Musa Güney: "Her insan bir şekilde sanatın bir dalıyla ilişki içinde olmalıdır. Doğasında var olan enerjiyi, coşkuyu, duyguyu yaşamalı ve paylaşmalıdır.

Boyalarla yarattığı dokuların peşinden gidip buldum onu..  Ressam Musa Güney ile Tepebaşı'ndaki eski bir Pera Apartmanı'ndaki atölyesinde buluştuk. Renkleri arasında konuk etti beni. 

Çalışmalarınızın gelişim serüvenini anlatır mısınız?
Serüven... Gerçekten geriye dönüp bakınca heyecan dolu coşku dolu bir serüven. Yıllardır süregelen izlenimci benliğimin kendi ile mücadelesi sonucunda bir ruhun hem özgürlüğüne hem de tarafsızlığına kavuşması diyebiliriz... Aslında bütünü anlamlı kılan, onu var edenin parçalar olduğunu fark ettim ve bir sarmala girdim. Her parçanın bir bütünü oluşturduğu gibi aynı zamanda da başka bir parçaya dönüşüyor olması...Her bir resim kendi içinde başka resmi doğurdu ve devam ediyor.

Dokuları resmetmeye nasıl başladınız?
Bu biraz dokunma hissi ile ilgili.. Güzele ulaşma, onu elde etme, sadece onu görmeyle ilgili değil.. onu duymayla, kokusunu tadını almayla ve ona dokunmayla ilgili bir durum. Bir gülü görüp sadece bakıp geçemeyiz, onu koklarız da.. Ben dokunmak istedim. Detaya indikçe, parçalara yoğunlaştıkça dokuyu hissettim ve ona dokundum..


Sizi tetikleyen unsurlar, ilham kaynaklarınız nelerdir?
Her şey olabilir bu.. İzlenimci bir ruhum var. Detaylarda gezerim.. anlamsız bir parça bile bu durumu tetikleyebilir. Kalabalık bir ortamda masada oturup çay içerken masanın kenarındaki çatlak da, defalarca boyanmış, aşınmış bir duvar dokusu da olabilir. Çok geniş bir yelpaze..


Mutluluk ve sanat arasındaki ilişki nedir sizce?
Sanat süreci uzun bir yol ama her anı heyecan ve mutluluk dolu, hiçbir engel tanımadan hedefine doğru giden özgür bir ruhtur. Sanat bir iş alanı değildir ve sanatçı eserini hiçbir çıkar beklemeden üretir. Bu durum sanatçıya unutulmaz bir mutluluk ve haz verir. Biten bir resmime saatlerce baktığımı bilirim.

Sanat ve sanatçı tanımınız nedir?
Sanat bir durum, sanatçı da bir duruştur. Bunun formüle bir açıklaması yoktur. Bence bir yaşam biçimi, hissetme hatta bunun için bazen boyut değiştirme, içsel duyguların bir düzlem ya da bir nesneye yansımasıdır diyebiliriz.

Hayran olduğunuz sanatçılar ve eserleri hakkında neler söylemek istersiniz?
Geçmişte ve günümüzde gerçekten çok iyi sanatçılar var. Size bir isim veremem. Hiçbir dönemimde kendime örnek aldığım bir sanatçı ya da eser olmadı. Kendi ruh dünyamı, mücadelemi, coşkumu yaşıyorum ...


Sanatın insan yaşamındaki yeri nedir, ne olmalıdır sizce?
Bence her insan bir şekilde sanatın bir dalıyla ilişki içinde olmalıdır. Doğasında var olan enerjiyi, coşkuyu, duyguyu yaşamalı ve paylaşmalıdır. 

Günümüz sanatı hakkında neler söyleyebilirsiniz?
Modern düşüncenin gelenek ve geçmişle bağlarını koparan yapısı sanat eserleri üzerinde de etkisini göstermiştir ve bu normal bir süreçtir. Sanat ve sanat eseri her dönemde kendi şartları ve yaşanmışlıklarıyla, materyalleriyle ortaya çıkmıştır.. Günümüz şartları geçmiş dönemlerle karşılaştırılınca tabii çok daha farklı.. modern ve dijital çağın bütün olanaklarından faydalanılıyor.. İçinde estetik algı ve sanat ruhu olduğu müddetçe hiçbir sorun yok..

Eğitimde sanatın yeri ne olmalı?
Asıl olan eğitim süreci içinde yaratıcı zihne dayalı yeteneklerin güçlendirilmesi , estetik algının geliştirilmesi, bir durum karşısında değişik ilişkilendirmeler yapabilen, farklı açılardan bakabilen nesiller yetiştirebilmektir..

