İdil Berf: “Resmim ve ben doğaya karıştık harmanlanıyoruz.”

İdil Berf, annesi Yasemin Özen Gök gibi ressam. Annesi gibi o da Datça’da yaşıyor.. Yeni yerleştiği evinde bir güzel sohbet ettik..

Datça'ya ne zaman geldiniz? Daha önce neler yapıyordunuz? 
Datça’ya 2004’ten beri geliyorum. 2015’in mayıs ayında eşimle ve karnımdaki kızımla birlikte temelli yerleştik.  Daha önce yaşamımı ve çalışmalarımı İstanbul’da sürdürüyordum. Sergilere ve fuarlara hazırlanıyor boş vakitlerimde seyahatler yapıyordum. Ailem Datça’da yaşadığı için sık sık buaraya geliyor ilham alıyordum. 

Datça'yı neden seçtiniz? Mutlu musunuz burada yaşamaktan? 
Burayı halen bakirliğini koruduğu için ve eşsiz bir iklime sahip olduğu için seçtik. Ayrıca burası sade bir hayat yaşayabileceğimiz, dağalara tırmanabileceğimiz, kimsenin olmadığı koylarda yüzebileceğimiz bir yarımada. Sanatçıya ilham verecek çok imge var. Gerçek mutluluk bu olsa gerek!

Mutluluk ve sanat arasındaki ilişki nedir sizce?
Resim yaparken Dünya’da yaşanan acıları unutabiliyorum. Kendi düşler alemimde mutlu oluyorum. Üretiyor olmak, kendime yeni kapılar açıyor olmak ve bunu sevdiklerimle paylaşıyor olmak beni çok mutlu ediyor.

Son çalışmalarınızın hikayesi nedir?
Son çalışmalarım doğanın gizemini ve yabanıllığını temel alarak yine su ve denizsellik imgeleriyle buluşuyor. Ağaçların bitkilerin görünen ve görünmeyen hallerini resmediyorum. Onların ruhlarına dokunmaya çalışıyorum. Son zamanlarda yaptığım deniz kızı serisini de bir yandan devam ettiriyorum. Üç tarafı denizlerle çevrili bir yarımadada yaşayınca denizsel imgelerden mitolojiden etkilenmemek mümkün değil elbette. Insanın ve doğanın iç sularını resmediyorum. Yeryüzünün altında akan nehirler, kaynak suları,  denizler ve içlerinde yüzen balıklar, deniz kızları yansıyor resimlerime. Benimki yeni bir yaşam arayışı…

Tekniğiniz hakkında bilgi verir misiniz?
Hem yağlıboya hem de mono baskı tekniğini kullanıyorum. Yağlı boyaya annem beni üç yaşında başlatmış. Beni büyük bir tuvalin önüne oturtup fırçaları boyaları vermiş. Ister istemez  yağlı boya en çok kullandığım teknik oldu. Fakat üniversitede Prof. Dr. Mustafa Pilevneli ile mono baskı çalışmaya başlayınca bambaşka bir yol açıldı önümde. Heyecan verici, sürprizlerle dolu bir yoldu bu.


Mono baskı dediğiniz nedir?
Pürüzsüz cam bir yüzeye yapılan resmin kağıda alınan baskısına ‘mono type’ denir. Özelliği diğer baskı çeşitlerinin aksine adından da anlaşılacağı gibi yapılan resimden sadece bir adet baskı alınabilmesidir. Bu özellik onu eşsiz kılar.

Eserleriniz üzerinden sanatınızın gelişim ve değişimini anlatır mısınız? 
Sanatım imgesel olarak gittikçe daha da sadeleşiyor. Eskiden figürleri deforme eder ve içlerine bir sürü imge sığdırmaya çalışırdım. Yoğun bir kafa ve uzun bir süre ince ince doldururdum kendimi de resmimi de! Karanlıklar içinde başlayan serüvenim beyaz seriyle devam etti. Sonrasında daha az imgeyle renksel lekeler birleşti. Spontane ve sürprizli buluşmalar çıktı yoluma. Zihin olarak sadeleştim ve ruhumu, fırçamı özgür bıraktım. Renk ön plana çıktı. Kağıda olan ilgim arttı. Bir süredir de bahçemde açık havada çalışmanın mutluluğunu yaşıyorum. Resmim ve ben doğaya karıştık harmanlanıyoruz.

