Deauville - Trouville: Fransa'nın Manş Denizi kıyılarında iki sosyetik şehir..


Deauville, Fransa’nın Calvados Bölgesi’nde, Aşağı Normandiya’nın 3816 nüfusluk masal şehridir.

Olağanüstü malikaneleri, Manş Denizi kıyılarındaki sonsuz kumsalları,  polo ve at yarışları, harika golf sahaları, Amerikan Sinema Festivali ve casino’su ile ince zevklerin, seçkin tatların beldesidir..  

Deauville’e yolculuğumuz Paris Saint Lazare Garı’ndan yaklaşık 2,5 saat sürecek trene bilet almamızla başlıyor. Köpeğiniz var ise sorun değil, köpeklerinizle de seyahat edebiliyorsunuz. 

Deauville’e gitmek için araba da kiralayabilirsiniz. Birbirinden güzel köylerin ve kasabaların arasından yolculuk etmek zevkli olur.. ama tren hem daha ekonomik hem de çok rahat.                  

1812 yıllarında henüz bir denizci kasabası iken Duchesse Berry’nin bölgeyi tanıtımıyla Fransız burjuva ve aristokratlarının tatil bölgesi olmaya başlamış.
1847 yılında Deauville ve Trouville’e Paris’ten rahat ulaşım sağlanabilmesi için tren seferleri konmuş.  

Birinci Dünya Savaşı’nda tren istasyonuna yakın olduğu için oteller askeri hastane olarak kullanılıyormuş.

XX. yüzyılın başlarında deniz  ve sonsuza uzanıyormuş hissini veren plajları ilk olarak Trouville-Sur-Mer meşhur etmeye başlamış. Deauville o zamanlar henüz Trouville-Sur-Mer’in gölgesindeymiş...

Casino de Deauville’in inşa edilmesi, 1911’de hipodroma yeni tribünlerin eklenmesi, 1912-1913 yıllarında mimar Théo’nun Petit Casino’nın  arkasına Van Cleef6Arpels, Coco Chanel gibi lüks butikleri tasarlaması, Printemps’ın Paris dışında ilk mağazasını burada açmasıyla Deauville hızla popülerlik kazanmaya başlıyor..
1921 yıllarında Casino ve plajlarıyla dünyanın en ünlü eğlence merkezi haline geliyor. 

Deauville’i rakipsiz kılan bir diğer önemli etkinliği ise At yarışları. Hipodrom, İran Şahı’ndan İsveç prenseslerine kadar yüksek sosyetenin ağırlandığı, insanların boy göstermek için geldikleri bir yer haline geliyor.
Hipodromun yakınında dünyanın en güzel villalarından biri olan Villa Strassburger yer alıyor.

1907 – 1912 yılları arasında Henri de Rothschild Kontu için çiflikten malikaneye dönüştürülen bina, 1924’te Amerikalı milyarder Ralph Strassburger tarafından satın alınmış, 1980’de ise oğlu Peter Strassburger  tarafından şehre hediye edilmiş.  

"Bir Erkek ve Bir Kadın filmi burada
çekilmiştir. 1966 - Claude Lelouch
1929 yılında Yacht Club açılıyor.  

İkinci Dünya Savaşı ile bölge Alman askerlerinin eline geçiyor ve Deauville’de yaşayanlar iç bölgelere kaçıyorlar.

Deauville neşesini yitiriyor. 1944’te General Montgomery’nin Normandiya çıkartmasıyla, kıyılar özgürlüğüne kavuşuyor.  

1960 yılından sonra Deauville başka bir çehre kazanıyor. Dünyaca ünlü Amerikan ve Fransız aktörlerinin katıldığı Amerikan Sinema Festivali  düzenlenmeye başlıyor her yıl eylül ayında.  
1974 yılından bu yana Deauville safkan yarış atlarının satış noktası oluyor. 

