Yıldıray Karakiya: "... Çocuklar 10 yıl öncesinden daha çok kitaba ve iletişim olanaklarına sahipler fakat onlar için yaşam 10 yıl öncesindeki kadar somut değil. Yapay mekânlar dışında neredeyse temas etmedikleri için yaşam onlar için giderek gerçekliğini, doğallığını yitiren bir şey."

Kitapçılarda, özellikle çocuk yayınları bölümünde vakit geçirmeyi pek severim. Saatlerce bir köşeye kıvrılmış o güzel çizgilerin, hayal ve renklerin içinde kaybolmuş bulurum kendimi. Çocuk kitaplarının, milletlerin hassasiyet, zeka, zevk ve kültürünü yansıttığını düşünürüm. Çocuk kitabı yazar ve çizerlerinin son çalışmalarını takip ettiğim bir de site var:Bir Dolap Kitap”. Sitenin kurucuları Banu Aksoy ve Yıldıray Karakiya (Oğulları Tayga’yı da unutmamalı..) ile söyleşimiz keyifliydi...

Gerçek meslekleriniz neydi? Bir Dolap Kitap nasıl doğdu?
Banu: İkimiz de Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi'nde sanat tarihi eğitimi aldık. Daha sonra kültür sanat alanında dergi ve televizyon deneyimimiz oldu. Uzun süredir metin yazarlığı yapıyoruz. Bir Dolap Kitap, çocukluğumuzdan bu yana kaybetmediğimiz çocuk kitapları sevgimizin sonucudur. Okuduğumuz kitaplar hakkındaki düşüncelerimizi daha çok kişiyle paylaşmak istedik ve ortaya bizim Dolap çıktı.
Yıldıray: Aklımızda Bir Dolap Kitap fikri yokken bile okuduğumuz çocuk kitapları sohbet konularımızdan biriydi. Birlikte yaşamaya başladıktan sonra çocuk kitapları yaşamımızda daha geniş bir yere sahip oldu. Sonunda bir gün çocuk kitapları hakkında birbirimize söylediğimiz şeyleri yazarak bir blogda paylaşmaya karar verdik. Bizim evde çocuk kitaplarının durduğu mütevazı bir dolap vardı, blogun adı da oradan çıktı. Başlarken bizim Dolap’ın bu kadar sevileceğini, takip edileceğini düşünmemiştik. Derken öyle bir hale geldi ki, artık tek işimiz Bir Dolap Kitap ve projeleri oldu.

Günde kaç çocuk kitabı okuyorsunuz?
Yıldıray: Bunun kesin bir yanıtı yok. Kitapların yaş grubuna ve uzunluğuna göre değişiyor. Okul öncesi resimli kitaplar çok hızlı okunup bitirilebiliyor örneğin. Bir de bazen aynı anda birkaç kitap okuduğumuz oluyor. Yine de bir sayı vermek gerekirse, hafta içi her gün en az bir kitap hakkında yazıyoruz, radyo programızda da en az iki kitap hakkında konuşuyoruz. Okuyup da söz etmek istemediğimiz kitaplar da oluyor haliyle. Yani aslında sayı epey kalabalık. Bir de okuyup sindirene kadar tekrar tekrar okuduğumuz kitaplar var. Bunlar aynı zamanda hakkında yazmanın en zor olduğu kitaplar. Çünkü çok derinler ve bir o kadar da yalın ve basitler. Hatta öyle örnekler var ki, hakkında yazdığımız yazı kitabın kendisinden uzun ama kitap kadar derin değil.

İyi çocuk kitabı kriterleri nedir sizce?
B: Bence bir çocuğa kitap okuduğunu hissettirmeyen kitap iyi bir kitaptır. Yani çocuğu öyküsünün içine alıp götürüyorsa, çocuğa öyküdeki ortamı tüm canlılığıyla yaşatıyorsa, çocuk kitaptaki kahramanların arasında dolaştığını hissediyorsa o iyi bir kitaptır. Tabii dili düzgün kullanmasını, nitelikli ilüstrasyonlara sahip olmasını (ki özellikle okul öncesi kitaplarda bu çok önemli) söylemiyorum bile.
Y: İyi çocuk kitabının en önemli özelliklerinden birisi meramını parmak sallamadan anlatmasıdır bence. Kurguyu koparmadan, aksatmadan okura doldurabileceği boşluklar bırakan kitap iyidir. Her şeyi anlatmayan, bazı şeyleri gösteren, işaret eden, bir şeylerin sözcüklerle resmini çizen kitap iyidir. İyi bir çocuk kitabının en ama en önemli özelliği ise eğlenceli olmasıdır.

