Müzikolog İlke Boran: “Her şeye müzik yazılabilir.. Bir tiyatro eserine de, bir heykele de…”

Müzikolog İlke Boran, "Köprüden Köprüye" Fotoğraf Sergisi’nin ses tasarımını gerçekleştirmiş.21 Kasım Perşembe günü Od’A - Ouvroir d’Art Sanat Galerisi’nde açılan serginin ses tasarım çalışmasını izlediğim Boran ile Kızıltoprak'taki stüdyosunda röportaj için biraraya geldik…

Köprüden Köprüye Sergi fotoğraflarından nasıl bir müzik yarattınız?
Birbirinden çok farklı fotoğraflar. Tristan hayatın içinden karelere odaklanmış. Özellikle insan faktörüne, köprü inşa sürecine yoğunlaşmış. Emine daha soyut yönüyle yaklaşmış köprü fikrine. Ben de aynı onlar gibi, konuya hem soyut hem somut yanlarıyla yaklaşmaya çalıştım.. Köprü fikrinin barındırdığı birçok simgesel ögeyi de dikkate alarak  köprü kurma ve o köprüden geçme düşüncesine odaklanan bir karma oluşturdum.

Yazdığınız diğer müziklerinizden bahseder misiniz?  
2001 yılı idi. Okulda Tiyatro Bölümü’nden arkadaşım Didem (Alpaylı) Erdoğan, “Nazım Hikmet yılı için Sevdalı Bulut’a müzik yazmamı istedi.  Masalın atmosferine uygun olarak, hem elektronik teknolojisini hem gelenekseli kullanarak bir müzik yazdım. Ney sesi kullandım örneğin. Bilgisayarda hafif değiştirerek daha soyut hale getirdim. Bendir kullandım. Masalın tam ortasındaki uzun seyahat sahnesi için bendirin ritmiyle at yürüyüşünün çıkarttığı sesi birleştirdim. Güzel ve enteresan bir müzik ortaya çıktı. Masalın atmosferine de çok iyi uyuyordu. Böyle başladı tiyatro müziği yazma maceram. Herkes bana müzik sormaya başladı oyunları için. Eskiden bu kadar popüler değildi tiyatroya müzik yazmak. Sonrasında Zeliha Berksoy'la çalışmaya başladık. Ayrıca Didem Erdoğan’la yine Nazım Hikmet’in “Yaşamak” adlı derleme oyununda birlikte çalıştık. Onun da özgün müziklerini yazdım. 2008’de Zeliha Berksoy ile yine Nazım Hikmet’in Jokond İle Si-Ya-U adlı oyunu için birlikte çalıştık. Jokond için müzik yazmak yerine oyunun atmosferini tamamlayacak tarihsel müzikleri bir araya getirdim. Müziklerle efektleri birleştirerek bir oyun müziği derlemesi yaptım. Sonucundan çok memnun olduğum işlerimdendir o da.

2003 yılında heykeltıraş Seçkin Pirim ile bir çalışmamız oldu. Yaptığım en ilginç işlerden biridir. Seçkin bir gün “Sence bir heykele müzik yazılır mı?” diye sordu. Ben de “Her şeye müzik yazılabilir bence” dedim.  Seçkin silika malzemeler ve ışıkla çalışır. 2003’de açtığı “Öldüğüm Anlar” adlı sergisinin ana heykeli için müzik yazdım. Mavi-beyaz renklerde silika çubuklardan oluşan bir yapıttı. Bir köşeden diğer köşeye çubukların arasından yürüyen minyatür bir insan hayal ettim. Her çubuğu bir ses öğesi olarak belirledim. Uzun, kısa, tiz, pes, uzak, yakın sesler, beyazlar, maviler. 4-5 dakikalık bir müzik çıktı ortaya.

2010’da Tiyatro Festivali için yine Zeliha Berksoy ile Yannis Rixos’un “İsmene” oyununda birlikte çalıştık. Oyunun özgün müziklerini yazdım. 2012’de Mimar Sinan Devlet Konservatuarı Tiyatro Bölümü projesi Nazım Hikmet’in ferhat ile Şirin oyununa müzik yazdım.

