İlk Türk Milli Kız Takımı paraşütçülerinden Fazilet Demirci: "Datça aklına geleni yaptırır insana..."


Bu yaz tatilimin bir kısmını Datça'da geçirdim. Özellikle mevsim sonunda gittiğim Bodrum'dan feribotla geçtim. Denizini, yaşamını, sahillerini de pek sevdim. Kargı Koyu'nun minik taşlarından toplamak için deniz kıyısında yürüdüğüm saatleri asla unutmayacağım..

Güzel insanlarla tanıştım.. Fazilet Demirci Hanımefendi her gün yüzmeye iniyordu Kargı Koyu'na.. Eski paraşütçülerdenmiş.. Yaşına rağmen güzel vücudu sporcu olduğunu hemen ele veriyordu.. Çok hoş sohbetler ettik..

Paraşütle atlamaya ne zaman, nasıl başladınız?
Havacılık, gökyüzünde uçmak benim için çocukluğumdan gelen bir sevdaydı. Çocukluğumda, Trabzon'un bir köyünde evimiz deniz kenarındaydı. Uçakların rotası denizin üzerinden karaya doğru  idi. Onları gördüğüm an heyecanlanır, koşarak annemin yanına giderdim. "Anne ben polot olacağım, derdim (Pilot diyemezdim).." Bu tutkumu Ankara Cumhuriyet Lisesi'nde yerine getirebildim. 1968 yılında Ankara'ya taşınmak zorunda kalmıştık. O yıllar Ankara'daki tüm okullarda eğitsel kollar arasında Havacılık Kolu da vardı. Çok mutlu olmuştum. Böylece havacı olacaktım. Yaşım 18 olmadığı için velimin bana noterden vekalet vermesi gerekiyordu. Annemi bir gün notere götürdüm. Ama vekaleti başka bir spor dalı için vermesi gerektiğini söylemiştim. Nedense, Türk Kuşu için olduğunu söyleyememiştim. Hiç unutmuyorum, noter anneme "Hanım, bu vekaleti ne için verdiğinizi biliyor musunuz?" diye sorduğunda, annem; "Kızım, ne yaparsa doğru yapar" diye yanıt vermişti. Annemin okuması-yazması yoktu.. 


İlk resmi kız milli paraşüt takımına nasıl girdiniz?
Böylece 1968 yılında Ankara Ergazi'de atlayışlara başladım. İlk atlayışlarımız C-472'den T-10 (askeri paraşüt) denilen paraşütlerle yapılırdı. Paraşütlere biz kumanda etmezdik. Uçaktan kumanda edilirdi.

Altı atlayıştan sonra CESSNA denilen tek motorlu uçaklardan TU-7 paraşütleriyle serbest atlamaya başladım. 1969 yılının Haziran ayında Eskişehir'de bulunan İnönü Planör Kampı’nda P.C. denilen paraşütle atlayışlarıma başladım. Daha seri paraşütlerdi.

O yıllar Türk Kuşu'nun müdürü emekli yarbay Cahit Berk hocamdı. Rahmetle, sevgiyle anıyorum.. O, kafasında Türk Kız Milli Takımı'nı kurmayı planlamış, bizi de o yönde eğitiyormuş.

Bu düşüncesinden o zamanlar bize bahsetmemişti. Üstlerini ikna ettikten sonra bize açıkladı. Yazları İnönü'deki kampta, kışın Ankara'da Etimesgut ve Ergazi'de atlıyorduk.

Nihayet, Cahit Bey beş kızı Milli Takım'a seçti. Beş kişinin içinde ben de vardım. İlk Kız Milli Takımı'nda yer almak çok önemliydi bizim için. Bizden çok önce de paraşüt atlayışları ile Türkiye'yi temsil eden ablalarımız vardı. Fakat resmi olarak ilk takım bizdik.

1969 Eylül’ünde Dünya Şampiyonası için Yugoslavya'ya gittik. Adriyatik' de Portoroz denilen bir yerde yapılıyordu. Şampiyonaya gitmeden önce Antalya Karpuz Kaldıran'da denize atlayışlar yaptık. Şampiyonanın en genç, en acemi, en az atlayışı olan takımıydık. Düşünün, benim sadece 85 atlayışım vardı. Diğer yarışmacılar 300-400, belki daha çok atlayış yapmışlardı..


Bu acemiliğimize rağmen, gelecek için ümit vermiştik. Yarışmada hocalarım beni bir Rus paraşütçüsüyle tanıştırdılar, adı Şarabanov idi. Her 10 atlayışının  7’sinde yedek açarmış. Yedek paraşütünü çok iyi katlarmış. Ana paraşütten çok  yedeğine güvenirmiş..