Günümüzün en iyi çocuk yayınevleri sizce hangileri?
B: Sanırım en iyi ve en kötü diye bir etiketleme yapmak yanlış olur. Birinin adını söylesek, diğerine haksızlık olur. Farklı alanlarda, farklı yaklaşımlarda yayım yapan yayınevleri var çünkü.
Y: En iyi çocuk yayınevleri çocukların birer birey olduğunu bilen, onları müşteri olarak değil okur olarak gören yayınevleridir. Çocuk yayımcılığı özel bir iş; titizlik, hassasiyet, uzmanlık ve eğlence gerektiriyor. Bunları sağlayan ve tarafsızlıktan ödün vermeyen; çocukları herhangi ideoloji ya da inanca göre işlemek için sinsice yayınlar yapmayan yayınevleri iyidir. Doğaya, yaşama; insan, kadın, çocuk, yaya ve hayvan haklarına saygılı olan yayınevleri iyidir.

Hangi anne çocuğuna hangi kitabı seçiyor, örnekleyebilir misiniz?
Y: Çok geniş bir soru bu, yanıtlaması zor. Ebeveyn profilleri de çocuk kitapları kadar çeşitli. Bazı ebeveynler kitaplardaki en ufak itişmeyi şiddet sayıyor. Bazıları kitaptaki bir karakterin “Bana ne!” demesine bile tahammül edemiyor. Canavarlardan uzak durmaya çalışanlar kadar kakayla ilgili kitaplardan kaçanlar var. Sadece cici kitapları alanlarla haylaz kitapların peşinde olanlar birbirinden kesin çizgilerle ayrılıyor. Gözlemlerimize göre haylaz kitapların peşinde olanlar çocuklarıyla birlikte daha çok eğleniyor.

Yeni nesil çocukların 10 yıl öncesine göre farklılıkları nedir?
B: Çocuk kitaplarının ülkemizde bugün geldiği noktaya bakınca hep “keşke biz çocukken de böyle kitaplar olsaydı,” diyoruz. On yıl önceki çocuklar bizim çocukluğumuzdakine göre çok daha fazla kitap gördüler. Ama onları da şimdiki çocuklarla kıyaslayınca, arada büyük fark var. Artık sadece çocuk kitapları yayımlayan yayınevleri var. Kitaplar çeşitlendi. Bu işin iyi yanı. Diğer yandaysa artık tabletler her an el altında. Çoğu ebeveyne bilgisayarların, tabletlerin çocuklarla kitapların arasına girdiğini düşünüyor.
Y: Günümüzün çocuklarının bana göre en belirgin özelliği sokaktan yalıtılmış olması. Yetişkinlerin adeta kimliğine dönüşmüş otomobilleri kirlenmesin diye asfaltla kaplanmış, hatta ağaçları sökülmüş bahçeleri olan apartmanlarda ve para kazanmak için ebeveynin başarı kaygısını sömürerek çocukları adeta yönetici pozisyonuna birini seçmeye çalışan şirket gibi mülakatla kabul eden çocuk yuvalarında, parti evlerinde, etkinlik merkezlerinde, okullarda ve AVM denen tüketim dininin tapınaklarında geçiriyorlar. Bu çocuklar 10 yıl öncesinden daha çok kitaba ve iletişim olanaklarına sahipler fakat onlar için yaşam 10 yıl öncesindeki kadar somut değil. Yapay mekânlar dışında neredeyse temas etmedikleri için yaşam onlar için giderek gerçekliğini, doğallığını yitiren bir şey.