Sesiniz Açık Radyo programlarınızdan çok tanınıyor...
Evet..1995 yılında kuruluşundan itibaren dokuz yıl boyunca her Cuma klasik müzik program hazırladım ve sundum. Ayrıca Açık Radyo’nun o dönemlerdeki birçok sinyal müziğini yazdım. Haber program jingle’I hala kullanılıyor yanılmıyorsam.. Açık Radyo için yazdığım jingle’lar benim ilk profesyonel müzik yapım işini almamı sağladı.  Petrol-iş Sendikası’nın tanıtım filmi müziği idi… Sonrası geldi…

Şiir yazmayı anlarım da.. Müzik yazmak nasıl oluyor?
Özel bir tema için müzik yazmak senfoni bestelemek gibi değil tabii.. Elinizde malzeme oluyor genelde. Ya bir tiyatro eseridir. Konusu, duygusu vardır.. Ya bir sergidir. Bir heykel, bir enstallasyon söz konusudur. Ortada bir sanat eseri vardır, bir teması, rengi, vurgusu vardır. Bir kampanya olabilir, iletmek istediği mesajı, etkilemek isteği hedef kitlesi ile… Bu tür malzemelerle çalışmayı seviyorum. Bana çok hitab ediyor.

Yani bir tasarım yapıyorsunuz.. Malzeme size ilham veriyor.. Notalar nasıl çıkıyor ortaya? Bir heykel, mi minör müdür? Sol minör mü?
Aslında hepsi mümkün (gülüyor..) Sübjektif olarak yaklaşacağım yine.. Ben daha çok soyut anlatım üzerine yoğunlaşıyorum. Genellikle elektronik ortamda çalıştığımdan elektronik müzik ağırlıklı ses tasarımları ortaya çıkıyor. Tabii duruma göre değişebiliyor. Örneğin bir tiyatro oyunu için çalgı sesleri kullanmakla birlikte aralarına mutlaka kendi ürettiğim elektronik sesleri de katmayı seviyorum. Çalıştığım bağlam üzerinden yapılanıyor durum aslında. Aldığım kayıtlardan sesleri deforme ederek yeni sesler üretiyorum.

Doç. Dr. Kıvılcım Yıldız Şenürkmez ile Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan Kültürel Tarih Işığında Çok Sesli Batı Müziği kitabınızı ve diğer kitaplarınızdan da bahsetsek…  
2007’nin Ocak ayında basıldı. Çok ilgi gördü. Konservatuarlarda ders kitabı olarak okutulmaya başlandı. Ders kitabı olarak hazırlamamış olmamıza rağmen bu alanda kullanılabiliyor olması çok güzel. Birçok konservatuvardan hocalar kitapla ilgili bizimle bağlantıya geçti. Bu da beni çok mutlu ediyor doğrusu. 2010 yılında ikinci baskısı yapıldı. Üçüncü baskısı da yolda…

Genel Sekreterliğini yaptığınız AIMA’nın kuruluş öyküsü ve destekçilerini anlatır mısınız?   
AIMA, 1998 yılında Prof. Filiz Ali tarafından kuruldu. Kuruluşundan beri genç müzisyenlerin ufuklarını ve müzik kariyerlerini genişleterek eğitimlerini teşvik etmek için öncülük görevi üstlenmektedir. Her yıl yaz ve sonbahar dönemlerinde ağırlıklı olarak yaylı çalgılara odaklanan müzik ustalık kursları (masterclass) düzenlemektedir. Türkiye’den, Avrupa’dan, Yeni Zelanda’dan öğrenciler gelir akademimize. Uluslararası saygınlığı olan öğretmenlerle 8-10 gün boyunca çalışırlar. Ustalık kursları sonunda da konserler verirler. 

Kuruluşundan beri gelişerek ustalık kurslarını bestecilik atölyesi, yaratıcı yazarlık, piyano ve gitar ustalık kurslarıyla çeşitlendirmiştir.  Aynı zamanda bütün yıl boyunca halka açık konserleriyle Ayvalık’ın kültür hayatını zenginleştirmeyi de hedeflemektedir.

