeyi yapmak durumunda değilsiniz, bırakın birşeyler eksik kalsın. Varolanın tadına varın öncelikle… Kimi istedikleriniz yapılamadan kalacak, ne mutlu size, hala ulaşmak istediğiniz alanlar, doymamış umutlarınız var demektir.

Gün ARUN

Yorumlar

Ayın en çok okunanları:

Ömer Muz: "Resmettiğim İstanbul, Sait Faik’in, Orhan Veli’nin, Salah Birsel’in İstanbul’u...

Oniki Adalar'ın üç gülü: Symi, Leros, Kalymnos

Biorezonans nedir? Op. Dr. Hasan İlkehan: "Biorezonans geleceğin tıbbı olarak adlandırılabilir..."

Cem Şen: "Eğer bir öğreti, özünü bir parçacık bile yitirmeden her koşula uyum sağlayabiliyorsa o zaman gerçek bir öğreti demektir."

Thassos Adası: Yanıbaşımızdaki tatil cenneti

Sıdıka Rodop: "Mücevher tasarımında zamansızlık, işlevsellek, yenilikçilik kavramları biraradadır."

Bu Blogda Ara