IPRA 2014 Dünya Başkanı Zehra Güngör: "Sosyal medya onu doğru kullanmayı bilen kullanıcılar için güvenilir bir mecra fakat her okuduğunu sorgulamasız ve sağlamasız olarak doğru algılayan ve paylaşan kullanıcılar için yanıltıcı ve tehlikeli bir mecra."

Sevgili meslektaşım Zehra Güngör ile halkla ilişkiler sektörünü konuştuk. Türkiye'nin halkla ilişkiler stratejileri, bu mesleği seçen gençlerin donanımı, sosyal medya ve daha fazlası...

Uluslararası Halkla İlişkiler Derneği IPRA'nın 2014 Dünya Başkanı oldunuz. Sizi hangi çalışmalar bekliyor?
Ocak 2014’te IPRA İstanbul Konferansı ve devir teslim töreni ile görevim başlayacak. Bir yıllık başkanlık dönemim süresince yaklaşık 10 kadar konferans olacak ve bu konferanslarda IPRA başkanı olarak hazır bulunacağım.

Ben iletişimde iki anahtar kelimenin çok önemli olduğuna inanıyorum : Empati ve sempati. Bu iki kelimenin iletişimde uygulanacağı platformlarda, yılımı tamamlamak istiyorum. Ayrıca IPRA’da üye artırıcı çalışmalarda bulunacağım ve 60. yıl dünya kongresinin ön çalışmaları benim dönemimde gerçekleşecek.


Ülkemizin ve Türk insanının dünyada algılanış biçimini iyileştirebilecek gerçekçi bir halkla ilişkiler politikamız var mı sizce? Neler önerirsiniz?
Günümüzde ülkelerin tanıtımı şehirler üzerinden yapılıyor artık. Önemli metropoller ülkenin markası olarak öne çıkartılıyor. Türkiye’de daha çok turizm üzerinden yapılıyor bu propaganda. Tarihi yerler ya da turistik yerler üzerinden, dolayısı ile verilen mesaj; Türkiye’nin sahip olduğu kültür mirası ve Türk insanının misafirperverliğinden pek öteye gidemiyor.

Oysaki ülkenin ve insan profilinin algılanışını değiştirmek için bu yeterli değil. Dünya geneline baktığımızda, önemli uluslararası organizasyonlara ev sahipliği yapmak, tüm dünyada şehirler için gittikçe daha ilgi çekici hale geliyor. Saygın organizasyonlar, ülkelerin gelişimini hızlandırmada önemli rol oynuyor. Bu organizasyonları ağırlamak şehirler ve ülkelere saygınlık, ekonomik ve sosyal gelişim açısından büyük bir katkı sağlıyor. Hem ekonomik hem de sosyal yaşımın daha doğru ve aktif tanıtılması açısından buna ağırlık verilmesi gerekiyor. IPRA 2014 başkanlık dönemimde bu geleneği Türkiye’de de oturtmak ve Türkiye’ye prestij kazandıracak etkinlikler yapmak için çalışacağım. Tüm sektörlerde sektörün aktif ve öncü isimlerinin bu tür faaliyetlerin oluşturulmasında ve geliştirilmesinde sorumluluk alması gerektiğini düşünüyorum.

Halkla ilişkiler mesleği son on yılda ne gibi ilerlemeler kaydetti?
Tarihsel olarak baktığımızda; halkla ilişkilerin tarihi yöneten-yönetilen ayrımının başlangıcına uzanıyor. Adı konulmamış olsa da tüm dünyada bu kavramın çok eski dönemlere uzandığı kabul ediliyor. Ülkemizde tarihsel olarak baktığımızda; Anadolu Selçukluları ve Osmanlı İmparatorluğu dönemlerinden beri halkla ilişkiler uygulamaları örnekleri var. Fakat modern anlamda ve bilinçli halkla ilişkiler etkinlikleri, Cumhuriyet dönemiyle birlikte başlıyor. Modern çalışmalar ve örnekler 1920’li yıllarda başladı, ancak halkla ilişkiler uzunca bir süre bazı bilimler tarafından meslek olarak kabul edilmedi. Adı gereği yarattığı karmaşa ve meslek olgusunun kültürümüzdeki farklı geleneğinden dolayı. Fakat bugün; yazar, araştırmacı ve yöneticiler halkla ilişkileri hem bir meslek hem de toplum içinde önemli etkilere sahip bir disiplin olarak kabul ediyor. PR’ın Türkiye’de kimlik kazanım süreci özellikle son on yılda büyük ivme kaydetti. PR’ın diğer meslek ve bilimlerce tanınması hem akademik hem de pratik olarak sektörün gelişmesi 90’larda görünürleşmeye başlayan ve 2000’li yıllarda başarı ile hızla devam eden bir süreç oldu.