Kuruluş öyküsü Prof.Filiz Ali’nin 1995’te Ayvalık’ta ev almasıyla başlar. 1998’de benimle beraber yaz aylarında masterclass düzenlemeye başladı. İlk on yıl Ümit ve Cem Boyner’in Cunda Adası'ndaki evlerini Masterclass ustalık sınıfı yapıyorduk. 2005 yılında, Haluk ve Tınçay Barutçuoğlu evlerini bağışladı bize.  Ev, Eczacıbaşı Vakfı’na Ayvalık Uluslararası Müzik Akademisi’nin kullanım şartıyla bağışlandıktan sonra, restore edildi ve 2005 yılından itibaren daha geniş çaplı masterclass’lar düzenleme fırsatı bulduk. Sonra piyanolar bağışlandı bize. Haluk Barutçuoğlu evi bağışlandıktan sonra, Haluk Bey’in eşi, halen bize büyük desteği olan Tınçay Barutçuoğlu bir kuyruklu Yamaha piyano bağışladı. İlk kuyruklu piyanomuz odur. Sonra Muazzez İpar’ın piyanosu, Cahit Kayra’nın eşi Gönül Kayra’nın piyanosu vasiyeti üzerine, AIMA’ya bağışlandı. Böylece 3 kuyruklu piyanomuz oldu.   2007’den itibaren tamamen bağışlanan evi merkez olarak kullanmaya başladık. 2009’da AIMA Derneği’ni kurduk. 2011 yılında Ayvalık Kültür ve Sanat Vakfı’nı kurduk.

Bu yıl 16.sı gerçekleşen Ayvalık Uluslararası Müzik Akademisi’nin değerlendirmesini yapabilir misiniz?
Koro, keman, piano, gitar, viyolonsel, flüt ve yazı atölyesi olmak üzere toplam 7 masterclass düzenledik. Türkiye, Almanya, Sırbistan’dan 60 katılımcı vardı.

Bu katılımcılara AIMA’nın katkısı neydi?
Oratama 15-25 yaşında yetenekli gençler, İdil Biret, Andrej Bielow, Peter Bruns gibi değerli hocalarla biraraya gelip çalışma fırsatı buldular, deneyimlerinden faydalandılar.

AIMA Retreat Nedir?
AIMA Retreat, deniz kıyısındaki konumuyla, sanatçılara, yazarlara ve bütün yaratıcı bireylere sevdikleri işe başlayabilecekleri, sürdürebilecekleri ya da sonuçlandırabilecekleri huzurlu, ilham dolu bir atmosfer sunmayı ve sanatçılar ile misafirler arasında iletişimi kuvvetlendirmeyi amaçlamış bir mekandır. Her yaştan ve her ülkeden, profesyonel gelişimin bütün aşamalarındaki insanlara kapıları açıktır.

Müzik Akademisi’nin ilham olduğu ve öncülük ettiği diğer oluşumlar hakkında da bilgi verebilir misiniz?
Ayvalık halkı müzik akademisini biliyor.  Konserleri takip ediyorlar. Sanatsever bir çevre oluştu. Bu çevre katlanarak büyüdü. Türkiye’de düzenli olarak ve ciddi olarak yapılan ilk masterclass diyebilirim AIMA için. Bizden sonra birçok beldede benzer masterclass’lar yapılmaya başlandı. Bizi model alanlar oldu.

Sürdürebilirlik son derece önemli. Biz “İkinci on yıl”dayız. AIMA’nın ilk on yılını anlatan bir kitap hazırladık. İsim babası da Enis Batur’dur, sağ olsun: “Mitos diyarında çağdaş bir kültür odağı” Enis Batur’un, Filiz Hocayla yaptığı bir röportajdır kitabın içindeki ana malzeme. Başından beri akademiye destek olan Ayvalıklılar, Ümit Boyner, Ahmet Yorulmaz, İlhan Usmanbaş yazılar yazdılar. Benim de bir yazım var bütün on yılı özetleyen. 

