An ve Anlam 15 - Gülay sorar, Gün yazar. Her pazar...

İnsan kendine yalan söylemekten ne zaman vazgeçer?


Şimdi hızla bu yazıyı yazmalı… Verilmiş sözü tutmak adına… Önümüzdeki iki gün vaktim olmayacak gibi görünüyor. Sözü tutarım yazıyı yazmakla ama önümüzdeki 35 dakikada ortaya ne çıkacak, merak ediyorum. Kalite adına, kendime o verilmemiş ama tutulmazsa olmayacak sözümü, size borcumu yerine getirebilir miyim bilmiyorum… Saygı adına. Kendime, eylemime, sizlere saygı adına.. Birlikte göreceğiz.

"Çocuklar, yalan söylemeyin. Gerek yok. Durum ne ise dosdoğru dile getirin, gerekiyorsa bedelini ödeyin, yolunuza alnınız açık, gururla devam edin…" diyen bir babanın oğluyum. Bu sözü 10 yaşım yakınlarında duymuş olmalıyım. Tekrar edilmedi. Buna gerek de olmadı.

İyi de, yaşamımı dürüstlük adına kurmuş olduğumu her yeri geldiğinde dile getiren, dilerim yaşamıma da en temiz şekli ile yansıtan ben, daha iki ay olmadı, neden birkaç gün boyunca, durup dururken, iyi de, o dürüstlük ardında acaba ben çevremdekileri bir şekilde yine kandırmakta mıyım diye kafa patlattım dersiniz? Üstelik, endişelerimde haklı olduğum bir bakış açısı bile buldum o düşünmelerimde. Kendince doğru olman yetmiyor, karşındaki için de doğru olmalısın diyordu içimdeki ses. Ne demesi, bağırıyordu bunu bana.



Genellikle herbirimiz yaşam olaylarımızı, davranış ve tepkilerimizi, yorumlarımızı, durumlar karşısında aldığımız tutumu, iletişimde bulunurken seçtiğimiz kelimeleri, karşımızdaki kişilere, iletişimde olduklarımıza göre ayarlamıyor muyuz? Topluluk, çocuk, patron, sevgili, sevilen, korkulan, bilgili, saygın, konudan uzak kişi… Karşımızdaki her kim ise, o an yaşamakta ve iletmekte olduğumuz halimizi o kişiye, kişilere, ortama, konuma göre uyarlıyor süslüyoruz, değil mi?

Kendimizle barışık olduğumuzu bile dile getirdiğimizde yorum mekanizmamız içerisinde bu bizi çevreleyen kişiler bir şekilde bulunuyor ve durumumuzu etkiliyorlar. Kendimize, karşımızdakine yalanımızı üretiyorlar sonuçta.

Bir düşünün, doğru söylediğimiz anlarda bizi kuşatan her ne ise bizi ilgilendirmemektedir. Varolanı dile getiriyoruz çünkü. Olduğunca…

Her ne zaman, bir şekilde kendimizi dış dünyamıza uyarlıyoruz, orada bir doğru olmamak hali içerisindeyiz. Yalan söylemek değil, doğruyu duruma uyarlamaktan söz ediyorum, karıştırılmamalı.

Söze gelince, temel aldığım, o verilmemiş ancak düzgün olmak adına tutmak durumunda olduğumuzu varsaydığımız söz düşünülmeli.  Belli bir durumda (bakın, “belli bir durumda” diyorum) verilen sözler genelde o sözkonusu durumu ve onun uzantılarını ilgilendirir olsa gerek.

Verilen söz, bence bir borçtur. Kişinin ilkin kendisine, karşısındakine, yapmakla yükümlü olduğu eyleme karşı bir borç. Ve, ilişkiler arasındaki dengenin geri oluşması adına her borç, bence, ödenmelidir.

Benciller sadece kendilerini, kendi çıkarlarını düşünüp diğer yönlere, durumlara karşı saygısız oldukları için her tür sözü rahatlıkla verir ve kendilerini onunla borçlandırmazlar. Kısa dönemde küçük başarılar, kimi kazanımlar ile tatmin olurlar ancak uzun dönemde şu veya bu şekilde insansız, sevgisiz, uzun dönemli, dayanıklı, mert dostluklar olmaksızın yaşamlarını yeni flörtler ile doldurdukları, kısa zaman sonra mutlaka aldatacakları insanlar ile götürürler.

Başkalarının, kendilerini çevreleyen, belki tanımadıkları, kimi zaman belki sevmedikleri insanların bile durumunu gözardı etmeyen, kollayan, sözlerini eylemlerine, yaşamlarına yansıtanlar ise, o tanımayıp, belki bir dönem sevgi beslemedikleri tarafından bile saygı ile anılır, bilinirler. Her zaman kazanmazlar belki ancak yaşam içinde, uzun dönemde kaybetmezler de, gibi geliyor bana. Şairin dile getirdiği “ vermekle tam kalanlar” arasında olurlar onlar.

Bir görüş var, katılmadığımı sandığım, ancak toplumda uygulamalı bir gerçekliğe sahip olan “yalan, hayatta kalmak aracıdır“.  Doğru ise, yaralanarak bile olsa ayakta kalmak aracı olsa gerek.

Yaşam ise bunun ortalarında buluyor yolunu. İşte o yol üzerinde hangi duraklarda durduğumuz ise herbirimizin yaşam rengini, acılarını, seçimlerini, dolayısıyla kişilik renklerini belirliyor olsa gerek. Daha önce dile getirmiş idim, nice yaşam durumu var ki, çıkmazlardan zaman olur belki mertlikle söylenen bir yalanla çıkılabilir. Öylesi bir durumu yargılamak durumunda olursanız, dilerim işin içindeki saygı boyutunu da hesaba katmayı unutmazsınız. Kişinin kendisine, o yalanın kurbanına, yapmakta olduğuna, amacına olan ya da olmayan saygı, varılacak yargıyı önemli derecede değiştirebilecektir.

Bu son paragrafı, inanmadığım bir durumun bile savunulacak, anlaşılacak bir yönü olabileceğini vurgulamak için yazdım.

Hızla yazdım, 35 dakika şimdi doldu. Ve, bugün bu yazıyı, şimdi üzerinde hızla okuyup, birkaç dakika içerisinde böyle göndereceğim, dilerim anlamsız yanlışlar içermemektedir.

Herbirinize güzel bir hafta, nefis ilişkiler, paylaşımlar, mutluluk diliyorum.

Saygıyla.

Gün ARUN

Yorumlar

Ayın en çok okunanları:

Ömer Muz: "Resmettiğim İstanbul, Sait Faik’in, Orhan Veli’nin, Salah Birsel’in İstanbul’u...

Oniki Adalar'ın üç gülü: Symi, Leros, Kalymnos

Biorezonans nedir? Op. Dr. Hasan İlkehan: "Biorezonans geleceğin tıbbı olarak adlandırılabilir..."

Cem Şen: "Eğer bir öğreti, özünü bir parçacık bile yitirmeden her koşula uyum sağlayabiliyorsa o zaman gerçek bir öğreti demektir."

Thassos Adası: Yanıbaşımızdaki tatil cenneti

Gerçek bir Monakolu iseniz işsizlik, parasızlık gibi sorunlar size yasak. İşsiz kalmayı başarmışsanız devlet size her ay 2000 Euro’luk gıda yardımı yapıyor, kalacak ev veriyor ve iş kurmak için işyeri ve kredi veriyor.

Bu Blogda Ara