Gençler bu mesleğe çok ilgi gösteriyorlar ancak başarılı olanların az olduğunu düşünüyorum. Siz de aynı fikirde misiniz?
Genel olarak iletişim sektöründe durumun böyle olduğunu düşünüyorum. Halkla ilişkiler iletişim sektörünün en popüler alanlardan biri ancak her ne kadar eğitim standartları da giderek yükseliyor dahi olsa piyasadaki arzın çok altında bir talep var. Aynı zamanda iletişimin diğer dallarından da çok göç alan bir alan halkla ilişkiler. Bu yüzden öğrenciler hem iş bulmakta hem de kendilerini ispat etmekte çok zorlanıyorlar. Mesleğe olan ilgi ve başarı orantısızlığını böyle değerlendiriyorum.

Kadınlar neden daha başarılı bu meslekte?
Çünkü PR ayrıntı işi. Titizlik ve yoğun ilgi gerektiren bir iş. Ayrıca EQ yüksekliği gerektiriyor. Bu özelliklerin de tümü kadınlarda olduğu için kadınlar bu meslekte daha başarılı oluyor.

İşletmelere güvenin önemli ölçüde zayıfladığını, bu anlamda halkla ilişkiler sorumlularına çok iş düştüğünü düşünüyorum. Siz ne dersiniz?
Kamuoyunun yani tüketicinin gittikçe bilinçlenmesinin etkisi, artan sosyal medya kullanımı ve sosyal medyanın ciddi bir medya organı haline gelmesi… Yani insanların birinci elden haber almak ve paylaşmak için kullandıkları ve güvendikleri bir güç haline gelmesi işletmelerin artık en küçük kusurlarının bile ses getirdiği ve hızla yayıldığı bir ortam oluşturdu. Basit hatalar, özellikle telafi edilmezler ise tüketicide güvensizlik yaratıyor. Bu durumda işletmelerinde sosyal medya ortamını aktif olması, gerekli açıklama ve düzeltmelerin zaman kaybetmeden hem işletme içinde yapılması hem de duyurusunun yapılması çok önemli. Kurumsal şirketler için sosyal medyayı kullanmak bireysel kullanıcılar kadar kolay değil. Hem söylem, hem üslup, hem de enformasyon tutarlılığı açısından istikrarlı olmak zorundalar. Burada iş halkla ilişkiler uzmanlarına düşüyor. Marka ve işletme için en doğru iletişim ve strateji planını oluşturarak hem gündelik yönetim hem de kriz anlarının yönetiminde işletmenin doğru mesajları ve doğru cevapları verebilmesi adına iyi bir iletişim strateji planlaması olması gerekiyor.

Rekabet ortamının çok kızıştığı, tüketici zihninin oldukça karıştığı bir ortamda yaratıcı halkla ilişkiler fikirleri geliştirmek zor olmuyor mu? Nasıl ve hangi kaynaklardan besleniyorsunuz?
Kamuoyunun gittikçe artan etkisi, iletişim metotlarındaki gelişme ve yenilikler, politika, endüstri ve ticaretteki iç ve dış rekabet halkla ilişkileri günümüzün en popüler ve önemli alanlarından biri haline getirdi. Yöneten ve yönetilen, üretici ve tüketici döngülerinde denge ve kamuoyu oluşturmakta kullanılan temel metotlar halkla ilişkilere bağlı. Dolayısı ile halkla ilişkiler siyasi görüşlerimizden günlük yaşam pratiklerimiz doğrultusunda yaptığımız basit seçimlere, bir kitle ve kitle iletişiminden bahsedebildiğimiz her ortamda toplumu etkileyen bir dinamik. Yaratıcı fikirler ve doğru stratejiler geliştirmek için öncelikle doğru analizler yapabilmek çok önemli. Sektör, marka, gündem ve sosyal medyadaki görüş ve talepler üzerinden doğru analizler yapmaya çalışarak markanın talep ve standartları doğrultusunda bu verilerden beslenerek geliştiriyoruz projelerimizi. Aynı zamanda halkla ilişkiler sektörünü etkin bir şekilde takip etmek ve başarılı projeler ve etki alanlarına hâkim olmak da çok önemli.

Şirketlerin kurumsal sosyal sorumluluk projelerinde inandırıcılıkları hangi faktörlere bağlı sizce?
Günümüzde en temel ve önemli kriterler; Etik, Sürdürülebilir Kalkınma, Halkla ilişkiler ve Sosyal Pazarlama. Günümüzde tüm dünyada değişerek ve gelişerek yeni gündeme gelen iş etiği kavramı, kurumsal işletmelerin büyük değişim dönemlerinden ya da krizlerden geçtiği süreçlerde özellikle öne çıkıyor. Bu dönemlerde, şirketin daha önceki kurumsal değerleri inceleniyor ve iş etiğine gereken önem verilmez ise, toplum tarafından yanlış algılanabilecek kararlar alınabiliyor. Etik gibi Sürdürülebilirlik gibi giderek önemi artan konular SSK’ların da önemli unsurları haline geliyor.

