Meral Coşkun:Çevreden değil, kendi bilincimizle şekillenmemiz için kullanabileceğimiz en uygun araç hipnoz, kendime ve diğerlerine de yardım edebilmek adına benim için en uygun olanıydı.

Daha sağlıklı, bilinçli, farkındalığı yüksek, mutlu ve huzurlu yaşamın yollarını bulmuş, farklı yöntemlerle dengeli ve mutlu yaşayan insanları izliyorum. Bireysel ve kitlesel mutluluğa erişebilmemizin yolları üzerine kafa yorarken birçok öneri çıkıyor karşıma. 

Örneğin hipnoz.. Kullanılan ilginç ve sonuç alınan yöntemlerden biri..  Tarifi şöyle yapılmış: 
Tüm fonksiyonların çalıştığı, bilincin tamamen açık olduğu bir konumda, kesinlikle uyku hali olmadan, istekle elde edilen bir konsantrasyondur. Odaklanmış dikkatle oluşan yüzde yüz doğal bir durumdur. İnsan zihninin en büyüleyici fenomenlerinden biri olmaya devam etmektedir. Bu bilinç durumunda şifa, kendini keşif ve değişim için sayısız olanak kapılarını açan bir deneyimdir.

Hipnoz, kişinin bilinçaltındaki kodlarına ulaşılarak gerçekleştirilir. Bu kodlar kişinin tamamen kendi iradesiyle anlam  değişikliğine uğratılır. Bu noktada hipnotist, kişinin kaynaklarına ulaşabilmesi için rehberlik edip kritik noktaları yakalamasına yardımcı olur. Her canlının bir zihni vardır ve bu sebeple her bir hücremizin de zihni vardır. Hipnoz ile her bir hücremizin zihniyle bütünlük kurulup istenilen telkinler mesaj olarak iletilir. Bu durum beyin dalgalarında gerçekleştirilen değişikliklerle, beden bütünlüğü içerisinde frekansal uyum sağlanmasıyla gerçekleştirilir. 

Hipnoz ile kişilerin inanç ya da değerlerine aykırı gelen şeyler yaptırılamaz. Çünkü beynimizde bizi koruyan iki milyar sinir hücresi bulunmaktadır. Bu, beynimizdeki ben’i koruma mekanizmasıdır. Zihnin bedenimiz üzerindeki etkileri her geçen gün yapılan çalışmalarla daha fazla kanıtlanmaktadır. Kanseri vücut ısısını yükselterek yenmeyi başaran Alman doktor Robert Gorter de buna çok güzel bir örnektir.

Hipnozun bireysel gelişimimize nasıl yardımcı olabileceği üzerinde düşünürken Meral Coşkun ile karşılaştım. Hipnoz ötesi sohbetimizi aktarıyorum..

Neden ve nasıl hipnoterapist oldunuz?
Hipnoterapist yerine "hipnotist" dersek daha doğru olur; çünkü hipnoterapiyi tıp alanında eğitim alarak yapanlar ile aynı kefede olduğumu söylemek doğru olmaz.

Hipnozu seçtim; çünkü yaşamımızın her alanında geçerli ve etkili. Medyadan, kendimizden ya da çevremizden sürekli telkinler alıyoruz. Bu telkinler otomatik olarak şekillenmemize sebep oluyor. Sabah bir arkadaşınıza günaydın derken bile ses tonunuz kişiye telkin olarak iletilir ve etkilenmesine sebep olur. Gün içerisinde ne kadar çok etkiye maruz kaldığımızı düşünürsek bunları bir düzene oturtmanın ne kadar önemli olduğu ortaya çıkar. Çevreden değil, kendi bilincimizle şekillenmemiz için kullanabileceğimiz en uygun araç hipnoz, kendime ve diğerlerine de yardım edebilmek adına benim için en uygun olanıydı.

Hipnotist Meral Coşkun
Önce kendi üzerimde çalışarak başladım hipnoza. Daha sonra da bunun eğitimini alıp elimden geldiğince başkalarına da destek olmaya başladım. Aslında her şey yine bizim elimizde.