Sizi yaratmaya iten, tetikleyen unsurlar, ilham kaynaklarınız nelerdir?  Spritüel izler var sanki?
Yabanıl doğa ve onun gizemi, engin denizler, gökyüzü, uzay, varoluş, mistisizm resimlerimin temelini oluşturur ve bana ilham verir. Şiir ve müzik beni üretmeye iter ve tetikler. Müzik dinlemeden konsantre olamam. Özellikle de Chopin’in müziğiyle akıp giderim.

Her zaman görünmeyeni merak etmişimdir. Belirli bir formun dışındaki ışığı, hareket halindeki oluşumları, renksel coşkuyu yansıtmak isterim. Varoluşun masumiyeti, suyun derinliği, insanın ruhsal yolculuğu hep birlikte yürüdüğüm düşüncelerdir.

Sanat ve sanatçı tanımınız nedir?
Bence sanat insanı güzel düşüncelere iten, umut veren, yücelten bir yaşam şeklidir. İnsanı yücelten bir eylemdir. Sanatçı da aracıdır. Kendini çeşitli materyalleri kullanarak özgürce ifade eden kişidir.

Sanatın insan yaşamındaki yeri nedir, ne olmalıdır?
Dünyada bu kadar olumsuz şey yaşanıyorken sanat iyilik yolu, ilham yolu olmalıdır. Görünenin dışında bir dünya sunmalıdır. Hayallerle, renklerle dolu! Toplumların bakış açısını değiştiremelidir sanat! Yumuşatmalıdır. Bir araya getiren bir eylem olmalıdır.

Beğendiğiniz sanatçılar ve eserleri hakkında neler söylemek istersiniz?
Sanatçıları yeni yeni tanımaya başlamışken babam Tokyo’dan bana Van Gogh’un kitabını getirmişti. Resimlerine aylarca hayranlıkla bakmıştım. Resimlerine olan sevgim hiç azalmadı. Saint Remy’de Manzara, Buğday Tarlası ve Kargalar en sevdiklerimdir. Ayrıca üniversite yıllarımdan beri Chagall ve Redon hayal dünyaları ve resimlerine baktıkça duyduğum müzikle beni çok etkilemiştir.

Günümüz sanatı hakkında neler söyleyebilirsiniz?
Günümüzde Dünya öyle bir kaos hali aldı ki, sanatçılar politik, iklimsel , toplumsal bozulmaları eserlerine yansıtır oldular. Eserler bu konudaki farkındalıklar ve mesaj vermek üzerine şekilleniyor,

Sanat piyasası alt yapısı olmayan sadece parası olan sanat simsarlarıyla doldu. Sanata Avrupa’daki yaklaşım ve ilgi maalesef ülkemizde sadece fuarlarla sınırlı kalıyor. Sadece sanat yaparak hayatta kalabilen sanatçı sayısı oldukça az. Devlet kesinlikle desteklemiyor. Bu durum çok üzücü.

Yorumlar

Ayın en çok okunanları:

Ömer Muz: "Resmettiğim İstanbul, Sait Faik’in, Orhan Veli’nin, Salah Birsel’in İstanbul’u...

Oniki Adalar'ın üç gülü: Symi, Leros, Kalymnos

Biorezonans nedir? Op. Dr. Hasan İlkehan: "Biorezonans geleceğin tıbbı olarak adlandırılabilir..."

Cem Şen: "Eğer bir öğreti, özünü bir parçacık bile yitirmeden her koşula uyum sağlayabiliyorsa o zaman gerçek bir öğreti demektir."

Thassos Adası: Yanıbaşımızdaki tatil cenneti

Sıdıka Rodop: "Mücevher tasarımında zamansızlık, işlevsellek, yenilikçilik kavramları biraradadır."

Bu Blogda Ara