Çocuklarla sanat atölyeleri yaptınız mı?
Evet.. Uzun yıllar çocuk resimleri biriktirdim. Her birinde başka bir dünya var... Geçen yıl kırk kişilik güzel bir gurubum oldu. Bir yıllık muhteşem bir dönem yaşadık. Resmi gerçekten seven, isteyen, hisseden, üretmenin çoşkusunu yaşayan, henüz kirlenmemiş beyinlerle bunu paylaşmak çok güzel ve heyecan verici..yıllardır gördüğüm ve devamlı beni rahatsız eden klasik çocuk resmi anlayışından biraz uzaklaştık.. onlara tabiatta var olan cisimlerin farklılıklarından, eninden boyundan, şekillerinden bahsettim. Kavradılar.. Sonra hiç müdahele etmedim. İnanın o kadar güzel işler çıkardılar ki hayretler içinde kaldım. Onlara Nişantaşı'nda çok değerli dostlarım Erdi Gökağaç ve eşi Esra Hanım'ın galerileri Erva Art'da sergi yaptık. Aileler, sanatçılar, çocuklar açılışta buluştuk.. muhteşem bir gündü. Buradan dostlarıma sonsuz teşekkür ediyorum. Hiçbir karşılık beklemeden sanata verdikleri destek için... Belki bu çocuklar birer sanatçı olmayacaklar, belki içlerinden biri ikisi olur..  Hiç önemi yok. Bildiğim bir şey var ki, her zaman sanatı sevecekler..


Balkanlardaki sanat çalışmalarınız hakkında bilgi verir misiniz?
Bu son yıllarda üzerine düştüğüm çok önem verdiğim bir konu... Tarihten gelen bir bağlılığımız var Balkanlarla uzun yıllar beraber yaşamışız. Bu bende her zaman heyecan uyandırmıştır...Yıl içerisinde birçok uluslararası workshopa katılırarak değerli sanatçılar ile tanıştım. Bu bölgeden zamanla sıkı dostluklarımız oldu. Projeler geliştirerek ilk etapta Novipazar (Sancak) Güzel Sanatlar Fakültesi’nin katkılarıyla bir karma sergi açtık. Devamında 25 Türk, 25 Makedon sanatçı Üsküp’te bir sergi oluşturduk. Bu sergi 10 farklı galeride bir yıl boyunca sergilenerek uzun soluklu bir organizasyona dönüştü. Hala devam ediyor. 

Almanya’da küratörlüğünü Kosovalı bir sanatçının yaptığı Expo Diaspora 2014 Bocholt adı altında 20 Avrupa ülkesi, Amerika, Küba, Suriye, Japonya ve Türkiye’den beş sanatçı arkadaş, Bocholt Belediyesi’nin ve bir müzenin sponsorluğunda sergi düzenledik. Güzel bir açılış oldu. Sergi bu ay Kosova’ya taşınacak. Gelecek yıl aynı etkinlik bir destek bulabilirsek Türkiye’de olacak. Bunun yanında Türkiye’de, Kosova ve Makedonyalı sanatçılarla sergiler yaptık. Tüyap Sanat Fuarı’na katıldılar.. 2015 için de birçok projemiz var.


Ülkemizde sanat yapmak ve sanatla yaşamak zor.. Siz nasıl başettiniz?
Tarihi sürecinde ve birçok dönemde sanatçılar zorluklarla karşılaşmıştır. Kimi zaman din baskısı, kimi zaman siyasi baskılar, ekonomik sıkıntılar yaşamıştır. Bu süreçten başarıyla çıkmıştır. Ülkemiz de bu süreci aşacaktır buna inanıyorum. Zor ve uzun bir yol.. Bu bir gönül verme, baş koyma, ayakta kalma mücadelesidir. Hiçbir maddi beklenti olmadan, her şeye rağmen duyguların, heyecanın, coşkunun sürüklediği güzel ve asil bir serüven...

Sanat ve toplumumuz arasındaki mesafeyi sizce nasıl kapatabiliriz?
Sanatın ve sanatçının toplumla buluşmasıyla! Burada bizim de suçumuz var. Kendi içimizde tıkanıp kalıyoruz.. sanat severe ulaşmalıyız. Bunu ilk kez Anadolu’da bir kültür merkezinde açtığım bir sergimde hissettim. Halk pazarından yeni dönmüş, elinde poşetlerle soyut bir resmin karşısında dakikalarca dikilip bakan bir yaşlı teyzenin gözlerinde gördüm..


Yaşlı teyzenin gözlerinde ne gördünüz?
Resme yaklaştı, ellleriyle ona dokundu...''Evlat bu resim çok güzel.'' dedi. Kim bilir? Köydeki evinin kapısındaki yıpranan boyayı ya da bahçe duvarındaki üstüste boyanıp aşınmış bir detayı.. Önemli olan resimle iletişime geçme isteği, ona dokunması ve hissetmesi..bu sanat eseri ile izleyici arasındaki kurulan bağı ifade eder..

Anadolu insanını çok önemsiyorum.. Yaptıkları cecimleri, kilimleri, yamalı bohçaları.. Yıllarını verip uğraştıkları dokular, parçalanmalar, kompozisyonlar, soyutlamalar, renk dengeleri,. Kirlenmemiş estetik algılarıyla o kadar soyut işlenmiş ki... Ürettikleri ile yaşamaktalar.. Estetik algı, güzeli görme, hissetme bütün insanlarda var.. dışavurum yontemleri ve gereçleri farklılık gösteriyor..