İnsanlığın ilerlemesi bilincin gelişmesine bağlıysa bireyler insanlık için tek tek neler yapabilir?
Çok önemli bir noktaya değindiniz. Çünkü bireysel olarak gerçekleştireceğimiz her bir olumlu değişim, yaşamda birçok şeyin daha iyiye gitmesini sağlar.

İnsan değişirse yaşam da değişir. İlk olarak kendimizi gözlemlememiz gerekir. Objektif olarak bunu yapmak zor olduğundan birer kağıt kalem çok işe yarayacaktır. Değerlerimize bakmalıyız. Hayatta bizim için neler değerli ve değer verdiğimiz şeyler gerçekten bizim dışımızdaki insanlara da fayda sağlayan şeyler mi? Hepimiz birbirimize bağlıyız,  sizin yaptığınız ufak bir şey dahi diğerlerini etkiliyor, nerede olursak olalım bunu hepimiz birbirimize yapıyoruz. Başkalarının sorumluluğunu da bu kadar aldığımızı fark edip insani değerleri ön plana çıkardığımızda bir şeyler muhakkak değişmeye başlayacaktır.

Yaşarken yaptığımız tercihlere bakmalıyız. Seçtiğimiz şeyler bizi daha da maddeye bağımlı yapıp bencilleştiriyor mu yoksa hem kendi hayatımızda hem de başkalarının hayatında iyi şeylere sebep oluyor mu? Gerçekte kim olmak istediğimize bakmalıyız temelde. Bu noktada da kararlı olup kararlı adımlar atmalıyız. Bağımlılıklardan kurtulmak kolay değildir; ancak imkansız da değildir. İlk başlarda sancılı olur. Zaman geçtikçe o çektiğiniz acılar çiçeklenip size bambaşka bir bilinç boyutu kazandırır. Hayatta gerçekten neyin anlamlı neyin anlamsız olduğunu anlamaya başlarsınız.

Günümüz vebası maddeye bağımlılık (beden de dahil) nedeniyle sağlam ilişkiler gelişmiyor. Güvensizlik üst boyutta. Yapılan iyilikler kullanılacak bir durum olarak görülüyor. Kimse yaşam ile ilgili gerçekleri duymaya tahammül edemiyor. Çünkü bizi öyle bir hale getirdiler ki sadece eğlenmeye-tüketmeye odaklı bir hayat olmalı diyorlar. Bizlerse bunun aksine inanmak için bir şey yapmıyoruz.

Değerlerimiz ve tercihlerimiz kim olduğumuzu gösterir. Neleri nelere tercih ettiğinize bakın. Değişmek istiyor musunuz gerçekten? Hayata yüreğinizden gelerek iyi bir şeyler bırakmak istiyor musunuz? Bunlara bakın. Kimse değişmek istemiyor artık. Herkes körükörüne her şeyi doğru bildiğini sanıyor ki en büyük yanılgısı bu insanlığın. Belki de hiçbir şeyin farkında değiliz. Bunu kabul ettiğimizde değişim isteği uyanıyor zaten.


Ne yapmalı?
Bol gözlem yapıp bol okumak gerekiyor. Okumak sadece kitap değil insanı, doğayı, uzayı, kendini okumak..  Öyle yüzeysel değil, içine girerek, bütün olarak, anlamaya çalışarak okumak. Sonra bu okumaları sözcüklere dökmek gerek; çünkü bu adım adım değişiminizi size gösterecek. Kim olmak istediğinize karar verin. Sancılı da olsa alışkanlıklarınızı bırakıp daha farklı bir bilinç boyutu kazanmak için yeni kapılar açın kendinize. Herkesin sorumluluğunu da aldığınızı fark edip adımlarınızı buna göre atın. Her ne olursa olsun kararlılığınızdan ve ilkelerinizden taviz vermeyin, farklı alanlara yönelip kendinizi her geçen gün daha fazla keşfedin. Yeni şeyler öğrenmeye istekli ve açık olun. Hayatta insanlığın her şeyin üstünde olduğunu her daim hatırlayın. Sürekli gelişebilme kapasitesi olan bilincinizi geçici hevesler uğruna yıpratıp zayıflatmak yerine onu geliştirecek araçlara sarılın. Bunları yaptığınızda zaten hayatınızın, bilincinizin ve algılayışınızın değişmeye başladığını fark edeceksiniz.