Son yıllarda çıkan çocuk kitaplarındaki değişim hakkında neler düşünüyorsunuz?
Y: Biz çocukken okuduğumuz Afacan Beşler’in çevirisinin yamuk yumuk olduğunu, hatta metnin bazı parçalarının eksik olduğunu dizi yakın zamanda yeniden yayımlanınca fark ettik. Hâlâ kendini değiştirmemiş ya da değişimi umursamayan ve bir biçimde işini yürüten yayıncılar var. Ama genel olarak artık çocuk kitaplarında nitelik bakımından ciddi bir iyileşme var. Bunun nedenlerinden biri yayıncıların çocuk kitapları pazarını fark etmiş olmaları. Anne babalar titizlendikçe yayıncılar nitelik konusunda kendilerini geliştiriyorlar. Fakat bu durumun olumsuz etkileri de yok değil. Aşırı titizlenen ebeveyn çocuğunun ne okuduğuna aşırıya kaçan bir tavırla karışabiliyor. Ebeveyn bu konuda çocuğunu gönderdiği okuldan hizmet almak istiyor. Yayınevleri ürettikleri kitapları doğrudan okullara satmayı tercih ediyor. Okullar, aynı zamanda (ya da esas olarak) müşterileri olan velileri memnun etmek için (müşteri memnuniyeti) öğrencilerine önerecekleri kitapları seçerken nitelikli içerikten başka kıstaslara göre de karar veriyorlar. Buna bir de yayıncılık alanı dışından gelen profesyonel müdahaleleri, örneğin pedagogları katacak olursak iş iyice karmaşıklaşıyor. Dolayısıyla yayınevleri ürettikleri kitapları okulların okuma listelerine sokabilmek ve toplu satış yapabilmek için yayıncılık alanı dışından gelen kıstaslara uygun davranmayı tercih edebiliyorlar. Yani son yıllarda çocuk kitapları hem tür hem içerik olarak çeşitlenirken, işin ticaret boyutundan kaynaklana bir tür (oto)sansür de ortaya çıktı diyebilirim.

Boşluk var mı sizce? Hangi alanda?
B: Bence okul öncesi kitaplarda hâlâ çok gerideyiz başka ülkelere kıyasla. Özellikle İngiltere ve ABD'de harika bir çeşitlilik var. “Aç Tırtıl” gibi diğer çocuk klasiklerini de Türkçe'de görmek istiyor insan. Yerli çocuk edebiyatından da resimli kitaplara nitelikli katkılar bekliyoruz.
Y: Boşluk var elbette. Banu’nun tespiti doğru, özellikle okul öncesi yerli kitaplarda ve çeviri kitapların çeşitliliği konusunda gerideyiz. Bu yaş grubuna yönelik kitap üretilmiyor değil, üretiliyor ancak nitelik, üslup, konu çeşitliliği gibi birçok konuda çuvallıyoruz. Özellikle bilim alanında yerli üretim nitelikli metinleri ve görselleri olan kitap bulmak kolay değil. Aslına bakarsanız hemen her türde çeviri kitaplar baskın. Bu kötü bir şey değil elbette, nitelikli çeviri kitaplar ufuk açar. Fakat çeviri kitaplar arasında bile “öteki” meselesini ele alan, temel hak ve özgürlükleri anlatan, küresel ısınma ve iklim değişikliği gibi yaşamsal konulara değinen çocuk kitapları sayıca az. Ölüm, cinsellik gibi yetişkinleri de zorlayan konularda da kaynaklar oldukça az.

Şu anda en popüler kitaplar hangileri?
Y: Popüler kitapları yayınevlerine ya da kitapçılara sormak daha doğru olur. Popüler kitapları belirlemenin bir diğer yolu da anne, baba ve öğretmenlere çocukların okuduğu abuk sabuk, işe yaramaz, boş kitapların hangilerini olduğunu sormak olabilir.

Kitapları çocuklar yazsa... Ne dersiniz?
B: Neden olmasın? Herkes her yaşta bir şeyler yazabilir.
Y: Böyle girişimler olmadı değil. Bazı yayınevleri çocukların yazdığı, ürettiği kitapları bastı. Kendi haline bırakılan çocuklar her şartta şaşırtıcı şeyler ortaya çıkarıyor zaten. Fakat bu ürünlerin yerinin kendine has kurallarla işleyen ve ticaret üzerine kurulu bir alanda yer almasının yararlı olduğunu düşünmüyorum.

Çocuk kitaplarının gerçek alıcısı kim? Çocuklar mı?
Y: Sorudaki “alıcı” parayı veren ise, özellikle küçük yaş grubu için çocuk kitaplarının gerçek alıcısı çoklukla yetişkinler. Aslında bu konudaki tarifimiz biraz farklı. Biz şöyle demeyi tercih ediyoruz: Çocuklarla kitaplar arasındaki en büyük engel yetişkinler.

