Bubi: "Sanat eğitimine inanmıyorum. Sanatı sıkıcı bir hale sokan sanat tarihi, eleştiri vs.. gibi konuların dışında yapıtla izleyeni başbaşa bırakmayı bilmeliyiz."



Size sanatçı denmesine neden itiraz ediyorsunuz?
Hemen herkese sanatçı denilen bir ortamda sanatçı olmak bence anlamlı değil. Biliyorsunuz sanatçı sadece heykeltraş ve ressamları kapsar. Yine de her ressam ve heykeltraş da sanatçı değildir. Benim gibi... Şarkıcılar, dansözler, sinema aktris ve aktörleri, müzisyenler, yazarlar, şairler "artist" kavramı altında dünyanın hiçbir yerinde anılmazlar.

“...Bubi için resim neredeyse seyir nesnesi olmamalıdır; satılmamalı, bir duvara asılmayı da düşündürtmemelidir. Değil mi ki o sanatçının kişisel bir uğraşı, özel bir yaşama biçimidir; araya başka bir şey girmemelidir. Şimdiye değin bildiğimiz bütün resimler, tüketim toplumunun bir buluşu olmaktan öteye gitmemiştir. Eski ve yeni tüm bu akımlar için geçerlidir bu...” demiş İlhan Berk... Katılıyor musunuz?
Bazen katılıyor bazen katılmıyorum. Başka bir deyişle bir günüm diğer günüme uymuyor.

“Kendi kişiliğimi mümkün mertebe silmeye, yok etmeye çalışıyorum. Sanatçısının kimliğini yansıtan bir iş kimlikli bir iş değildir” demişsiniz bir röportajınızda... Birikimlerimiz, deneyimlerimiz, duygularımız, düşüncelerimiz bizimleyken “kendimizi katmadan” bir çalışma gerçekleştirebileceğimize inanıyor musunuz?
Şüphesiz. Benim işlerim maalesef böyle. Keşke ben de işlerimle masallar, acıklı hikayeler anlatıp insanları kandırabilseydim. Ama maalesef benim işlerim soğuk işler. İnsanları bir yerlerden yakalayıp avlamaya dönük olmayan işler. Sorunuza dönersek onların yine de ne düşündüklerini ben de bilmiyorum. Onlarla ben de iş ortaya çıktıktan sonra tanışabiliyorum. Diğer izleyiciler gibi ben de onlara bakıp yorumlamaya çalışıyorum.

Çalışmalarınızın çok ilgi görmesi sizi şaşırtıyor mu?
Hayır normal bir sonuç bu.

Eserlerinizin pahalı olması sizi memnun ediyor mu?
İşlerim oldukça ucuz. Batı ülkelerinde ilk ona giren bir sanatçının işleri bir kaç milyon dolardan başlar..

"Atölyemde izole bir yaşantım var" demiştiniz… Çalışmalarınıza etkisi nedir?
Konsantre olabilmem için deve kuşu gibi kendimi atölyeme gömüyorum. Her telefon çalışı veya atölyeme yapılan ziyaretler beni uyandırdığı için sinirlendiriyor. Mümkün mertebe insanlardan uzak kalmam lazım çalışırken.

Toplumumuzun sanat ile arasındaki mesafeyi nasıl aşabiliriz?
Zamana ihtiyacımız var. Zorla sanat sevgisi aşılanamaz. Kendiliğinden olmalı bu sevgi. Yine de yeni nesillerin sanata, edebiyata, sinemaya geçmişe oranla daha çok ilgi duyduklarını görüyoruz. Şüphesiz bizler de bu ilgiyi artırmak için etkinlikler yapıp sanatın yaygınlaşmasını sağlamalıyız. Bunun için de sanatı öncelikle öğretici, bilgilendirici tarafından kurtarıp olağanlaştırmalı, başka bir deyişle yaşamın içine almalıyız. Ona görevler yüklememeliyiz.

Çocukların sanat eğitimi olmalı mı? Nasıl olmalı?
Sanat eğitimine inanmıyorum. Sanatı sıkıcı bir hale sokan sanat tarihi, eleştiri vs.. gibi konuların dışında, yapıtla izleyeni başbaşa bırakmayı bilmeliyiz. Kişi imtihan olacağı bir ders gibi algılamamalı yapıtı. Kendi arzusu ile araştırmaya yönelecekleri de teşvik etmeliyiz.

Mutluluk nedir size göre?
Şu anda adını hatırlayamadığım bir hormon salgısının bedende yarattığı haz duygusudur mutluluk.

Başarı nedir? Mutlulukla ilişkisi var mıdır?
Kişiye göre değişir. Başarıdan mutlu olan kadar başarıdan korkup tedirginlik duyan da olabilir.