Nesiller boyu aktarılan bilgilerle gelişiyorsak bedenimizin görevinin bilincimizi gideceği yere taşımak olduğunu söyleyebilir miyiz?
Aktarılan bilgileri ne kadar doğru değerlendirip yorumladığımıza da bakmak gerekiyor. Bilgi değişiyor ve değişmeye de devam edecek. Bildiğimizi sandığımız birçok bilgi değişecek. Hatta tarih bile bir gün yeniden yazılacak. Anlamaya, fark etmeye başladıkça bilgiyi bizler değiştirip geliştiriyoruz. En basit örneği de uzayın boşluk olmadığının anlaşılmasıdır. Yüzyıllardır uzay boşluk diyorken şu an olmadığını biliyoruz.

Bilinç ile bilgi aynı şeyler değildir. Bilgi ile başlangıç yapılabilir ancak yeterli değildir. Farklı bilinç boyutlarına geçmek, anlayışla, kavrayışla gelişir. Bilincin taşınmasına da gerek yok. Bilinç devamlı aktarılıyor  tıpkı bir virüs gibi. Her an her yerde her şeyde geziyor. Beden bir kuluçka makinesi gibi onun gelişimine ev sahipliği yapıyor. Bedenimizdeki atomların bilinçleri ile bağlantı kurdukça gelişmesini sağlayabiliyoruz. Herbirinin varlığını, anlamını, gücünü kavradıkça gelişiyoruz. Aslında çok büyük bir şeye ev sahipliği yapan bedenin önemini dahi kavramakta zorlanıyoruz yaşam şekillerimizden ve değer verdiğimiz şeylerden dolayı..

“Üzerimize giydiğimiz kalıplar sertleştikçe her darbede içerideki sarsıntının gücü artar, verilen zarar içten içe benliğimizi çürütür... Ölüm toprağa karışmakla değil, başkası olmakla eşleşir” demişsiniz bir yazınızda.. Kalıplara örnekler verebilir misiniz?
Buradaki kalıplar roller, inançlar, alışkanlıklar gibi dünya tarafından bize yüklenen her şeyi ifade ediyor. Bir şeyi bilmediğinizde normalde onunla ilgili bilinenden daha farklı şeyler keşfedebilirsiniz. Bir çocuğa bir nesnenin ne olduğunu, ne işe yaradığını söylemezseniz onu farklı bir hale getirebilir. Hayal dünyaların çok geniş olmasının da temel sebebi budur. Bizim kadar bilgileri yoktur. Bizler bize öğretilenlerden dolayı bir şeylerin nasıl olduğu ya da ne olduğu üzerinde pek de durup düşünmeyiz. Keşfe hazırsanız yola çıkarsınız. Artık bunun gerçekten siz olmadığını fark edersiniz. Her kültürde el işaretlerinin farklı anlamlara gelmesi gibi basit bir örnek bile bize, tüm hayatımızı bize öğretilenlerle anlamlandırdığımızı göstermiyor mu? Hiçbir şey bilmeseydik acaba neler keşfedebilirdik? Her şey sadece alışkanlık boyutunda gerçekleştiği için gerçek anlamını göremiyoruz ya da bir sistemin nasıl işlediğini düşünmüyoruz.

