Masal anlatıcısı Nazlı Çevik: "Dinleme ve anlatma edimleri bir madalyonun iki yüzü gibidir. Anlatma isteği bulaşıcıdır. Dinledikçe anlatmak ister insan."

Masalları sever misiniz? Kızıma masal anlattığım yılların üstünden çok geçti ama ben masal anlatmaktan, masal okumaktan ve masal dinlemekten hiç vazgeçmedim... Masal anlatıcılığı dersleri almaya karar verdiğimde de karşıma çıkan en yetkin isim Nazlı Çevik oldu..

Masallar sadece çocuklar için midir?
Masallar onları dinlemeyi seven, onlara kalbini açan herkes için bir yolculuk sebebi olabilir bence.

Masal anlatmayı meslek olarak seçişinizi ve bu alandaki yolculuğunuzu anlatabilir misiniz?
Masallarla ilk temasım Clarissa Pinkola Estes’in Kurtlarla Koşan Kadınlar adlı kitabıyla oldu. Bu kitap benim başucu kitaplarımdan biridir. Kitaptaki masallar ve masalların insan psişesi açısından yorumlanış biçimi bana, masalların yürüdüğümüz hayat yolunda bize nasıl ışık tutabileceğini göstermişti. Kendi içimize dönüp, iç mitolojimizdeki simgeleri tanıyarak kendi hikayemizi yazmanın mümkün olduğunu işaret etmişti sanki. Belki de bu süreçten aldığım güçlerle 2006 yılında Berlin’e gidip master yapmaya karar verdim.

Daha önce hiç yurt dışına çıkmamıştım ve o zamanlar hiç Almanca bilmiyordum. Yapmak istediğim yolculukta dil bilmek önemliydi ve ben de Almanca öğrenmeye başladım. 2007’de Berlin’e gittim. Bu arada masalları unuttum. 2008’de Berlin Sanat Üniversitesi’nde Tiyatro Pedagojisi Bölümü’nde master yapmaya başladım.


Dilini çok iyi bilmediğim, “yabancı” bir ülkede, kafamda bir sürü soru işareti, varoluşsal problem varken bir gün kendimi masal gibi bir derste buldum. İlk dönem eğitim programında "hikaye anlatıcılığı" diye bir ders vardı. Hocamız Prof.Dr.Kristin Wardetky Avrupa’nın farklı şehirlerinden hikaye anlatıcılarını çağırıyordu. Biz her hafta farklı bir anlatıcıyı dinliyor, onların sayesinde her defasında çocukluğumuza farklı bir yoldan gidiyorduk sanki. Dili henüz çok iyi bilmiyordum. Ama masal dinlerken sanki bir büyü gerçekleşiyordu ve farklı kültürlerden, farklı ülkelerden gelen bizler aynı dili konuşmaya başlıyorduk. Masalın dilini.. Hayallerin, rüyaların, ruhun dilini.. Ve yeniden Kurtlarla Koşan Kadınları hatırladım. Sanki bir çember tamamlanıyor gibiydi hayatımda.

Bir zamanlar beni çok etkileyen Kurtlarla Koşan Kadınlar kitabındaki masalları hatırladım yine. O zamanlar ruhumun derinliklerinde bir ses duyar gibi olmuştum: “Masallarla ilgili bir şey yapmalıyım!”

Sesler duyduğunuzu fark etmezsiniz. Çok sonra, size o sesi hatırlatacak bir şey yaşadığınızda hatırlarsınız. Bana da öyle oldu. Tutundum o sese.. Rasyonel aklın memleketi Almanya’da iç seslerime tutunmak, masalları bulmak da ayrı bir ironi.. Kristin bir gün bana; “Nazlı biz bu sanatı sizden öğrendik, sen de geldin yıllar sonra bizden öğreniyorsun” demişti..

Daha sonra, ezberlemeden “otantik tarzımızda nasıl masal anlatırız?”ı öğrendik. 2011 Nisan’ında yüksek lisansım bitti. Berlin’de yaşamaya, çalışmaya, projeler yapmaya devam ettim. Bu arada, üniversiteden sonra özel bir dans okulunda dans pedagojisi eğitimi almaya başladım. Aynı dönemde Berlin Sanat Üniversitesi’nde “Storytelling in Art and Education/Sanat ve Eğitimde Masal Anlatıcılığı” programı açıldı. Ben bu programa yazılmayı çok istiyordum ama elimdeki tüm parayı dans pedagojisi eğitimine yatırmıştım.

Bir gün Kristin’den bir mail aldım. Benimle kahve içmek istediğini ve bir şey konuşmak istediğini yazıyordu. Buluştuk. Benim için bir yerden burs bulduğunu, yeni açılan “Storytelling in Art and Education” programını isteyip istemediğimi sordu. Hayatın bana yaptığı güzellikleri seviyorum.. Yolları, yolculukları, karşılaşmaları.. Böylece 1.5 yıl süren bir eğitim serüveninin daha içine girmiş oldum. Bu eğitim de bittikten sonra “Hikaye Anlatıcılığı” alanında uzmanlaşmaya karar verdim. Yolculuğum hala devam ediyor..