İstanbul sizin için ne ifade ediyor, beş duyunuzla aktarabilir misiniz?
Bu birazda neresinde hangi katmanında yaşadığınızla ilgili.. Hemen hemen bütün sosyal tabakalarıyla iletişimim var .. Uzun bir konu... Kısacası iyi kötü güzel ve çirkin diyelim.. 

Sizin İstanbul’unuzu soruyorum ben..
Birçok ülke gördüm.. şehirler kasabalar.. doğal güzellikleri beni gerçekten etkileyen yerlerde bulundum.. lakin İstanbul başka bir atmosfer.. Tarihi dokusuyla, coğrafyasıyla, değişik kültürlerin buluşma noktası olmasıyla son derece özel bir yer. Bazen Çemberlitaş'tan başlayarak Sultanahmet, Ayasofya, Topkapı, Gülhane, Eminönü,.. Karaköy ta Beşiktaş'a kadar yürürüm.. hatta yakın zamanda Balkanlar'dan gelen sanatçı dostlarımı aynı güzergahtan yürüttüm saatlerce. Dolmabahçe'de çayımızı içtikten sonra Beyoğlu'na gittik. çok yoruldular ama yüzlerindeki mutlu ifade İstanbul'un güzel yüzünü anlatıyordu zaten .. 

İstanbul'da yaşamaya gelince.. o başka bir durum. Yıllarca Anadolu yakasında yaşayıp hala Avrupa yakasını görmeyen insanlar var. Bir anket yapsak, Adalar'a Kız Kulesi'ne gidenleri, Topkapı Sarayı'nı görenleri saysak.. Sonucunu merak ediyorum... İstanbul yaşam mücadelesi veren bir kısım insan için evine ekmek götürmekten başka bir anlam ifade etmiyor. Bu ekonomik ve sosyal bir sorun.. Bir şekilde çözülebilir ya da aşılabilir bir durum. Ama bu kadar güzel, enerjisi çok yüksek, her noktası tarih kokan, birçok medeniyete başkentlik yapmış bu zengin mekan, göz göre göre elimizden kayıp gidiyor, hiçbir şey yapamıyoruz. Kapitalin hakimiyeti altında sesimizi dahi çıkaramıyoruz.. 

Artık Karaköy'de aldığım balık kokusu ya da sudaki tekneler çok da anlam ifade etmiyor.. karşımda dikili gördüğüm o anlamsız köprü karşısında... yüksek binaların arasından İstanbul silueti çeker olduk. Bu çok acınası bir durum.. Ama her şeye rağmen iyisiyle kötüsüyle çirkiniyle benim İstanbul'um ve onu çok seviyorum..


İstanbul için bir hayal projeniz var mı?
Birçok projem var. Şartlar müsait olduğunda gerçekleştireceğim. İstanbul'da birçok metruk bina, fabrika var.. her an önünüze çıkabilir, bilirsiniz.. Bu mekanların sanatçılara tahsis edilmesini, sanatla hayat bulmasını istiyorum.

Sanatın halkla buluşmasında önemli bir adım olabilir. Düşünün.. sanatla henüz tanışıklığı olmamış biri daha önce önünden her gün geçtiği o metruk binanın bahçesinde bir sanatçının resim ya da yada heykel yapmasına rastlıyor... Belki ilk zamanlar ilgisiz kalacaktır ama zamanla sanatın o çekim gücü onu da kavrayacak, bir göz aşinalığı bile yeterli olacaktır.. Ben bunu yaşadığım mahallede yapıyorum. Bazen resmimi dışarıda açık alanda yapıyorum. İnsanlar geliyorlar, bakıyorlar, sorular soruyorlar .. En azından şöyle diyorlardır: ''Bak içimizden biri.. sanatçı ve bizimle aynı mekanı paylaşıyor..''

Toplum sanatçılara henüz alışık değil, bizleri farklı dünyaları olan, marjinal düşünen yabancı insanlar olarak görebiliyorlar... belki de bu proje aradaki uçurumu bir nebze olsun kapatacaktır..

Ayın en çok okunanları:

Ömer Muz: "Resmettiğim İstanbul, Sait Faik’in, Orhan Veli’nin, Salah Birsel’in İstanbul’u...

Oniki Adalar'ın üç gülü: Symi, Leros, Kalymnos

Biorezonans nedir? Op. Dr. Hasan İlkehan: "Biorezonans geleceğin tıbbı olarak adlandırılabilir..."

Cem Şen: "Eğer bir öğreti, özünü bir parçacık bile yitirmeden her koşula uyum sağlayabiliyorsa o zaman gerçek bir öğreti demektir."

Thassos Adası: Yanıbaşımızdaki tatil cenneti

Gerçek bir Monakolu iseniz işsizlik, parasızlık gibi sorunlar size yasak. İşsiz kalmayı başarmışsanız devlet size her ay 2000 Euro’luk gıda yardımı yapıyor, kalacak ev veriyor ve iş kurmak için işyeri ve kredi veriyor.

Bu Blogda Ara