İstanbul’u beş duyunuzla tanımlamanızı rica edebilir miyim?
Son yıllarda İstanbul’u tanıyamaz bir duruma geldim. Koskoca İstanbul taşra beğenileri içinde palmiye ağaçları ile doldu. Bu duruma itiraz eden de yok . Boğaz köprüleri panayır çadırı gibi rengarenk.. Sanki Pakistan’dayız..

İstanbul için bir hayal projeniz var mı?
İstanbul artık Doğu Roma’nın, Osmanlı’nın başkenti değil. Taşranın işgali altında. Bu yüzden İstanbul artık anlatılan bir masal sadece…



Bubi’nin 19 Aralık'ta Olcay Art'da açılan "Kafeslerde Yeni Açılımlar" Sergisi, 17 Ocak'a kadar görülebilir.

22 Ocak'ta Sainte Pulchérie Lisesi Sanat Galerisi Od’A Ouvroir d’Art’da açılacak ve 22 Şubat'a kadar sürecek “5 Dönem” sergisi ise, sanatçının çalışmalarının beş dönemini (Motifler, Dikişli Kolajlar, Şekilli Tuvaller, Kafesler ve Aplike Yüzeyler) yansıtacak:

Motifler:
Sanatçı, motifli çalışmalarına serbest geometrik çalışmalarıyla aynı zamanda başladı. Derdi yüzeyi sıfırlamaktı. Motifinin kaynağı saf jeste dayalı çalışmalarının bir bölümündedir. Jestler, ritmik bir kestirim doğrultusunda üç ya da dört hamlede tamamlandıklarından, ilk elde N, Z, M harflerini anımsatırlar. Motif, üst üste bindirilmiş M ve Z harflerinden türetilir.



Dikişli Kolajlar:

Renkli ve desenli kağıtlarla yapılmış, küçük ve orta boyda kolajlardır. Dikişlerle eklemlenmişlerdir. Dikiş öğesi diğer öğelerden biridir yalnızca ve oldukça nedensiz gibidir. Sanatçının düzenleme dışındaki katkısı bu dikişler ve fazladan birkaç düğmedir.



Şekilli Tuvaller:
Bu dönem resimlerinde geometrik biçimler bir yana çeker, tuvalin biçimi bir yana. Alışılmadık, tuhaf ve belirgin bir mantığı olmayan bir biçimdedir yüzey. Yerleştirildiği yerde bir oyulmayla hareketlendirir duvarı. Ne dörtgen, ne yuvarlak, ne üçgen, sıradışı bir geometrik gönderimi olan oyulum, alışılmadık bir uzamdır. O uzamdan ileri çıkan biçimlerse birbirine geçişli, önlü arkalı ama birbirini kapatmayan konumlarıyla güçlü bir üç boyutluluk etkisine sahiptir. Sanki herbiri birer heykel taslağıdır.

Aplike Yüzeyler:
Anonim ve kitch öğeler, dolgulanmış alanlar, yüzeye kabaca aplike edilmiş kanaviçeler, işlemeler, patchwork’ler kullandığı bu içten ve şiirsel çalışmalarında Bubi, alçak/yüksek kültür ve zevki sorgular gibi…

Kafesler:
Simgesel görme biçimi, “Kafesler”i izleyene melez bir yapı fikri verir. Resimden doğup heykele dönüşen yeni bir tür söz konusudur. Kafes olarak adlandırılan birbirine geçmiş sarmallarda Bubi, baskı/bastırılmışlık, düzen/düzensizlik, dün/bugün, üst üste binme bazen de içinde kaybolmayı sorunsallaştırmış, ben ve öteki arasındaki gerilimli hikâyenin stratejik örgüsünü kurmuştur. Sanatçıda kafes anlaşılacağı üzere, bir tutsaklık ifadesi değil tam tersi, hem sanatsal yaratım açısından hem de içerik olarak tam bir özgürlük alanıdır. “Kafes”lerin klişeleri reddeden yapısı, ezberleri bozan gizli/gizil yanları Bubi’de çağdaş bir dile kaynaklık eder.

Ayın en çok okunanları:

Ömer Muz: "Resmettiğim İstanbul, Sait Faik’in, Orhan Veli’nin, Salah Birsel’in İstanbul’u...

Oniki Adalar'ın üç gülü: Symi, Leros, Kalymnos

Biorezonans nedir? Op. Dr. Hasan İlkehan: "Biorezonans geleceğin tıbbı olarak adlandırılabilir..."

Cem Şen: "Eğer bir öğreti, özünü bir parçacık bile yitirmeden her koşula uyum sağlayabiliyorsa o zaman gerçek bir öğreti demektir."

Thassos Adası: Yanıbaşımızdaki tatil cenneti

Sıdıka Rodop: "Mücevher tasarımında zamansızlık, işlevsellek, yenilikçilik kavramları biraradadır."

Bu Blogda Ara