An ve Anlam - 20, Gülay sorar, Gün yazar. Her pazar...

Bugün babalar günü. Bu haftasonu, An ve Anlam köşemi babama, Özdemir ASAF'a ithaf ediyor, onun bir yazısını paylaşıyorum. Yaşadığımız bu günlerde herkesin dikkatle okuması ve yaşamına uyarlaması dileği ile...

Çok şükür gençliğimiz, birkaç haftadır bu konudaki algılarımızı bilincimizi uyandırmakta. Bundan sonra daha bilinçli olacağız gibi geliyor bana. Fikirler ve kimin hangisine ne derece değer verdiği değil, önemli olan o düşüncelerin nasıl dile getirildiği ve herbirimizin bize karşıt düşünceleri nasıl dinleyip, anlayıp, akıl, mantık ve bilgi süzgecimizden geçirdiğimiz, oradan çıkardığımız sonucu yaşamımıza nasıl aktardığımız. Göze basit gibi geliyor ama, bence, toplumların ve kişilerin ilerlemesi bu basit davranış kalıbı ardında gerçekleşiyor.

Saygılarımla. 
Gün ARUN


 Anlayışlı olmayı bir erdemlik saydıranlar nerede? Oysa ki anlayışlı olmak insanın en ilkel ödevi.


İyilik, bir kişi ihanet edince olmayan bir durum. Fenalık, bir kişiyle oluveren. Bu yüzden ben, gerekli mi, insanları mı önce ele almalı diye düşününce aklımın ve gözlerimin önüne ilkin insanlar dikiliyor.
Bu kadar yıl oldu. Bu kadar insan yaşadı öldü. Bir sürü iyi kötü, yerli yersiz yapıtlar kalmakta. Kitaplar var. Daha bugüne kadar iyisini örnek alıp yürütmek, köklüsünü çoğaltmak çoğunluğuna bir fikir, bir amaç olarak yerleşmiş değil. Daha bugüne kadar insan nasıl birbirine yük olmaz, nasıl engel olmaz anlaşılmış değil.

Gerekler kendiliklerinden olsaydı, onları insanlar hazırlamamış olsaydı, bugün insanlar suçsuz, ezik, temiz, bezgin, kovgun gözükmekte haklıydılar. Bugün insanlar bir yönden zavallı, acınacak gözüküyorlar. Ama böyle gözükmeye, daha doğrusu onları öyle görmeye kimsenin hakkı yok.
Canım insanlar edebiyatı, zavallılar türküleri pazar buldukça, o pazarın ilkin alıcılarına değil satıcılarına lânet olsun, gebersinler onlar.
İnsanlara acımak diye bir şey yoktur. Kümelenip birbirlerini boğmak kimin aklı? 
Kimse kimseyi ezemez. Ezmenin yollarını inceltip, ilim yapmak kimin aklı?
İnsan hiç miskin değildir aslında. Onu miskinliğe sevkeden töre ve gelenekleri okullara, ailelere, mahalle ve şehirlere yaymak kimin aklı? 
Bir insan kalkıp başka bir insanı boğmaz. Bir insan bir insanı öldürmez. Bu birbirlerini boğanları öldürenleri sıraya dizmek kimin aklı?
Biriktir, içine at, sakla, belli etme, saygılı ol, gül, yapmacıktan şaşma deyenler kim?
Belirt, açıkla, karşılık ver, tepki göster, deyenler kimler?
Anlayışlı olmayı bir erdemlik saydıranlar nerede? Oysa ki anlayışlı olmak insanın en ilkel ödevi. Anlayışlı olmayı bir üstünlük saydıranlar, o kötü ahlâkçıları cezalandırmayanlar --- aksine armağanlandıranlar --- neredeler?

