Alesta tramola.. Yelken yapanlar bu heyecanlı komutu bilirler..

Çok keyiflidir denizde  yaşamak..  Gece limandaki yelken iplerinin direklere vurarak çıkarttığı sesleri dinleyerek ve hafif hafif sallanarak uyuyakalırsınız. Sabahları sizi martı sesleri uyandırır. 

Kamaradan kafanızı dışarı uzatıp saatin kaç olduğunu anlamaya çalışırsınız. Dışarı çıkıp oturabilmek için gece çiğ yağmış minderleri silmeniz gerekir önce.

Sonra denizdeki kefalleri sinek iğne ucuna ekmek takıp yakalamaya çalışmak, denizin farklı derinliklerdeki lacivertlerine, maviliklerine bakadalmak sabah rutininiz olur. 
Bir bardak çay ve deniz kokusu her şeye bedeldir..

Küçükken, yazlarımızı annem, babam ve kardeşimle Fenerbahçe’de tekne tepesinde geçirirdik. Babamın miçosu bendim. Limana girerken teknenin önünde elimde kanca bekleyip şamandıra almak, güverteyi yıkamak, sandalın sintinesini temizlemek, sandalla kürek çekerek misafirlerimizi karaya getirip götürmek, kızkardeşimin öğle yemeği için balık tutmak benim görevlerimdi.. 

Teknemiz alamatra tipi ve motorluydu. Çok ses yapardı. Bu yüzden denizde sessizce süzülüp giden yelkenli tekneleri hayranlıkla seyrederdim. Ama nedense yelkeni bir türlü öğrenme fırsatım olmadı. 

Fenerbahçe Limanı'nda her teknenin bir şamandırası vardı. Komşu tonozda “Kısmet” bağlıydı. Sahibi değerli denizci Sadun Boro’ydu. Eşi Oda, kızı Deniz, kedisi Miço ile onlar da bizim gibi teknede yaşarlardı.  Bana ve kardeşime imzaladığı dünya seyahatini anlattığı "Pupa Yelken"i hala açıp açıp okur, yelkenle dünya seyahatine çıkmayı hayal ederim birçok deniz sevdalısı gibi... İnşallah...

Üç tarafı denizle çevrili olduğu halde denizci bir millet değiliz. Bunu en çok marinalarda hissederim. Yüzlerce  tekne mahsun mahsun yatar durur. Sahiplerinin yılda kaç kez denize açıldığı meçhul.. Arada sırada karaya bağlı vaziyette  kahvaltı etmeye gelenleri görüyor ve rahmetli babamın kerterize kitlenmiş ela gözlerini hatırlıyorum: “Hadi kızım birazdan giriyoruz limana.. Alesta aborda!” 

Çocukluk, gençlik, iş-güç derken yıllar geçti… Babam ve teknemiz anılara gömüldü..

Bir iki kere yelken kursu deneyimim oldu.. Hepsi teori ağırlıklıydı. Bir kere denize çıkardılar, onda da yüzüme çok rüzgar yedim, sinüslerimi üşütüp hasta yattım.. Sonra da cesaret edemedim bir daha yelken kursuna gitmeyi... Belki de hevesim kaçtı...



Geçenlerde, Bumerang Deneyim Günleri’nin blogger davetlisi olarak Hedef Yelken’in eğitimlerine katıldım. Kalamış Marina’daki yüzer ofislerinde birçok blogger toplandık. Hedef Yelken eğitmenleri bir iki teorik bilgi verdikten sonra bizi hemen denize çıkardı. Çok şaşırdım.

Ancak savundukları gibi yelken gerçekten de denizde yaşayarak öğreniliyor. Gorbon tipi yelkenlilerde dörder kişi iki saatlik eğitim aldık. Üçüncü saatte dört tekne kendimizi yarışıyor bulduk.. Bizim teknenin eğitmeni Can Ekin’di. Başarıyla ikinci olduk. Heh he..

Güzel bir yaz gününün sonunda, yelken açmayı, toplamayı, kavança ve tramola atmayı, yelkene rüzgar doldurup boşaltmayı, ana yelken, flok ve dümen kullanmayı, yelken ipi kilitleyip boşaltmayı ve bir iki denizci düğümü öğrenmiştik bile... Günün özlü sözü Alesta tramola idi…

Evvelallah hiçbirimiz bumbayı kafamıza yiyip denize düşmedik...  
Sanıyorum arkası gelecek… Yelken eğitimine devam edeceğim..
  



Bumba: Ana yelkeni alttan tutan ve direğe bağlı olan uzun ince parçadır.Görevi yelkeni alttan açık tutmak ve yelkenin formunu ayarlamaktır.Bumba oynayan bir parçadır.Rüzgara göre devamlı hareket eder ve ayarlanır.Özellikle sert havalarda rüzgaraltına doğru manevra yaparken (tramola-kavança) ani ve çok hızlı hareket edebileceğinden dikkat edilmelidir.Dolayısıyla dönüş dikkatli yapılmalıdır.

Tramola: Yelkenli teknelerin ilerleyebilmesi yelkenlerinin rüzgarla dolması ile mümkündür. Gitmek istediğiniz yön rüzgarın estiği yönse zig zag çizerek ilerleyebilirsiniz ancak. Tramola, yelkenlerin rüzgarı aldığı tarafı değiştirebilmek için yapılan dönüştür.  

 Alesta Tramola:  Alesta, hazır ol! demektir. Alesta tramola, tramola atmaya hazır ol! anlamaına gelir..

Alesta Aborda: Tekneyi iskeleye yanaştırmaya hazır ol! demektir.

Yorumlar

Ayın en çok okunanları:

Ömer Muz: "Resmettiğim İstanbul, Sait Faik’in, Orhan Veli’nin, Salah Birsel’in İstanbul’u...

Oniki Adalar'ın üç gülü: Symi, Leros, Kalymnos

Biorezonans nedir? Op. Dr. Hasan İlkehan: "Biorezonans geleceğin tıbbı olarak adlandırılabilir..."

Cem Şen: "Eğer bir öğreti, özünü bir parçacık bile yitirmeden her koşula uyum sağlayabiliyorsa o zaman gerçek bir öğreti demektir."

Thassos Adası: Yanıbaşımızdaki tatil cenneti

Sıdıka Rodop: "Mücevher tasarımında zamansızlık, işlevsellek, yenilikçilik kavramları biraradadır."

Bu Blogda Ara