Zazü Monologları - 4 "Kaşı gözü dağıtmadan işi bilene bırakmak en sağlıklısıdır. Beyninizin, gönlünüzün kevgirinden geçirmek şartıyla hiç tanımadığınız bir kişinin sizin hayatınızda neleri fark ettirebileceğine şaşıracaksınız."



Neredeyiz? Doğru yerde miyiz?

Zaman eksik mi, yoksa yanlış mı bilemiyoruz. Gümbür gümbür geçen hayat tepemizde tamtamlar çalarken sabıkalı işlere girişme meylimiz var ama kabalarımız yemiyor, değil mi?
Sakin ve huzurlu diye nitelendirdiğimiz hayal-hayat gemimiz hep çalkantılı, hep gelgitli sularda. İşin güzel tarafı, hayatın sıkılmaya hiç mahal vermiyor olması. İyi ya da kötü, aşılası hep yeni bir merhale çıkarıyor karşımıza.

Sınavlardan geçiyoruz, hastalıkları atlatıyoruz, evleniyoruz, boşanıyoruz, davetler veriyoruz, seyahatlere gidiyoruz, birinin yolunu bekliyoruz, bir borç alıyoruz, bir borç kapatıyoruz. Uğraş babam uğraş. Sonra bir bakmışız on sene, otuz sene, bir ömür geçmiş.

Geçen zaman içinde onca şeye temas ediyoruz. Maddelerin yanı sıra temas ettiğimiz insanlar bizi biz yapıyor ve biz o bizlikle büyüyor, olgunlaşıyoruz. Öğreniyoruz. Hayatı, iletişim kurmayı, iş yapmayı ve en önemlisi de kendimizi tanıyoruz. Seçimler yapıyoruz. Bazen hiç beklenmedik bir şekilde vazgeçiyoruz ya da yeniden başlıyoruz. Bir sürü hatalar yapıyoruz. Dersler çıkarıyoruz ya da çıkaramıyoruz. 

Peki, hatalarımızı sevebiliyor muyuz? Seneler evvel hatalarıma ilan-ı aşk ettiğim kısa bir şiir;

Teşekkürler Hatalar

Dizip de geçmişi
Boynumda
Uzun ipliğin ilmeklerine
Salkım saçak

Oturtup hataları
Yitenleri...
-Başköşe sizin

Konuşup
Yüzüyoruz
Köpüğünde
Demli kahvenin

Öteleri eşelemekten
Hayıflanıp söylenmekten öte
Tokalaşıyoruz
Barışıyoruz
-İki el benim

Teşekkürler hatalar
Bahçemde açan çiçekler ki
Pıtrak pıtrak şimdi

Beslenip
Yaşlarınızın neminden
Filizlenen bir dem ki

O benim


 
Okul zamanı girdiğimiz sınavlar, dersleri ne kadar iyi anladığımız, üzerine ne kadar tekrar edip kafa yorduğumuzla orantılı olarak neticelenirdi. Geçmek de çakmak da bizim elimizdeydi. Bazen kısacık bir gözden geçirme yeterli olur, bazen de günlerce üzerine kafa patlatıp çalışmak gerekirdi.
Hayatı iyi dinlemek önemlidir. Dinlemeden geçiştiriyorsak, hataları fark etmeden yaralar alarak yolumuza devam ediyoruz demektir. Mercimek yemeği yapacaksak önce bir tepsiye güzelce yayıp taşlarını ayıklamamız gerekir. Yoksa istediğimiz kadar itinayla pişirelim, o yemekten hayır gelmez.

Bunca hayat, hata, gelmiş, geçmiş, zaman lafını neden mi ediyorum? Etrafımda yaptığı hataları tekrarlayan ve aynı hatalardan zarar gören çokça kişi var da ondan. İşin beter tarafı hataların hata olduklarını kişilerin kendisinin fark edemiyor olması. Bazılarımıza dünya toplanıp dev pankartlarla önümüzden geçiş yapsa da nafile.