Affetmek oyuncağını ortalığa salan bugün kaç yaşında. Niçin ölmedi? Niçin yaşayor?
Birikip birikip daha kuvvetli patlasın diye insanların o eski, o temiz başkaldırmalarını geciktirenler kaç gece rahat uyudular?
Sen mi uğraşacaksın, sana ne, bırak gitsin deyerek, ilk kötülük belirtilerini hemen sıcağı sıcağına önlemek isteyenleri tökezleyen uysallık yılanları nereye saklandı?
Küçük yumrukların namuslu güçlerini söndürüp büyük yumrukları parayla tutup emelleri için kullananlar kendilerini insan mı sayıyorlar? Maşa olarak kullandıkları beyinsizlerin dış görünüşleri görmüyorlar mı kendilerinin aynı.
Çobanın sürüye bıraktığı en büyük gurur çoban köpeği kullanmasıdır. Sürünün içinden teşkilâtlandırdığı bir iki seçme hayvan değil. İyi çoban sürüye gurur bağışlamaz, sürünün gururunu savunur. Sürüde her şeyin bir en iyisi vardır. Otlayanların en iyisi, koşanların en hızlısı, güçlülerin en sağlamı, uykusuzlukların en dayanıklısı. Çoban bunları en geridekilerin ölçüsüne sokmak isterse, düşünmelidir ki azıcık rahat için sürünün değeri düşecektir. Ki böyle bir engelleme gerçekleşemez. Ama bugüne kadar buna yanaşan çobanlar çıkıyor.
Sanki bu kadar yıl boşuna, insansız geçti. Sanki bu kadar insan boşuna yaşadı ve öldü.
Bu düzen varsa. Bu düzenin açısından bakıp insanları acınacak zavallı yaratıklar görmek doğru olur mu? İnsana haksızlık, bu acıma insana büyük bir haksızlık değil midir? Bu düzen varsa insanlara kızmak, bağırmak, sinirlenmek, miskinler demek, sünepeler, diye bağırmak onlara değer vermek, onları sevmek değil midir?
Acımak.. Zavallılar, zavallıcıklar demek, sizi kim böyle bıraktı demek onlara yapılacak aşağılamaların en sinsini sayılmaz mı?
Milyonlarca aça, yoksula, yaralıya karşı böyle konuşuyorum. Ve içim kan ağlayor. Daha da acı söylemek isterim.
Bir kütle bir yerden kalkıp bir başka kütleye saldırmasın. Hiçbir zaman hak yaratamaz, hak alamaz.
Ama nerede iki kişi varsa ateşle barut gibi yanyana dursunlar isteyorum. Eğer iki kişi varsa..
Eğer iki kişi varsa, bıraksınlar ıslak sevgileri, yılışık terbiyeleri.. Uyuz sokulmaları bıraksınlar, biri öbürünün ilk kötülüğe dönüşünü tokatlasın, öbürü diğerinin ilk miskinliğini önlesin.
Bunun için insanın bir şeyler istemesi, içinden kıvılcımlar saçması, içinde atılmalar olması gerek. Bunu şehirlerde okullarda öğretmeyorlar. Bu dağlarda, kayaların sivri keskinliklerinde, suların öldürücü çokluğu ile yokluğu arasında şarkıların en asili olarak buram buram söyleniyor. Birbirini yeme, ama kır.
Eğer iki kişi varsa insanlığın birinci yıldönümünü tamamlasınlar.
Tek tek büyükler her zaman çıktı. Çıkacaktır da.
İki insanın kuracağı bir büyük düzen miskinlik terbiyelerini, acıma edebiyatını parçalayabilir.
Bir örnek yeter. Bir yılda birçok ikiler çıkıp yeni kümelerde yeni insanların insana yakışacak anlaşmalarını kurabilirler.
O zaman tabiat insansız olunca bir şey kaybedebilir. Şimdi insansız tabiat, anlamsız ama kayıpsız kalıyor.
Nasıl ki şimdi insanlar tek tek de çok çok da anlamsız bir geciktirme içindeler. Çok yıllarımız oldu, ama daha olacağını sanmayorum.
Karanlıkta bağırıyor. Bir kişi daha var mı?.. Bir kişi daha. Haydi. Bir kişi daha.
Bağır, karanlıkta bağıran. Duyan olacaktır. Olmalı, birisi daha olmalı.
Kavgalara, düzeltmelere, bozulmamalara, yılışmamalara, gücenmemelere, darılmamalara..
Karşı koymalara, yüzleşmelere, direnmelere..
Kocaman, cansız, iri kurallara değil, geciktirme yollarına değil, candan, içden, arıklıkdan, dinçlikden küçük çıkışmalara..
İlk kötülüğü ilk adımında önlemelere..
Bir kişi daha vardır.


Özdemir ASAF 


Yorumlar

Ayın en çok okunanları:

Ömer Muz: "Resmettiğim İstanbul, Sait Faik’in, Orhan Veli’nin, Salah Birsel’in İstanbul’u...

Oniki Adalar'ın üç gülü: Symi, Leros, Kalymnos

Biorezonans nedir? Op. Dr. Hasan İlkehan: "Biorezonans geleceğin tıbbı olarak adlandırılabilir..."

Cem Şen: "Eğer bir öğreti, özünü bir parçacık bile yitirmeden her koşula uyum sağlayabiliyorsa o zaman gerçek bir öğreti demektir."

Thassos Adası: Yanıbaşımızdaki tatil cenneti

Sıdıka Rodop: "Mücevher tasarımında zamansızlık, işlevsellek, yenilikçilik kavramları biraradadır."

Bu Blogda Ara