Hüma Birgül: "Cevap almak isteyen kişinin doğru soruyu sormak için de çaba harcaması gerekir, bu herkes ve her durum için geçerli… İnsanlar birbirlerine doğru soruları sormuyorlar… Hazırlop, ezberlenmiş, sözde iletişimler içinde birbirimizden uzaklaştıkça uzaklaşıyoruz… "

Hüma Birgül, ele avuca sığmaz bir sanatçı.. İstanbul'da tanıdım. Arkadaş olduk.. Ama bu röportajı gerçekleştirmek o Rotterdam'a gittiğinde kısmet oldu.. Uzaktan uzağa da bu kadar oldu. İlk İstanbul'a geldiğinde yapışacağım boğazına.. (Ne de olsa aynı liseden ablasıyım..) İyisi mi siz röportajı okuyun..

Resim nasıl girdi hayatınıza?
İlk hatırladığım 5 yaşımdaki dönem... Karşı komşumuz Vuslat Abla yaptığım resimleri çok beğenirdi, çalıştığı yerde küçük bi sergi yapmıştı sanırım o resimlerle… Her çocuğun benzer anıları vardır böyle belki ama bana en önemli dönem o teşvik edilip, görüldüğüm dönem geliyor, belki sergi de değildi 2 resmimi duvara asmıştı filan… Düşünsenize ne kadar da önemli bir şey yapmış… Evlerinin masasında oturup çiçekleri saksıları filan çizerdim, hep üstten çizmişim bi de…

Son serginizin konseptinden bahsedebilir misiniz?
Sergilerimin konsepti birlikte çalıştığım arkadaşlarıma, mekana ve zamana, duruma göre değişiyor. Son sergi de bir karma sergi… Parçası olduğum “The Act of Painting” grubunun ilk karma sergisi, birbirine yakın zihniyetlerden oluşan bi grup… Soyut resim merkezli… Grubun -içinde söyleşimin de olduğu- linkini vereyim.. İlk sergiyi 7 Kasım 2013’de Hollanda/ Enschede şehri, Tetem’de açıyoruz… Sergiyle ilgili bilgiye bu linkten ulaşabilirsiniz..

Kullandığınız teknikler hakkında bilgi verir misiniz?
Son 7-8 yıldır tuval üzerine akrilik kullanıyorum en çok ama malzemeler ekleniyor çıkıyor, değişiyor tabii.. Bazen bir enstalasyon yapıyorum kağıt bantla, bazen papier maché kullanarak tuval yapıyorum, karışık teknik, zaten kafalarımız da genelde karışık değil mi? Teknik de benim için sezgisel gelişiyor…

Resimdeki gelişiminizi değerlendirebilir misiniz?
Sanırım bunu ben değerlendiremem, aslında sadece resim yapmıyorum, gelişimin içine, zamanla daha çekinmeden - sanatta hiçbir şeyin diğerinden ayrılmadığına inandığım için – daha özgürce kendimi ifade eder oldum sanırım. Bana sergi projesi geldiğinde, içinde resimlerimin de olabileceği  mekanı dönüştürme şansının verilebileceği durumu tercih ediyorum. Sergiye video işler, sergi süresince yapılan performanslar ve daha birçok başka şey dahil olabilir. Her serginin dili, süreci var ve çoğunlukla karar verildiği gibi olmuyor.. daha doğrusu ben öyle olmamasının daha gerçek olduğunu biliyorum. İstediğimiz neyi kontrol edebiliyoruz ki? Yanılsama bu, gelişimim de bi şekilde bu tavır üzerine şekilleniyor sanırım…



Hayranlık duyduğunuz sanatçılar kimler?
"Hayran oluş" bende olmayan bir kavram. Aklıma İstiklal Caddesi’nde (yanlış hatırlamıyorsam Mephisto’ydu) kitapçının  ilk açıldığı zaman geliyor, kolilerin içinde kitaplar vardı, doğru düzgün raf bile yoktu, ortada bi kolinin içinde çok güzel bi kitap bulmuştum, 18 yaşında filandım galiba, Giacometti ile ilgili bir kitap… Çok çok etkilenmiştim, yıllar sonra Giacometti’nin orjinal işlerini görünce de galeride çalışan görevlilerin uyardığı, kovaladığı biri oldum, dokunmak sarılmak istiyordum resimlere, heykellere… Hayranlık buysa Giacometti diyeyim… El Greco’yu çok seviyorum, ayrıca çizdiği tipler genelde çok yakışıklı gelirler bana ahaha… Amerikan soyut dışavurumcuları da severim…

Kavramsal Sanat hakkındaki düşünceleriniz nedir?
Sanatın kendisi kavramsal değil mi zaten?