İstanbul’u beş duyunuzla tanımlayabilir misiniz? 
İstanbul’un tarihsel dokusu, daha doğrusu tarihi bir şehir olması beni her zaman cezbetti. Müzikoloji okuduğum için tarih çok önemli bir yer kaplıyor hayatımda. İstanbul’un kent olarak tarihsel boyutu da birçok duyuma hitab ediyor. Görsel olarak muhteşem bir manzarası var. İnsanın sevdiğiyle birlikte Moda’dan Boğaz’a bakması, Aya Sofya’nın üzerinden güneşi batırması başka hiçbir şehirde olmayan bir güzellik. Yine aynı tarihin taşlarına ve duvarlarına hatta ağaçlarına dokunmak ve o taşların ağaçların yüzyıllardır orada olduğunu bilmek müthiş heyecan veriyor bana. Şehrin sesi günlük hayatta insanın dikkat etmediği bir şeydir ama biraz kulak kabarttığımızda çok ilginç sessel örgüler oluşuyor. Vapurlar martılar insanlar ve her türlü ses.. Süskind’in Koku romanını okuduktan sonra ben de yürüdüğüm İstanbul sokaklarında havayı koklamaya başladığımı hatırlıyorum. Özellikle uzak bir yerden istanbul’a geldiğimde şehre özgü kokuyu duyuyorum. İstanbul’daki tatların zenginliği de eşi benzeri az bulunur bence. Yemeyi çok seven biri olarak hepsinden çok büyük keyif alıyorum.

İstanbul için bir hayal projeniz var mı? 
Daha fazla doğal alan olmasını hayal ediyor insan. Büyük şehirlerde yaşayanların nefes alabilecekleri alanların olması çok önemli. Doktora tezimi elektronik müzik üzerine yazdığım yıllarda İstanbul’un ses tasarımını yapmayı hayal etmiştim. Belki bir gün yaparım kim bilir..

İlke Boran, 1972 yılında İtalya’nın Roma kentinde doğdu. 1978 yılında Ailesinin diplomatik görevle gittiği Paris’te ilkokul eğitimine başladı. 1981 yılında Türkiye’ye dönerek Ankara’da Fransız ve Türk ilkokullarında eş zamanlı olarak ilkokul eğitimini tamamladı. Ardından, Ankara’da, Grenoble Akademisi’ne bağlı Lycée Charles de Gaulle’da eğitim gördü ve 1991 yılında Bacalaureat diplomasını alarak liseden mezun oldu. 1992 yılında Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Müzikoloji Bölümü Lisans eğitimine başladı ve Prof. Filiz Ali, Prof Ahmet Yürür, Prof. İlhan Usmanbaş ile çalışarak 1996 yılında mezun oldu. Aynı yıl Mimar Sinan Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Genel Müzikoloji Programı Yüksek Lisans Programına başladı ve 1999 yılında “İlhan Usmanbaş ve Cengiz Tanç’ın Orkestra Yapıtlarında Tını ve Doku Özellikleri” başlıklı teziyle Prof. Filiz Ali danışmanlığında mezun oldu. 2000 yılında aynı kurumda Müzikoloji doktorasına kabul edilen Boran, 2007 yılında “Elektronik Müzikte Analog Dönem ve Bülent Arel’in Stereo Electronic Music No. 1 Adlı Yapıtı” başlıklı teziyle Prof. Dr. Özkan Manav danışmanlığında Doktor unvanını aldı. 2011 yılında Yardımcı Doçent kadrosuna atandı.

1998 yılının 18-26 Haziran tarihleri arasında Paris’te IRCAM’da (Institut de Recherche et Coordination Acoustique/Musique) düzenlenen yaz Akademisi’ne katıldı ve Gérard Grisey, Johnathan Harvey’in spektral müzik derslerine katıldı. Aynı yıl MSÜ Devlet Konservatuvarı’nda müzik tarihi dersleri vermek üzere ücretli öğretim elemanı olarak görevlerndirildi ve 1999 yılında Araştırma Görevlisi olarak kadroya kabul edildi. 1998 ve 2002 yıllarında Müzikoloji bölümü olarak “Müzikoloji Dergisi” başlıklı yayın çıkarttı. Derginin editörlük ve koordinasyonunu yaptı yazılarla katkıda bulundu.

İlke Boran 1995-2004 yılları arasında İstanbul 94.9 Açık Radyo’da 9 yıl ve 18 yayın dönemi boyunca haftalık klasik müzik programları hazırladı ve canlı olarak sundu. Bu süreç içerisinde Ömer Madra ile birlikte üç adet Elvis Presley Özel Programı hazırladı ve sundu. 1997-98 yılları arasında Üç Aylık “Liderler” Dergisinde “Türk Müziğinin Beşleri” (Haziran 1997) ve “İkinci Kuşak Türk Bestecileri, Soyut Müzik’ten Elektronik Müziğe” (Kış 1998) başlıklı iki makale yazdı. 