Deauville’e bir haftasonu kaçamağı yapabilirsiniz.. İsterseniz kumsallarına uzanacağınız ve Manche Denizi’nde serinleyeceğiniz bir yaz tatili de planlayabilirsiniz. Plajlarında uzanıp gözlerinizi kapatın. Şemsiyeli kadınların ve şapkalı çocukların seslerini duyabilirsiniz.  


Hotel 81
Plajda küçük odalar var.. bunları yıl boyu aileler kiralayıp eşyalarını koyabiliyorlar. Film Festivali teması plajı şenlendiriyor.. Her odanın üzerinde bir film afişi asılmış. Dauville’i ziyaret eden Hollywood ve Avrupalı yıldızların fotoğrafları ve isimlerini görebiliyorsunuz..
Otellerin ve trenlerin fiyatları sezona göre değişiklik gösteriyor. Biz tercihimizi Hotel 81’den yana kullandık. Şüphesiz en pahalı oteli Normandie Barriere. Kalmasanız bile bir şeyler içmek için mutlaka uğrayın derim..  

Deauville ve Trouville’de dolaşırken evlerin çok özenilerek yapıldığı ve herbirinin kendine özgü bir hikayesinin olduğu çok belli. Deauville’de 550′den fazla villa ve ev, tarihi bina konumunda bulunuyor.  

Norman, Art Nouveau ve Baroque tarzında inşa edilmiş bu binaların hangi birinin fotoğrafını çekeceğinizi şaşıracaksınız. 
Hotel Normandie Barriere
Deauville'den Trouville'e geçerken sahil yolunu kullanırsanız 
Deauville ve Trouville'i ayıran kanalı küçük teknelerle (Bac) 1 Euro’ya çok kısa sürede geçebilirsiniz.

Tavsiyem, gezinize eski balık pazarının bulunduğu Place Morny’deki tren istasyonun önünden başlamanız..

Daha sonra tekne ile Deauville’e geri dönebilirsiniz.

Trouville sizi pazarı, dar sokakları, tepedeki kilisesi ve cafeleriyle daha mütevazi bir şekilde karşılayacak. Birkaç ipucu: pastane için Charlotte Corday, geleneksel bir brasserie için: Les Mouettes..


Deauville’de yorgunluk atmak ve bir şeyler atıştırmak için Plage du Bar du Soleil’deki Bar de la Mer’i seçebilirsiniz..

Place du Morny’de Le Café de Paris ve Breton akşamüstü keyfi için ideal yerler..

Akşam yemeği için Les Quatre Chats veya Le Drakkar’ı tercih edebilirsiniz.  

Şehrin en iyi klübü, eski Regine's Club, şimdiki Brummel's Club’dır.. Barriere kumarhanesinin içinde bulunan klübün girişi yan sokaktan.. aklınızda bulunsun!

Elma şarabından damıtılarak yapılan Fransızların yerel içkilerinden Calvados'u da tatmadan gelmek olmaz tabii.. Benden söylemesi..

****

Çiğdem Erkoç'un Gezi Yazıları'nın gelecek konusu: Paris

Yorumlar

Aynur Koç dedi ki…
Harika bu hafta gideceğim öncesinde epey bilgi edindim, teşekkürler...
Nasıl geçti seyahatiniz? Eklememizi istediğiniz şeyler var mı?

Ayın en çok okunanları:

Ömer Muz: "Resmettiğim İstanbul, Sait Faik’in, Orhan Veli’nin, Salah Birsel’in İstanbul’u...

Oniki Adalar'ın üç gülü: Symi, Leros, Kalymnos

Biorezonans nedir? Op. Dr. Hasan İlkehan: "Biorezonans geleceğin tıbbı olarak adlandırılabilir..."

Cem Şen: "Eğer bir öğreti, özünü bir parçacık bile yitirmeden her koşula uyum sağlayabiliyorsa o zaman gerçek bir öğreti demektir."

Thassos Adası: Yanıbaşımızdaki tatil cenneti

Sıdıka Rodop: "Mücevher tasarımında zamansızlık, işlevsellek, yenilikçilik kavramları biraradadır."

Bu Blogda Ara