İzleyici ile aran nasıl? “Burada ne anlatıyorsunuz?”dediklerinizde tepkin ne oluyor?
İzleyiciye göre değişiyor. Sanatın bir felsefe,sanatçının da bu süreçte, düşünme ve keşif sürecinde olduğunu değil de, markette hazır ürün sunan, eğlendirmek için hizmet veren biri olduğunu düşünen izleyiciye draje bilgi vermeye çalışmak yorucu oluyor. Çok zaman gerekir, insanlar nasıl birbirini tanımak için zaman ve emek harcıyorsa resim için sanat için de aynı şey… Bazen resim ve izleyici arasında yıldırım aşkı olabiliyor, güçlü bi çekim, sezgisel bir bağ… Çok zaman geçirmek gerekir, çok okumak, çok eser görmek… Bir sergide ayaküstü soru cevap fazla bi yere götürmüyor. "Burada ne anlatıyorsunuz?" dendiğinde, siz ne hissettiniz, neden böyle hissettiniz, bu soruyu kendinize sorun diyorum… Sonra eğer cevap verilerse de, işte burada bunu anlatıyorum diyorum… Cevap almak isteyen kişinin doğru soruyu sormak için de çaba harcaması gerekir, bu herkes ve her durum için geçerli… İnsanlar birbirlerine doğru soruları sormuyorlar… Hazırlop, ezberlenmiş, sözde iletişimler içinde birbirimizden uzaklaştıkça uzaklaşıyoruz… Önce bi durmak lazım, n’oluyo diye… Bana, ona, orada, şimdi vs…

Sanatın insan hayatındaki yeri ne olmalı?

Sanat ve hayat birbirinden ayrı şeyler değil, hayat kapsar sanatı…


Sanat eğitimi şart mıdır? Çocuklara sanat öğretilmeli mi?
Eğitimden ne anlandığına bağlı bu. Sanat tabii ki gösterilmeli, anlatılmalı..  Sonrasında seçenek olarak eğitim olduğunda da buna çocuk (kişi) kendi karar verebilmeli, yeter ki aileler çocuklarını anlamaya çalışsın. Ben küçükken hep bale yapmak isterdim, ben gidemedim çocuğum gitsin mantığıyla.. Baleyi belki de hiç mi hiç sevmeyecek bi çocuğa bunu yaptırmak ceza olur.. Seveceği varsa da sevmez.. Şart diye bi şey yok. Fakat eğitim seçeneği olması çok önemli. Ve anlamak dinlemek,çocuğun  ne istediğini anlayabilmek, elden geldiğince doğru yönlendirmeye çalışmak ve zorlamamak.. Çocuğun bizden bağımsız olduğunu unutmamak gerek. Eksik ve zaaflarımızı tamamlayalım derken çocuğun heba olmamasına özen göstermek gerekir.

Sanat yapmanın kuralları olmalı mı?
Olmamalı. Öte yandan bazıları her yapılanı sanat diye kakalamaya çalışıyor, onlara da yazık aslında…

Sizce izleyicinin olmadığı bir yerde sanatçının resim yapması mümkün mü?
Mümkün tabi. Sadece adına, başka yerlerde, “sanatçı” dendiğini bilmiyor olurdu herhalde o kişi. Kişiye göre değişir tabii bu.


Mutluluk nedir? Sanatla ilişkisi nedir?
Mutluluk somutla soyutun dengesidir kısaca. Sanatla ilişkisi de şu olabilir, kafanızda bir resim, bir duygu vardır, onu dışarı çıkarmak istersiniz, bu soyuttur diyel.. Resim çıktı, gördünüz, bu da somut.. Eşittir denge, mutluluk.. Kafanızdakiyle çıkan aynı olmazsa mutsuz olabilirsiniz tabii.. Paralel ve dengeliyse de mutlu...

İstanbul’u beş duyunuzla tanımlayabilir misiniz?
Bu soru beni duygulandırdı ya! Neredeyse iki yıldır Istanbul’dan uzağım.. Özlemişim İstanbul’u… İstanbul önce ses, sonra su, sonra koku galiba… yani bu durumda işitme, tat ve koku mu?… Hımm, buradan şu çıktı sanki.. Görmeden hissettiğim şehir… Dokunmaya kıyamayacağınız fakat hızla mahvolan, mahvedilen bir büyülü şehir…

İstanbul için bir hayal projeniz var mı?
İstanbul için yakın vadede bir hayal projem yok. Mensubu olduğum “The Act Of Painting” ekibiyle İstanbul’da bir sergi yapmak istiyoruz. Hollanda’daki  ilk sergiden sonra Japonya’da sergilerimiz olacak, sonra da İstanbul olabilir diye düşündük, umarım olur. Önerilere de açığız her daim..

Ayın en çok okunanları:

Ömer Muz: "Resmettiğim İstanbul, Sait Faik’in, Orhan Veli’nin, Salah Birsel’in İstanbul’u...

Oniki Adalar'ın üç gülü: Symi, Leros, Kalymnos

Biorezonans nedir? Op. Dr. Hasan İlkehan: "Biorezonans geleceğin tıbbı olarak adlandırılabilir..."

Cem Şen: "Eğer bir öğreti, özünü bir parçacık bile yitirmeden her koşula uyum sağlayabiliyorsa o zaman gerçek bir öğreti demektir."

Thassos Adası: Yanıbaşımızdaki tatil cenneti

Gerçek bir Monakolu iseniz işsizlik, parasızlık gibi sorunlar size yasak. İşsiz kalmayı başarmışsanız devlet size her ay 2000 Euro’luk gıda yardımı yapıyor, kalacak ev veriyor ve iş kurmak için işyeri ve kredi veriyor.

Bu Blogda Ara