An ve Anlam 11 - Gülay sorar, Gün yazar. Her pazar...


Gülay:
Tüketim ve israfın arttığı, insanların birbirine, doğaya ve kendine bile yabancılaştığı bir zaman yaşıyoruz... Sadeleşmekten bahsetmek ister misin? Sence nasıl sadeleşebiliriz? Bunu başarabilir miyiz?

Yeter ki ilkin kendimizle buluşalım

Başarı için sağlığını tehlikeye atan, sonra da o elde ettiklerinin tümünü, bu arada tüm zamanını ve huzurunu, kaybettiği sağlığını geri alabilmek için harcayan sen... Evet, sen... Arkana bakma, sana sesleniyorum. Evet sana! 

- İyi de, ben başarılı falan değilim ki.   Öğrenciyim, başarısız bile olduğumu söylemeliyim.

- Ben, çok başarılıyım ama bunun için bir şey harcamıyorum, geliyor kendiliğinden...

- Benim başarımdan sana ne kardeşim! Ha, beni başarılı gözlemliyor, yargılıyorsun, işin burasına 
  karışmam, aslında biraz buna seviniyorum da. İçimi, işlerimi bilmesinler ama nasıl görünüp algılandığım 
  önemli benim için.

- Çok işim var, sizinle vakit kaybedemem.

- Benim derdim başarı değil, olmadı da... Önemli olan keyifli bir yaşam sürmek hepsi bu.

- Merhaba... Bana, şimdilik "siz" diyebilirsiniz. "Sen"e sonra bakarız. Demek öyle algılıyorsunuz. Bir ara
  bu konu üzerinde konuşalım dilerseniz, anlatın bana düşüncelerinizi. öylesi bir konuşmadan ikimiz de 
  birşeyler öğrenebiliriz sanıyorum...

- Başarılı olduğumu ner'den çıkarıyon beyefendi? 

Olmak'ın nice aşamaları arasında ilerliyor, arıyoruz yolumuzu. Bir yerlerdeyiz... Ortalarda bir yerde... Gidiyoruz bir şeylere, kimi amaçlara, dönüyoruz kimi diğerlerinden... Kimi zaman yalnız, kiminde ise bizleri çevreleyen insanlar ile. Kendimizle, hedeflerimizle barışık ya da değiliz... 

Ve, çoğu zaman, kendimize yönelik değiliz. Nasıl algılandığımız ile, dışarıdan nasıl göründüğümüz ile daha yakın ilgiliyiz. Kalıplara uymak derdindeyiz, yargılara aykırı olmamak, diğerlerinden geri kalmamak amacını besliyoruz davranışlarımız ile. Kendimize olduğu gibi başkalarına bakışımız da genellikle bu yönde.

Bu arada, kendimizden, benliğimizden uzaklaşıyoruz farkında değiliz. Önceliklerimiz bizlere ait değil, köklerini dışarıdan şu ve ya bu tarafından bizlere dayatılan unsurlardan alıyorlar.

"The Dog" Francisco Goya, 1819, tuval üzeri yağlıboya, 
51 x 31, Prado Müzesi-Madrid


Bizleri kendimize yaklaştıracak olası adımlarımız "ama" lara tosluyor durmadan. Tanımlara, kurallara, değer yargılarına, inançlara, geleneklere, saygı adı altında nice saygısızlıklara da kimi zaman. Kendimize yönelik her yeltenişimiz görünmez duvarlara çarpıp duruyor. Farkında değilsiniz bunun, değil mi?

Yapmacıklıklar ile bezeli yaşamımız bizi kendimizden uzaklaştırmakla kalmıyor, yaşamımızı gereksiz detaylar, vitrinler, “mış gibi olmak” durumları, gereksiz koşturmalar ile de donatıyor. Yani, sadeliğimizden arınıyor, kendimize değil, dışarıya yönelik bir yapılanma içerisinde buluyoruz kendimizi.

Madem Gülay "Nasıl sadeleşiriz? Bunu başarabilir miyiz? Nasıl?" diye soruyor bana. Aklıma düşüverenleri paylaşayım sizlerle. Sadeliğe ulaşmak yolunda o anlatacaklarımı ben becerebilir miyim bilemiyorum, o başka. Diyorum ya arada bir, önce yazıyor, sonra kendimi ben de dikkatle okuyor, yazdığımdan kendime de payeler çıkarıyorum. İçimdeki ses, doğru yaklaşımın kendim ile buluşmaktan, gereksiz vitrinlerden, şekilcilikten arınmaktan geçtiğini söylüyor. Yazayım bakayım, ne çıkacak. Sonra hep birlikte okuyacağız nasıl olsa. Düşünün bir, ya da gelin, birlikte düşünelim. Birkaç dakika için beni takip edin. Ama...