Tavsiye ettiğiniz kitaplara itiraz geliyor mu anne babalardan?
B: Çok fazla olmasa da zaman zaman geliyor elbette. İşin güzel yanı “Bu kitaplar hakkında hiç böyle düşünmemiştim. Sayenizde başka bir açıdan da görmüş oldum,” gibi yorumlar da geliyor.
Y: Bazen de tersten gidiyoruz ve hep itiraz edilen kitaplar hakkında yazıyoruz.

Mutluluğun tarifi nedir sizce?
B: Sohbet etmekten asla sıkılmayacağınız bir insanla her gün sohbet etmek ve her gün konuşacak yeni bir şeyler bulmak. Bir de insanın yapmaktan mutlu olduğu işle hayatını sürdürebilmesi. 
Y: Birlikte olmaktan sıkılmadığınız bir insanla bıkmadığınız bir işi yapmak, bazen de yapmamak.

Başarının tarifi nedir peki?
B: Pes etmemek, sabırlı olmak ve bir önceki yanıtın devamı olacak ama mutlu olduğun işi yapmak.
Y: Ne istemediğini bilmek ve onu yapmamak.

Çocuk ve sanat ilişkisi hakkında ne düşünüyorsunuz?
Y: Bize göre yetişkinler onları formatlamaya başlayana kadar çocuklar için sanattan daha doğal bir şey yok. Çocuklar için sanat nefes almak kadar doğal bir varoluş biçimi. Ne zaman ki biz yetişkinler çocuklara neyin nasıl yapılacağını göstermeye, öğretmeye çalışıyoruz ve çocukların merakını, keşfetme beceri ve isteklerini baltalıyoruz, o zaman sanat resim ya da müzik dersine dönüşüveriyor.

İstanbul’u 5 duyunuzla tarif etmeniz gerekse... 
B: Deniz-vapur-martı üçlüsü (görme), trafik gürültüsü (işitme), simit (tatma), kirli hava (koku) ve yolda giderken sevdiğim ağaçlar (dokunma). 
Y: Tecavüze şahitlik (görme): Kentin parklarına, ormanlarına kondurulan gökdelenler, uydu kentler, AVMler, otoyollar. Kakafoni (işitme): Bitmeyen bir motor sesi, otoban uğultusu ve inşaat gürültüsü. Kırık burun direği (koklama): Yanmış petrol, asfalta sürtünmekten ısınmış lastik, yapaylığın vurgusu parfüm. Damak uyuşmazlığı (tatma): Mevsimini şaşırmış, uzaktan gelmiş sebze meyve; yok edilmiş bostanlar. Yüzeysellik(dokunma): Beton yüzeyler, cam yüzeyler, plastik yüzeyler.

İstanbul için bir hayal projeniz var mı?
B: Bizde proje hiç bitmez. Okul yıllarımızdan beri yazıp çiziyoruz İstanbul'la ilgili bir şeyler. Ekonomik nedenlerle hiçbirini gerçekleştirme şansımız olmadı. Bir Dolap Kitap'tan sonra projelerin türü de değişti; zamanı geldiğinde gerçekleştirmeyi umuyoruz. 
Y: İstanbul’la ilgili çok projemiz var aslında. Banu’nun dediği gibi, çoğunu gerçekleştiremedik. Yine de fırsat çıkar belki karşımıza, kim bilir.

Yorumlar

aylin kaplan dedi ki…
Harikaydı , bayıldım.
aylin kaplan dedi ki…
Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.
A.O Bolat dedi ki…
Yine çok güzel bir blog post olmuş, bir baba olarak çok faydalı buldum.

Ayın en çok okunanları:

Ömer Muz: "Resmettiğim İstanbul, Sait Faik’in, Orhan Veli’nin, Salah Birsel’in İstanbul’u...

Oniki Adalar'ın üç gülü: Symi, Leros, Kalymnos

Biorezonans nedir? Op. Dr. Hasan İlkehan: "Biorezonans geleceğin tıbbı olarak adlandırılabilir..."

Cem Şen: "Eğer bir öğreti, özünü bir parçacık bile yitirmeden her koşula uyum sağlayabiliyorsa o zaman gerçek bir öğreti demektir."

Thassos Adası: Yanıbaşımızdaki tatil cenneti

Sıdıka Rodop: "Mücevher tasarımında zamansızlık, işlevsellek, yenilikçilik kavramları biraradadır."

Bu Blogda Ara