“Şiddet uygulamadan pişirilmiş haysiyetli bir mercimek çorbası” içmek için Fauna’ya gidin. Şef İbrahim Tuna “lezzet için uğraşmıyor, doğru pişirmeye çalışıyor..”

Kendine has, küçük, çok kaliteli bir restoran Fauna.. Ataşehir’de, Şifa Hastanesi’nin yanında.. Bilen bilir, daha önce Moda’daydı. Şef aşçısı ve sahibi olan İbrahim Tuna titiz, kibar ve entellektüel bir kişilik..

Her gün farklı bir mönü sunuyor. 22 kişilik bu özel mekanda pazartesiden perşembeye öğle yemeği servisi 12:00'de başlıyor. Son müşteri kabul saati 15:30. Öğle yemeği için rezervasyon yapmıyor. Bu günlerde akşam servisi yok. Cuma ve Cumartesi yemek servisi yine 12:00'de başlıyor. Son müşteri kabul saati 20:30. Cuma ve Cumartesi akşam yemeği için rezervasyon yaptırabilirsiniz. Pazar günleri kapalı.

İbrahim Bey, uzun bankonun ardındaki mutfağında yemekleri kendi elleriyle pişiriyor.. Çorba, salata çeşitleri, mevsim sebzeleriyle hazırlanmış özel tabaklar, taze hamurdan makarna ve ravioliler, dönüşümlü olarak sunulan balık ve kuzu yemekleri, tatlılar ve kahve..

İbrahim Tuna, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi mezunu. Önce Eczacılık Fakültesi’ne girmiş ama -kendi deyişiyle- diploma yerine eşini almış oradan.. Karısına duyduğu muhabbet çok belli. Okuyorum satır aralarını, hoşuma gidiyor.. Yuvarlak gözlükleri, kır saçı ve sakalıyla sempatik bir portre çizen İbrahim Bey, aşçılığa 10 yıl önce başlamış. Sıkı bir entellektüel olduğunu farkediyorsunuz hemen. Sohbet imkanı yakalayabilirseniz kitaplardan, müzikten veya filmlerden konuşun.. “Dalgaları Aşmak” filmini ve Bill Evans pianosunu hatırlıyorum sohbetimizden..



Günün mönüsü girişin solundaki karatahtada yazıyor. Ne yerseniz yeyin.. Hepsi leziz… Ama üstüne mutlaka Maylobi yiyin. Beyaz çikolata ve tane vanilya ile yapılan tatlının hikayesi çok tatlı. “Maylobi”, İbrahim Bey’in minik yeğeninin bebekçe diliyle muhallebi aslında..

Büyük salonlu restoranları seviyorsanız Fauna size göre değil. Daha çok, lezzet peşindeki yüksek kalite tutkunlarının yeri burası. Her müşteri şefin konuğu gibi ağırlanıyor. Verilen siparişler aynı anda pişirilmeye başlıyor. Piano ağırlıklı caz dinleyerek bekliyorsunuz yemeğinizi.

Taze beyaz çiçek yerleştirilmiş vazoları, beyaz keten peçete ve masa örtüleri, büyük bembeyaz porselen servis takımlarıyla hijyen ve sağlık hissettiren mekanın masalarında zeytinyağı, karabiber ve deniz tuzu katkısız bir mutfağı işaret ediyor doğal olarak. 


Soldaki yüksekçe bankonun arkası mutfak. Dört büyük buzdolabı, tezgahı, ocağı, duvarında asılı sıra sıra modern çelik mutfak malzemeleri ile çok profesyonel görünen böyle bir mutfağı bu kadar küçük bir restoran içinde beklemiyorsunuz.. Çelik tavalar, karıştırıcılar, kaşıklar, kepçeler.. hepsi pırıl pırıl.. Demir döküm tencereler koridorun bitimindeki raflarda dizili..

Konserve ürün ve hazır sos girmeyen bu mutfakta organik pazarlardan tek tek satın alınmış malzemeler, hepsi bir tabak doğru yemeğin yaratılması için.. Lezzeti bundan!

Sebzeli mercimek çorbasını anlatmak için İbrahim Bey’in kullandığı kelimeleri başlıkta yazdım... Çorba tabağının yan yüzeylerine dokundurulmuş maydanoz püresi iyi fikir..


Kiraz domatesli makarna

Servis büyük ve çok kaliteli tabaklar içinde yapılıyor. Ben kiraz domatesli makarna yedim. Hamurunun taze hazırlanıp kesildiği her halinden belli İtalyanların 'al dente' dediği kıvamda hafif dişe gelir pişirilmiş makarnanın zeytinyağında hazırlanmış kiraz domatesli sosu ile dengesi çok iyiydi. Kocaman tabağın etrafına bolca serpilmiş taze rende İtalyan parmesan peyniri ise hem göze hem damağa hitap ediyordu..

Sebze çorbası (tadımlık almıştım..)

Sade ve yalın yemeklerin ardındaki özeni, sıcak tutkuyu hissediyorsunuz. Fiyatları ve esirgenmemiş malzemelerini düşündükçe “dürüstlüğü” de fark etmemeniz mümkün değil. Lüks bir yer değil, düzeyli müşterilerin kendilerini rahat hissedip tekrar ziyaret etmek isteyeceği bir yer Fauna..

Fauna’yı bana tavsiye eden Ömer Olcay’a da buradan teşekkür ediyorum. Lezzetli bir mutfak ve ince bir insanla tanıştım sayesinde.

Ayın en çok okunanları:

Ömer Muz: "Resmettiğim İstanbul, Sait Faik’in, Orhan Veli’nin, Salah Birsel’in İstanbul’u...

Oniki Adalar'ın üç gülü: Symi, Leros, Kalymnos

Biorezonans nedir? Op. Dr. Hasan İlkehan: "Biorezonans geleceğin tıbbı olarak adlandırılabilir..."

Cem Şen: "Eğer bir öğreti, özünü bir parçacık bile yitirmeden her koşula uyum sağlayabiliyorsa o zaman gerçek bir öğreti demektir."

Thassos Adası: Yanıbaşımızdaki tatil cenneti

Sıdıka Rodop: "Mücevher tasarımında zamansızlık, işlevsellek, yenilikçilik kavramları biraradadır."

Bu Blogda Ara