Bir insan her seferinde hastalandığını bildiği musluktan neden su içer? Musluğu sevdiği için mi? Suyu sevdiği için mi? Alışkanlıklarından vazgeçemediği için mi? İnadım inat, martı iki kanat olduğu için mi bilmiyorum ama insana “-el insaf” dedirtme noktasında naçar ve haliyle seyirci bırakan bu durum, söz konusu sevdiğiniz kişiler olduğunda sizi gerçekten de üzer.
Bazen olanı biteni, efradı, kendini anlamak için es vermek önemlidir hayata. Sormak, sorulara cevap aramak, hataları bulmak, bulunca onlardan kurtulmak, onlara müteşekkir yenilenmek gerekir.
Bir bilene mi danışmalı?

Kesinlikle evet! Danışma, destek alma ihtiyacını fark etmek bile çözüm bulmak adına doğru yolda olduğumuzu gösterir. Kavanozun kapağını siz açamıyorsanız bırakın sizin için bir başkası açsın. Kapağı illaki siz açmak istiyorsanız, bir bilen, size Migroslar da bile satılan kavanoz açıcıyı önerebilir. Alır ve bundan sonra hep kendiniz açarsınız. Sorunlarımıza çözüm ararken yakınlarımıza danışmak sıkıntılıdır. Doğru olanı telkin etseler de sizin için inandırıcılığı ve uygulanabilirliği fazla olmaz. Bu kişiler sizin iyiliğinizi isterken objektiflikten uzaklaşıp yanlış da yönlendirebilirler. Kaşı gözü dağıtmadan işi bilene bırakmak en sağlıklısıdır. Beyninizin, gönlünüzün kevgirinden geçirmek şartıyla hiç tanımadığınız bir kişinin sizin hayatınızda neleri fark ettirebileceğine şaşıracaksınız. O bilenin de bir bilene ihtiyacı olabileceği gibi destek almaktan çekinmeyin. Etrafınızda sıkıntılarına çözüm bulmakta zorluk çeken yakınlarınıza da bunu gönül rahatlığıyla telkin edin.
Destek almak ve çözüm bulmak adına kesin netice aldığını düşündüğüm bir arkadaşımla, dün kahvelerimizi yudumlarken epeyce sohbet ettik. Sıkıntılı addettiği zamanlarında tanımıyordum kendisini. Öyle şeyler anlattı ki, ona da dediğim gibi, hayatını yazsa ciddi film olur. İçinde her şey var. Aşk, ıstırap, emek, sabır, başarı, başarısızlık, sevgi, ne ararsan… 

Netice itibariyle hayatının eğrisini doğrusuna getirmek adına ciddi merhalelerden geçmiş bu arkadaşım emeklerinin karşılığını, şimdi benim de şahitliğimde bir bir alıyor. Profesyonel destek (psikolojik danışmanlık) sayesinde tam anlamıyla yenilenme yaşayan arkadaşımın, çocukları ve ailesi de bu yenilenmeden müspet anlamda nasiplerini alıyor. 

“Hatasız kul olmaz” demeden geçemeyeceğim. Hey gidi Orhan Baba... Şaka bir yana gerçekten de öyle. Kendi adıma sayfalarca yazabileceğim geçmiş ve mevcut hatalarım var. Düzelmenin de sonu yok zaten ama kritik noktalarda kesin çözümler üretmek zorundayız. Umarım hepimiz arkadaşım kadar sabırlı ve azimli olabiliriz.

Sevgimle,

ZaZü

Ayın en çok okunanları:

Ömer Muz: "Resmettiğim İstanbul, Sait Faik’in, Orhan Veli’nin, Salah Birsel’in İstanbul’u...

Oniki Adalar'ın üç gülü: Symi, Leros, Kalymnos

Biorezonans nedir? Op. Dr. Hasan İlkehan: "Biorezonans geleceğin tıbbı olarak adlandırılabilir..."

Cem Şen: "Eğer bir öğreti, özünü bir parçacık bile yitirmeden her koşula uyum sağlayabiliyorsa o zaman gerçek bir öğreti demektir."

Thassos Adası: Yanıbaşımızdaki tatil cenneti

Sıdıka Rodop: "Mücevher tasarımında zamansızlık, işlevsellek, yenilikçilik kavramları biraradadır."

Bu Blogda Ara