Ne gibi zorluklar yaşıyorsunuz?
Aslına bakarsanız zorluk yaşamıyorum. Hayatta herşey olması gerektiği gibi oluyor zaten.

Önerdiğiniz kısa süreli eğitimleri kimler tercih ediyor?
Öğretmenler, çocuğuna daha iyi masal anlatmak isteyen ebeveynler, hikaye anlatıcısı olmak isteyenler, bankacılar, avukatlar, yani arayışta olanlar, masalların diline inananlar.

Günümüz çocukları masal dinlemeyi mi, masal anlatmayı mı daha çok seviyor?
Her ikisini de. Zaten dinleme ve anlatma edimleri bir madalyonun iki yüzü gibidir. Anlatma isteği bulaşıcıdır. Dinledikçe anlatmak ister insan. İki yıldır benden düzenli masal dinleyen çocuklarımın, ne kadar iyi anlatıcılar olduklarını gözlemliyorum. Sınıf öğretmenleri onlara kitap okuyacağı zaman, “hayır okuma anlat” diyorlar. Veya kendi aralarında sürekli masallar anlatıyorlar birbirlerine. Hatta bazıları bunu benden öğrenip okullarındaki diğer çocuklara da anlatmak istiyor. Ben de bu alanda çalıştırıyorum onları. Geleceğin anlatıcılarını yetiştiriyorum yani..

Ülkemiz insanının masal anlatma yeteneği var mı?
Hem de nasıl. Anlatma bizim kültürümüze içkin bir şey. “Hikaye Anlatıcılığı”nın kökleri kültürümüzde çok derin. Anadolu’da farklı anlatı gelenekleri gelişmiş zamanla. Gezgin anlatıcılar, meddahlar, dengbejler, aşıklar.. Her biri hikaye anlatıcısıdır. Bir de kiminle konuşsam mutlaka, annesi, babası, ninesi, dedesi veya komşu teyzesinden masallar dinlemiş oluyor. Sanki herkes bir şekilde geçmişte bu sanatla bir şekilde temas etmiş. Hikaye anlatıcılığı bir meslek olarak değerini zamanla yitirmiş olsa da, anlatıcılarla temas hiç kaybolmamış bence. Bunun dışında Türkçe, dil yapısı gereği anlatmaya teşvik ediyor sizi.

Bana göre Almanca çok daha kurallı, matematik gibi bir dil. Anlatmak istediğiniz şeyi, o duruma uygun kelimeleri bulup ifade edebiliyorsunuz. Biz de ise sürekli tarif ediyor, betimliyor, anlatıyor, anlatıyoruz. Örneğin birine adres tarif edeceğimiz zaman, sadece caddeyi, sokağı ve numarayı söylemeyiz. Meydana gelince heykeli sağına al, dümdüz yürü, biraz ilerde Migros var, oradan sola dön vs. şeklinde anlatırız. Yani anlatan adresi soran kişinin zihninde imajlar oluşturur. Soran eğer iyi dinlemişse adresi eliyle koymuş gibi bulur. Buradaki şey aslında çok basit. Anlatarak dinleyenin zihninde imajlar çizmek.. Hikaye anlatıcılığının temeli de budur zaten..

İstanbul'u beş duyunuzla tanımlar mısınız?
Sesler karmaşası ve gizemli sessizliğin şehri İstanbul. Tensel temasın eksik olmadığı şehir. Metroda, otobüste, sokakta sürekli birileriyle temas halindesiniz. İyot kokulu şehir. Aşure şehri. Gökyüzünün bir tehdit gibi tepemizde asılı olmadığı, mavi kubbeli bir şehir İstanbul..

İstanbul için bir hayal projeniz var mı?
Bir değil bir çok hayal projem var.. Bazılarını hayata geçirmek için ben ve arkadaşlarım birlikte çalışmaya başladık bile. Bir de henüz hayalini kurup büyütmekle meşgul olduğum hayal projelerim var. Ama bunları söylemeyeyim sürpriz olsun..


Nazlı Çevik, 1980 doğumlu. Hikaye Anlatıcısı - Tiyatro ve Dans Pedagoğu. 1999’da İstanbul Üniversitesi Veterinerlik Fakültesi’nde okurken Tiyatro ve Çağdaş Dans ile tanışmış, sanatı kendine meslek olarak edinmeye karar vermiştir. Tiyatro Manga ve Kadıköy Halk Eğitim Merkezi Deneme Sahnesi’nde tiyatro eğitimini, Oluşum Drama Enstitüsü’nde Drama Liderlik Programı’nı tamamlamıştır. Çadtal Dans Grubu’nda dans etmiş, Çatı, Dans Buluşma gibi kurumlarda Modern ve Çağdaş Dans, Kontakt Doğaçlama, Yoga, Butoh derslerine katılmıştır. 