Onun yedek açma stiliyle benim yedek açma stilim aynıydı.. Çok mutlu olmuştum bunu öğrendiğimde.. İlklerde ve azınlıkta bulunmak beni memnun etmişti. O günden sonra hocalarım bana Şarabanov demeye başlamışlardı..   
           

Bugün de paraşüt hayatınızda mı?
En son atlayışımı Temmuz 1970 yılında İnönü'de yaptım. 2900 metreden atladım. 2149 metreden sonra (44 saniye serbest düşüşten sonra) paraşütümü açtım. En uzun serbest düşüşüm olmuştu. Okulun kamp müdürü atlayışlarıma ara Verdi.. Ben de küserek kamptan ayrıldım.  Bir daha da atlamadım. Ama atlamayı ve gökyüzünde uçmayı hep sevdim. 


Türk kuşunu artık duyamıyoruz. Eskiden paraşütçülüğü teşvik etmek için birçok şey yapılırdı..
Cebimize harçlığımızı bile koyarlardı. Şimdilerde parası olmayan atlayamıyor.. Bunun için Türk Kuşu’na para ödeniyor artık..


Serbest düşüşlerde gökyüzünde neler hissediyordunuz?
O duygu o kadar farklı ki anlatamam..



Yüzücü yönünüzden de bahseder misiniz?
Denizde kulaç atarken kendimi havadaymış gibi hissediyorum. Çok iyi bir yüzücü değilim, sadece yüzüyorum. Datça 'da yaşarsanız, işiniz yoksa, ne yapacaksınız?  Yürüyeceksiniz ve de havalar elverirse yüzeceksiniz..

Açık Deniz Kış Yüzme Maratonu hakkında da bilgi verebilir misiniz? Siz katılıyor musunuz?
Evet. 2012 ve 2013 yıllarında bu maratona (1500 metre) katıldım. Bu sene de katılacağım. Yunanlılarla karşılıklı yapılan maratonun amacı bir dostluk- barış etkinliği olması idi. Sanırım 10 yıldır  devam ediyor. İlk hareketi başlatan benim ağabeyimdir.  Bir iki sene Datca - Simi Adası arasında yüzüldü. Türkler Datça' dan Simi'ye, Yunanlılar  Simi'den Datça'ya yüzdüler. Sonra Yunanlılar' ın ekonomik nedenlerden dolayı böyle bir organizasyonu yapamamalarından organizasyon değişik bir şekil aldı. Yine her sene Yunanlılar maratona kendi olanaklarıyla katılıyorlar. Datca için de güzel bir durum oldu. Her sene Türkiye' nin birçok yerinden yüzücüler bu maratona katılıyorlar. Kimi 5000 metre, kimi 1500 metre yüzüyor.

Neden Datça'da yaşamayı seçtiniz? Datça'da günlük yaşam nasıl?
1961’den beri İstanbul'da yaşadım. Datça' ya senelik izinlerimizde geliyorduk. Emekli olursak yaşayabileceğimiz yer olarak görüyorduk. 2011’de temelli  olarak buraya yerleştim. İnsanlar istedikten sonra günlük hayatlarında yapacak çok iş bulurlar.  Bazen eşimin marangoz atölyesinde çalışıyorum, zeytin zamanı zeytin topluyorum, badem zamanı badem topluyorum. Zeytin ve badem bahçelerinin sahiplerine yardım ediyorum. Bahar aylarında arkadaşlarla uzun yürüyüşler yapıyoruz.  Bunların dışında, günlük yaşamımda aklıma ne gelirse onu yaparım. Datça böyle bir yer, aklına geleni yaptırır insana…

Yorumlar

Ayın en çok okunanları:

Ömer Muz: "Resmettiğim İstanbul, Sait Faik’in, Orhan Veli’nin, Salah Birsel’in İstanbul’u...

Oniki Adalar'ın üç gülü: Symi, Leros, Kalymnos

Biorezonans nedir? Op. Dr. Hasan İlkehan: "Biorezonans geleceğin tıbbı olarak adlandırılabilir..."

Cem Şen: "Eğer bir öğreti, özünü bir parçacık bile yitirmeden her koşula uyum sağlayabiliyorsa o zaman gerçek bir öğreti demektir."

Thassos Adası: Yanıbaşımızdaki tatil cenneti

Gerçek bir Monakolu iseniz işsizlik, parasızlık gibi sorunlar size yasak. İşsiz kalmayı başarmışsanız devlet size her ay 2000 Euro’luk gıda yardımı yapıyor, kalacak ev veriyor ve iş kurmak için işyeri ve kredi veriyor.

Bu Blogda Ara