Burada söylemek istediğim de bu. Ne kadar çok etraftan söylenen, gösterilen şeylere “olduğu gibi” inanır ve düşünmeden sorgusuz sualsiz kabul edersek onlar da bize o kadar yapışır. Size yapışıp sizin benliğinizin bir parçası olan şeyi görüp fark etmeniz ise çok zordur. Daha da bağlanırsınız yıllar geçtikçe. Başka hiçbir şey anlamlı gelmez. Benim doğrum, benim işim, benim eşyam, benim sevgilim, benim evim, benim kültürüm, benim yaptığım... Ben, benim böyle böyle devam eder ve kör olursunuz. Hem kendinize hem de dünyaya sağır olursunuz. O yüzden gerçekler bir şekilde karşınıza çıkmaya başladıkça sarsılırsınız. Çünkü bir yanınız karşıdakinin de doğru olduğunu fark eder o noktada.. Ancak size o kadar yerleşmiş yeni bir siz oluşmuştur ki diğerlerini bir türlü kabul edemez. Bu durum da dengesizlik yaratmaya başlar.

Hiçbir şeyi olduğu gibi alıp kabul etmemeli..  Roller de geçicidir. Biz bir rol, bir alışkanlık ya da bir inanç değiliz. Biz çok daha önemli bir şeyiz. Anlamaya çalıştığımız büyük bir şeyin gelişimi için itici güçleriz. Ancak itici güç mü, yavaşlatıcı güç mü olduğumuzu belirleyen yine biziz. Bu yüzden bize öğretilen bilgiden, kişilikten her daim şüphe etmeli ve üzerinde düşünmeliyiz. Sizi tanıtan ne rolünüz, ne mevkiniz, ne inancınız ne de alışkanlığınızdır; sizi tanıtan sadece evrene bıraktığınız bilincinizin izidir. Bıraktığınız izin gücü de size kalmıştır.

“Hedeflediğiniz bir şeyin gerçekleşmesini istiyorsanız dikkat dağıtıcı her şeyi hayatınızdan çıkarın.. Gerçek mutluluğu nerede yakalayacağınıza karar verip önceliklerinizi iyi belirleyin... Tercihleriniz kim olduğunuzu gösterir. Net ve kararlı olun. Bir süre sonra feda ettikleriniz, kazanacaklarınızın yanında değersiz görünecektir...”  tavsiyenizi dayandırdığınız örnekleri anlatabilir misiniz?
Bunun en açık örneği ikili ilişkilerdir. Günümüz ilişkilerinin içi boştur. Herkes farklı şeyler arıyor. Bu durumdan dolayı da birçok insan özellikle de kadınlar acı çekiyor; çünkü hayatlarında en fazla buna değer veriyorlar. Buna ayıracakları enerjiyi kendilerini yetiştirmeye harcasalar çok daha üretken işler başarabilirler. Çünkü o süreçte yaşadıkları psikolojik durum tüm hayatlarını etkiliyor, bu da otomatik olarak hedeflerinden sapmalarına ve hayatlarında yaptıkları şeyleri yarım bırakmalarına sebep oluyor.


Yalnız olmak istemeyebilir insanlar bu olağan; ancak onları üzecek seçimleri bile bile yapmaları olağan değil. Göz göre göre mutsuzluğa kendini itmek hiçbir amacın kalmamasına sebep olur bir süre sonra. Bunun yanında karşı cinse verilen değerin hemcinse verilen değerin önüne geçmesi de bugün yalnızlaşmanın sebebidir. Kritik bir durumda tercihiniz dostunuzdan değil sevgilinizden yanaysa biraz önce bahsettiğimiz değerleriniz devreye girer ve bilincinizin hala dürtüsel seviyede olduğunu gösterir.

Başka bir örnek de, sizi asıl amaç olan gelişimden alıkoyan, “günü yaşa” felsefesi ile sadece tüketime dayalı yaşam tarzıdır. Kaçırılan nokta şu ki geçici zevkler ile kalıcı mutluluk aynı şey değildir. İnsanın bilinç gelişimine bakıldığında temel noktamız üretmektir. Bizler bu noktayı unutmuş durumdayız. Elbette her daim oturup sizi geliştiren bir şeyler yapın demiyorum; ancak günleriniz hep temel tüketim düzeylerindeyse kendinize birkaç soru sormanızda fayda var diyorum. Çok eğlenmek yerine az gezip bir alanda kendinizi yetiştirebilirsiniz; çünkü üretmekle kendinizi keşfedeceksiniz.