1998’den bu yana, Filiz Ali ile birlikte Ayvalık Uluslararası Müzik Akademisi masterclass ve konser organizasyonlarını yürütmektedir. Prof. Filiz Ali ile birlikte 2009 yılında Ayvalık Uluslararası Müzik Akademisi’ni Geliştirme ve Destekleme Derneğinin, 2011 yılında da Ayvalık Kültür ve Sanat Vakfı’nın kurulmasına katkıda bulundu. 1998 yılından bu yana, Radikal Gazetesi, Andante Müzik Dergisi, Milliyet Sanat Dergisi gibi ülkenin önde gelen süreli yayınlarında ve gazetelerinde müzik yazıları yazmakta; TRT2 ve Ulusal Kanal gibi kanallarda çeşitli kültür programlarına konuk olarak davet edilmektedir.

2004-2007 yılları arasında Osmanlı Bankası Müzesi’nin düzenlediği “Voyvoda Caddesi Toplantıları” kapsamında “Müzik Söyleşileri” düzenleme görevini üstlendi ve bu seminerlerde sunumlar yaptı. 2005-2008 yılları arasında Prof. Zeliha Berksoy’un Sanat Yönetmenliğini yaptığı Beşiktaş Belediyesi Kültür Sanat Platformu’nda Müzik Danışmanlığı yaptı ve bu süre içerisinde Akatlar Kültür Merkezi ve Mustafa Kemal Merkezi konser salonlarında çok sayıda ulusal ve uluslararası konser organizasyonları gerçekleştirdi.

Makaleleri arasında “Popüler Müzikte Simgeleştirme: Elvis Presley” başlıklı Sepozyum Bildiri Metni (Popüler Müzik Yazıları Cilt 1- Sayı 1 Bahar/Yaz 2003), “Türkiye’de 12 Ton” (Yapı Kredi Yayınları Sanat Dünyamız Dergisi, Sayı 93, Güz 2004), “Contemporary Music in Turkey” (Art Music in the Balkans, Edited by Prof. Sokol Shupo, ASMUS 2004), “Turkish Composers” (Biographical Dictionary of Balkan Composers, Edited by Prof. Sokol Shupo, ASMUS 2004) bulunmaktadır.

2005 yılından bu yana International Music Council (Uluslararası Müzik Konseyi) şemsiyesi altındaki European Music Council’in (Avrupa Müzik Konseyi) Türkiye temsilciliğini yürütmekte, halen Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nda müzikoloji, çağdaş müzik ve müzik tarihi dersleri vermektedir. 

Kuruluşundan bu yana Uluslararası Ayvalık Müzik Akademisi’nde ve 5 yıldır Akademi’nin Genel Sekreteri. Radikal, Andante ve Milliyet Sanat’ta müzik yazıları yazdı. Prof. Zeliha Berksoy’un Sanat Yönetmenliğini yaptığı Beşiktaş Belediyesi Kültür Sanat Platformu’nda Müzik Danışmanlığı yaptı ve bu süre içerisinde Akatlar Kültür Merkezi ve Mustafa Kemal Merkezi konser salonlarında çok sayıda ulusal ve Uluslararası konser organizasyonları gerçekleştirdi.

Ayın en çok okunanları:

Ömer Muz: "Resmettiğim İstanbul, Sait Faik’in, Orhan Veli’nin, Salah Birsel’in İstanbul’u...

Oniki Adalar'ın üç gülü: Symi, Leros, Kalymnos

Biorezonans nedir? Op. Dr. Hasan İlkehan: "Biorezonans geleceğin tıbbı olarak adlandırılabilir..."

Cem Şen: "Eğer bir öğreti, özünü bir parçacık bile yitirmeden her koşula uyum sağlayabiliyorsa o zaman gerçek bir öğreti demektir."

Thassos Adası: Yanıbaşımızdaki tatil cenneti

Sıdıka Rodop: "Mücevher tasarımında zamansızlık, işlevsellek, yenilikçilik kavramları biraradadır."

Bu Blogda Ara