Bakın, yine bir  “ama” dedim, "ama" lar var ya her yerde. Bu benim yukarıda kullandığım “ama”, sizlerin olası önyargılarınız, endişeleriniz varsa diye idi. Dedim ya, kendimizi değil, başkalarını, vitrinimizi düşünüyoruz.  ...ama diyordum, ben anlatırken benimle ilgilenmeyin, söylediğimi izleyin sadece... Benim amacım sizi kendinizden almak değil, aksine kendinizle buluşturmak. Kendiniz kalarak izleyin söyleyeceklerimi, dilerseniz gerçekleştirin. Rahatlayın… sakin bir ortamda düşünün... Ne yapmak istiyorum, ne yaparsam mutlu olurum? gibi, sizin için önemli bir konuya yanıt arayın. Yontarak, zorlayarak değil sakinlik ile, okşayarak çalışın konunuzu. Yontacak zaman gelir, ileride, bir hedefe yürür iken... Şimdiki amacınız o sözkonusu hedefi belirlemek. Hadi, başlayın bir ucundan...

Düşünceleriniz kimi noktalara yaklaşmaya başladığında bir anda karşınıza "ama" lar çıkacak, göreceksiniz. Bizleri kendimizden, özümüzden uzaklaştıran o engeller, değer yargıları, kalıplar, doğru yanlış inançlar… Ama bu yapılmaz ki.... Beceremem bunu ... Ailem ne der? ... Çok zor… Onlar daha… Aslında ben… gibi...

Buluşun o "ama"larla, ve herbirini birer birer yolunuzdan çekin bir kenara koyun, gerekirse yok bilin, odaklanın düşüncenize, yaklaşın ona. Ama bunu sakinlik ile yapın. Bir zaman sonra "şunu, bunu yapmak istiyorum, ama…" şeklindeki düşünceniz "bunu yapacağım"a, “bunu yapıyorum”a yaklaşmış olacak. Kendinize güveniniz artmakta, düşünmekte olduğunuz hedefinize yaklaştığınızı hissediyorsunuz, yakınlaştınız ona, neredeyse gerçekleştirdiniz. Artık o hedef avucunuzun içerisinde...  Peki ne oldu?

Önemli bir şey olmadı, sadece size çelme takan, sizi durduran, yaşamınızı kendinize değil başkalarına odaklı kurmanıza yol açan "ama"ları bir kenara koydunuz, kendinizle, özünüzle buluştunuz. Bilin ki, siz bir şeyi içtenlikle isterseniz o gerçekleşir. Çünkü o istediğiniz ile benliğiniz buluşmuştur artık ve hangi yönde gideceğinizi bilir ya da bulursunuz, gereken her ne varsa da yapar, başarırsınız artık. Engeller olmayacak mı önünüzde, hiç ile çok arasında olacak tabi ki... ama aşacaksınız herbirini, ilerleyeceksiniz...

İyi de bunca lafı neden ettin Gün kardeşim? Senden sadelik istedik, sen, hedef belirleme, kendinle buluşma, başarıya ulaşma falan anlatıp duruyorsun. Aynı şey değil bunlar.

Aynı şey değil haklısınız. Ancak anlattıklarım beni bir noktaya yaklaştırıyor; başkaları için değil, kendimize yönelik adımlar atarsak, yaşamımızda nesnelerin değil, öz'ün önem kazanmaya başladığını göreceğiz. İşte o zaman vitrin doldurmayı bırakıp yaşamaya, daha çok, daha dolu yaşamaya başlayacağız. Maddelere verilen önem, boşa harcanan zaman, gösteriş azalacak, buna karşın anlam değer kazanacak, mutluluk tanımları belirecek, an’ı yaşamaya başlayacağız. Basit durumlardan lezzetler üreteceğiz, varolanın farkına varacağız. Ve kendimizi ister istemez sadelik içeren yaşam deneyimleri içerisinde bulacağız. …gibi geliyor bana.

Anlatmak istediğim bu idi. Bana iletilen soruya, bu haftaki yazımıza, bencileyin bir yanıt. 
Başarabilir miyiz? Eminim başarırız. Yeter ki ilkin kendimizle buluşalım, buna çalışalım.

Gün ARUN

Yorumlar

Ayın en çok okunanları:

Ömer Muz: "Resmettiğim İstanbul, Sait Faik’in, Orhan Veli’nin, Salah Birsel’in İstanbul’u...

Oniki Adalar'ın üç gülü: Symi, Leros, Kalymnos

Biorezonans nedir? Op. Dr. Hasan İlkehan: "Biorezonans geleceğin tıbbı olarak adlandırılabilir..."

Cem Şen: "Eğer bir öğreti, özünü bir parçacık bile yitirmeden her koşula uyum sağlayabiliyorsa o zaman gerçek bir öğreti demektir."

Thassos Adası: Yanıbaşımızdaki tatil cenneti

Sıdıka Rodop: "Mücevher tasarımında zamansızlık, işlevsellek, yenilikçilik kavramları biraradadır."

Bu Blogda Ara