İstanbul'da okullarda dört yıl drama liderliği yaptıktan sonra, 2007 yılında Berlin'e gidip, 2008-2011 yılları arasında Berlin Sanat Üniversitesi'nde Tiyatro Pedagojisi yüksek lisans eğitimini tamamlamıştır. Prof.Dr. Kristin Wardetky sayesinde tanıştığı Hikaye Anlatıcılığı alanında Almanya ve Avrupa'nın en önemli isimleriyle çalışmıştır. 2011-2013 yılları arasında aynı üniversitenin 1.5 yıllık “Künstlerisches Erzählen, Storytelling in Art and Education - Sanatsal Anlatım, Eğitimde ve Sanatta Hikaye Anlatıcılığı” programını bitirmiş, Berlin'de, Koreograf ve Dans Pedagoğu Nadja Raseweski'den “Yaratıcı Dans ve Okul” eğitimini aldıktan sonra, Dock11 Çağdaş Dans Okulu’nun “Dans Pedagogluğu” eğitimini de başarıyla tamamlamıştır.
Çocuklara ve yetişkinlere Türkiye’de ve Almanya’da Türkçe ve Almanca hikayeler anlatan Nazlı Çevik, Mart 2013’den beri İstanbul’da yaşamakta, Hikaye Anlatıcılığı eğitimleri vermekte, Hikaye Anlatıcılığı’nın Türkiye’de yeniden hatırlanması, geliştirilmesi ve uluslararası platformlara taşınması için çalışmalar yapmaktadır. Gerçekleştirdiği bazı projeler: 
  • Gençlerle “Kulak ver bana” uluslararası hikaye anlatıcılığı projesi (2014-2016) 
  • 2013 Uluslararası 1.Şirince Masallar Festivali organizasyonu, küratörlüğü ve masal anlatıcılığı 
  • Berlin’de “Anlatım Zamanı” projesi kapsamında okullarda, kültür merkezlerinde, yuvalarda , festivallerde Hikaye Anlatıcılığı (2009-2013) 
  • 2012’de kadınlarla “Brunnnen Mahallesi’nden Kadın Hikayeleri” hikaye anlatıcılığı projesini gerçekleştirdikten sonra aynı grupla projenin devamı niteliğindeki ikinci projenin “Bana Bir Masal Anlat Anne” yönetmenliği 
  • Astrid-Lindgren Çocuk Tiyatrosu’nda TUKI tiyatro ve anaokulları projesinde Paradiesvögel yuvalarında, SOS Çocuk “Tatilde Tiyatro” dernek bünyesinde İtalya’da çocuklarla tiyatro, dans ve hikaye anlatıcılığı (2010-2013) 
  • 2012’de Berlin çağdaş sanat müzelerinden biri olan Hamburger Bahnhof’da gençlerle “Memleket Oyunu” performans projesi 
  • Tiyatro pedagogları mesleki eğitim semineri “Sichten XIII” (2011) de çok kültürlü tiyatro alanında atölye çalışmaları 
  • Ballhaus Naunynstraße Tiyatrosu’nda, koregraf Canan Erek ile birlikte “Arzulanan Yolculuk”, “Sınıf Gezisi”adlı dans tiyatroları (2009-2010), “Tusch” tiyatro ve okul projesi kapsamında “Sonunda” adlı dans tiyatrosu (2011) 
  • Berlin Sanat Üniversitesi'nde (2010) “Nereden Nereye” Dans Tiyatrosu 
  • Çocuk Sanat Akademisi’nde (2011) “Bilmiyorum” Dans Tiyatrosu 
  • Moses Mendelsohn Lisesi’nde (2010) “Yaşamım Mutlulukla Dolu” ve “Bunu Yapabiliyoruz” adlı tiyatro oyunları (2012) 

Ayın en çok okunanları:

Ömer Muz: "Resmettiğim İstanbul, Sait Faik’in, Orhan Veli’nin, Salah Birsel’in İstanbul’u...

Oniki Adalar'ın üç gülü: Symi, Leros, Kalymnos

Biorezonans nedir? Op. Dr. Hasan İlkehan: "Biorezonans geleceğin tıbbı olarak adlandırılabilir..."

Cem Şen: "Eğer bir öğreti, özünü bir parçacık bile yitirmeden her koşula uyum sağlayabiliyorsa o zaman gerçek bir öğreti demektir."

Thassos Adası: Yanıbaşımızdaki tatil cenneti

Sıdıka Rodop: "Mücevher tasarımında zamansızlık, işlevsellek, yenilikçilik kavramları biraradadır."

Bu Blogda Ara