Güç dengelerinin bozulduğu tek kutuplu günümüz dünyasında itibarını yitiren basının yerini sosyal medya almaya başladı. İnternet medyası ne derece güvenilir peki?
90 ve sonrasını teknoloji kuşağı olarak adlandırıyoruz. Radyo ve televizyondan internete teknoloji ile ilgili tüm yenilik ve gelişmelere adaptasyon için biz bir öğrenme süreci yaşarken onlar bu kültürün içinde büyüyorlar. Teknolojik gelişmeler ve yenilikler daha biz nasıl kullanacağımızı öğrenirken onların yorumları ile yenileniyor güncelleniyor. Böyle bir ortamda medya mecralarının dijitale kayması önlenemez bir gelişmeydi. Sosyal medyanın gelişimi aslında dijital medyanın gelişimi ile hızlandı. Medyanın haber portallarının internete yayılmasından önce sosyal paylaşım siteleri daha kişisel olarak kullanılıyordu. 

Medyanın internette yerini alması ile birlikte bu kullanımlar giderek derinleşmeye başladı. Hem habere hem de bilgiye erişimin bu kadar kolay olduğu bir ortamda bunun olması engellenemezdi zaten. Bu gelişme ile birlikte “Yeni Medya” ve “Sosyal Medya” kavramları sürekli karşımıza çıkmaya başladı. Kaynak, kullanıcı ve bilginin bu kadar fazla olduğu bir ortamda da dezenformasyonun doğması çok normal. Sosyal medyanın güvenilirliği ile ilgili tartışmaların temelinde de bu yatıyor. Sosyal medya onu doğru kullanmayı bilen kullanıcılar için güvenilir bir mecra fakat her okuduğunu sorgulamasız ve sağlamasız olarak doğru algılayan ve paylaşan kullanıcılar için yanıltıcı ve tehlikeli bir mecra.

Üniversite hocalığınızı göz önüne alacak olursak bu mesleğe soyunan gençlere başarılı olabilmeleri için vermeye çalıştığınız tavsiyeler neler?
Eskiden bu işe sadece doğru iletişim kurmayı bilmek olarak bakılıyordu. Ama doğru iletişim kurmayı bilmek kadar aktif olarak doğru iletişim kurabilmek de önemli. Sektör geliştikçe rekabet ortamı artıyor ve yeni yetişen halkla ilişkiler uzmanlarının kendilerini geliştirmeleri gerekiyor. Genel olarak iyi bir halkla ilişkiler uzmanı; sözlü, sözsüz ve yazılı iletişim dilini iyi kullanabilmeli. Aynı zamanda iyi bir okuyucu da olmalı, en az bir gazeteyi günlük olarak takip etmeli. Güncel olaylar ile ilgili konuşma ve tartışma yetisi olmalı. Genel kültür ve eğitim ile birlikte kendini farklı alanlarda geliştirmiş ve pratik düşünme yeteneğini geliştirmiş olmalı. İyi bir halkla ilişkiler uzmanı dış görünümüne dikkat etmeli, görgü kurallarına uymaya özen göstermeli, sağduyulu, yaratıcı ve araştırmacı yönlerini beslemeye özen göstermeli. Değişmediyse de bu yönlerde kendini değiştirmeli ve geliştirmeli.

İstanbul'u beş duyunuzla tanımlayabilir misiniz?
Çirkinliklerini görüyorum.
Boğazı, Boğaziçi’ni kokluyorum.
Orhan Veli’yi duyuyorum.
Her türlü zevkini tadıyorum.
Ve çok şükür yaşıyorum ve bu şehre dokunabiliyorum.

İstanbul için bir hayal projeniz var mı?
İstanbul’un kendisi benim için hayal bir ülke (!) O kadar çok var ki, burada bunları sıralamak günü gelmeden önce öten horoza benzemekle eşdeğer.

Sanatın insan hayatındaki yeri ne olmalı size göre?
Sanatın birebir insan hayatında yeri hep var olmalı. Yalnızlık ve yaratıcılıkla beslenen sanat, İstanbul gibi kalabalık bir kentte doruğa çıkıyorsa, 17 milyon kalabalığa karşın yalnızlığın ve tabii ki yaratıcılığın da kol gezdiği bir metropol burası. Ben bundan şikayetçi değilim, tam tersine yalnızlığı yaratıcılığı beslediği için hep destekledim. İşte bu nedenle de İstanbul gibi sanat yoğun bir kentte, bu nimetlerden yararlanmak insanın çok büyük şansı.

Yorumlar

Ayın en çok okunanları:

Ömer Muz: "Resmettiğim İstanbul, Sait Faik’in, Orhan Veli’nin, Salah Birsel’in İstanbul’u...

Oniki Adalar'ın üç gülü: Symi, Leros, Kalymnos

Biorezonans nedir? Op. Dr. Hasan İlkehan: "Biorezonans geleceğin tıbbı olarak adlandırılabilir..."

Cem Şen: "Eğer bir öğreti, özünü bir parçacık bile yitirmeden her koşula uyum sağlayabiliyorsa o zaman gerçek bir öğreti demektir."

Thassos Adası: Yanıbaşımızdaki tatil cenneti

Sıdıka Rodop: "Mücevher tasarımında zamansızlık, işlevsellek, yenilikçilik kavramları biraradadır."

Bu Blogda Ara