Ürettikçe varlığınız anlam kazanacak ve ne olmadığınızı kavrayacaksınız. İkilemde kaldığınız bir karar çıktığında karşınıza durup düşünmelisiniz. Bu adımı atmak gerçekten benim için iyi mi? Hedeflediğim duruma ulaşmamda gerçekten faydası olacak mı? diye sormalısınız.

Huzurlu bir insan potansiyellerini daha rahat kullanır. O yüzden sizi huzursuz edecek durumlardan ve kişilerden mümkün olduğunca uzak kalmanız gerekir. Net ve kararlı olmak böyledir. Gerçek hedefim ne? Bunu gerçekleştirmek için nasıl bir süreç izlemeliyim? Hayatımda neler olmalı ya da olmamalı? Bu soruları sormaya başladıkça hayatınız sizin istediğiniz, üretken, verimli, huzurlu bir şekilde ilerler.

Örneğin boş şeylere feda ettiğiniz zamanlarınız, sizin için faydalı bir meslek, bir uğraş öğrenmek için bir  fırsat olabilir.. Yeni şeyler öğrenmenin doyumu, anlamanın keyfi, bazı zevklerin geçici ve anlamsız olduğunu hissettirmeye başlayacaktır bir süre sonra. Her öğrendiğiniz yeni şey farklı bir ufuk, farklı bir dünya kazandıracaktır size.

Kendinizi, potansiyelinizi keşfetmek mi önemli? Size mutluluk gibi algılatılan geçici dünya zevkleri mi değerli? Tercih de sizin, yaşam da sizin. Kim iseniz onu yaşarsınız, aslında bu kadar basit bu iş.. Kısacası her şey temelde ne olmak istediğinize karar vermekle başlıyor. Kararlı bir şekilde devam edip önünüze çıkan her engel koyucuyu aşarak hedefinizi gerçeğe dönüştürebiliyorsunuz.

İyi bir planlama yapıp, her ayrıntıyı hesaba katarak uygulanan bir projede işlerin yolunda gitmemesinin nedeni ne olabilir?
Şartlar değişmiş ve bu değişkenler hesaba katılmamış olabilir. Bugün iyi görünen yarın iyi olmayabilir. Borsa gibi düşünebilirsiniz bunu. Ya da iyi gitmiyor gibi görünen şey belki de sizi daha iyi bir yere götürecek yeni bir olasılığı görmenizi sağlamak için gerçekleşmiştir. Şartları gözlemleyip yeni durumlar oluşturmak vardır hayatta. Her zaman başka bir şeçeneğiniz ve yapabileceğiniz farklı bir şey vardır. O an o durumun böyle olduğunu algılarsanız daha iyi ya da daha farklı bir şey yapabilirsiniz. Bir şeyler aksi gidiyorsa oturup dertlenmenin anlamı yok. Durum bu, buna göre daha farklı ne yapabilirim? derseniz her daim daha üretken ve daha yenilikçi olup durumları fırsata çevirebilirsiniz.

Yorumlar

Ayın en çok okunanları:

Ömer Muz: "Resmettiğim İstanbul, Sait Faik’in, Orhan Veli’nin, Salah Birsel’in İstanbul’u...

Oniki Adalar'ın üç gülü: Symi, Leros, Kalymnos

Biorezonans nedir? Op. Dr. Hasan İlkehan: "Biorezonans geleceğin tıbbı olarak adlandırılabilir..."

Cem Şen: "Eğer bir öğreti, özünü bir parçacık bile yitirmeden her koşula uyum sağlayabiliyorsa o zaman gerçek bir öğreti demektir."

Thassos Adası: Yanıbaşımızdaki tatil cenneti

Gerçek bir Monakolu iseniz işsizlik, parasızlık gibi sorunlar size yasak. İşsiz kalmayı başarmışsanız devlet size her ay 2000 Euro’luk gıda yardımı yapıyor, kalacak ev veriyor ve iş kurmak için işyeri ve kredi veriyor.

Bu Blogda Ara