07 Kasım 2017

Derya Özparlak: "Günümüz sanatı yaşanılan çağın hızı ile doğru orantılı, her türlü değişim, dönüşüm, teknik ve teknolojiye açık"


Son yıllarda Türkiye’yi terk edip giderek başka bir ülkede yaşamaya başlayan değerlerden heykeltraş çift  Derya ve Ahmet Özparlak..

Derya Özparlak ile İstanbul Elgiz Çağdaş Sanat Müzesi Teras Sergileri’nden birinde karşılaşmıştım. Yerçekimine karşı koyarak alışılmış heykel görüntüsünden sıyrılan uçan balonlu figürleri ilgimi çekmişti.

Eğitiminiz ve Kanada'ya göç hikayeniz nedir?
Eskişehir Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Heykel Bölümü’nden 2008 yılında mezun oldum. Sonra yüksek lisansa başladım, bitirmedim. 2010 yılından beri kendi atölyemde çalışmaktayım.

Kanada’ya göç etmeyi 2008’den beri planlıyordum. 2010 yılında Kanada Konsolosluğu’na “Sanatçı Kategorisi”nden başvuru yapmıştım. Yıllar geçti.. Ben ciddi anlamda yaptığım başvuruyu unuttum. 2016 yılında Kanada Konsolosluğu’ndan aradılar, sanatsal sürecim ile ilgili tüm belgeleri istediler. Zaten başvuranları  araştırıyorlar ve ona göre davet ediyorlar.  Belgeleri hazırlamak ve konsolosluğa teslim etmek toplam dört ay sürdü.  Çok meşakkatli bir süreçti.  1 Haziran 2016’da iki valiz ve iki sırt çantası ile Kanada’ya temelli taşındık.






Sanatınızdaki değişim ve gelişimi yıllar içinde ürettiğiniz eserler üzerinden anlatır mısınız?
Ben sürecimi yaşarken bir sonraki sürece hazırlanıyorum ve bu aşama çok uzun sürüyor. Çünkü yaratma süreci birçok aşamayı gerektiriyor. 2014 yılında denemelere başladığım kinetik heykel projeleri üzerinde çalışmaktayım. Art & science tabanlı  robotik ve mekanik ile ilgili eğitim almak üzere yeniden öğrenci olmaya karar verdim.

2016’dan önceki süreçte; 2010 yılında düşünce ve konuşma balonu teması ile temellerini attığım balonlara asılı figür yerleştirmeleri yaptım. Bu konseptte balonları pranganın  metaforu olarak kullandım.  Renkli balonlar aracılığı ile, yaşanılan durumun geçici illüzyonunu sunmak, kendimize takmış olduğumuz prangalar ile çok da uzağa gidemeyeceğimiz ve biz geçmişten ne kadar kaçabilsek  de  belleğimizde  bunu tamamen asla başaramayacağımızı göstermekteyim.

Son serginiz ve çalışmalarınız nelerdi?
Toronto’da katıldığım Contemporary Sanat Fuarı’ndan önce Mississauga’da ikinci dünya savaşında silah üretim fabrikası  olarak kullanılan ve çalışanların sadece kadın olduğu (hepsinin eşi savaşa gidiyor) bir binada enstalasyon yaptım. Savaş süresince tüm teknik donanım ve ekonomik güce sahip olan bu kadınlar savaş bitince, erkek egemen dünyanın devreye girmesi ile evlerine geri gönderiliyor ve ev hanımı olmaya zorlanıyorlar. Bu fabrikaya eser üretmek üzere davet edilen bütün sanatçılar kendi seçtikleri odada yerleştirmelerini ve performanslarını yaptı.


Ben kaynak odasını seçtim.  Duvarlar derin çatlaklara sahipti  ve tüm o süreçlerin belleğini hala taşıyordu. İstanbul’daki çalışmalarım sırasında, metal figürleri yaptığım zamanlar, kaynak yaparken düşen cürufları uzun süredir biriktiriyordum ve bu cüruflar da benim belleğimdi. Kaynak odasındaki bütün çatlakları bu cüruflarla doldurdum ve bu sayede iki tarafın da belleğindeki eksiklikler birbirini tamamlamış oldu.

İlham kaynaklarınızdan bahseder misiniz?
İlhamın varlığına pek inanmam. Kaynaklar ise sınırsızdır.

İnsanların sanatınızı algılama biçimleri hakkında izlenimlerinizi aktarmak ister misiniz?
Buna yakın zamanda yaşadığım bir  durumdan örnek vermek isterim.

2015 İstanbul Contemporary Sanat Fuarı’nda iki eser sergilemiştim. Bunlardan biri, penisinden astığım “Your ego is my Lego” bir erkek figürü, diğeri de, dilinden astığım bir kadın figürü “Mobbing” idi..


“Your ego is my Lego” isimli eserim, beyaz yakalı ve aşırı hırslı bir plaza çalışanının en yüksek hedefine ulaşma anındaki haz ile bir erkek bedeninin cinsel olarak ulaştığı hazza gönderme yapan bir altyapıya sahipti.

“Mobbing” isimli eserim ise yine plaza dünyasında geçen ve pek konuşulamayan mobbing durumunu anlatan bir eserdi.  Mobbing’in her kesimde yaşanabileceğini gösteriyor, bireyin toplumdaki konumundan dolayı konuşamadığını ve dilinin bağlanmış olduğuna vurgu yapıyordu.

Tabii ki Türkiye’deki fuarda bu eserler  aynen şöyle yorumlandı:
“Eveet bak aynı sen!  Dırdır eden kadını bak böyle asarlar..”
“Pardon sen feminist misin yoksa fetişist mi?”
“Bu heykel bütün kadınları anlatıyor ha ha..”
“Ahhhh bakamayacağım fena oluyorum!”
“Ya bir erkek bu kadar ağır cezalandırılır mı? Çok insafsızsın ama kadını çok doğru göstermişsin!”
“Pardon modeliniz kimdi?”
“Bak bak.. erkeğe verilecek en güzel ceza!”
“Ellerine sağlık çok iyi geldi!”
“Benim tam şu açıdan fotoğrafımı çeker misiniz?”
“Karıcığım aaa bak aynı sen.”
“Ya çöz şu halatı, dayanamıyorum!”

Ayrıca  eser künyesi okuma geleneği hiç yok. Zaten Türkiye sanat ortamı ve algısı bambaşka bir alemde. Sonra.. “Your ego is my Lego”yu Kanada’daki fuarda sergilediğimde iki algı arasındaki farkı net olarak gördüm. Öncelikle izleyicilerin tamamı eser künyesini ve eser metnini okudu. Neden bir figürü penisinden asmak istediğimi anlamak ve öğrenmek istediler. Okuduktan ve dinledikten sonra çok teşekkür ettiler. Üzerinde konuşmalar yaptık. Absürd fotoğraf çektirme istekleri de yoktu.


Sanat ve sanatçı tanımlarınızı alabilir miyim?
Kendime ait bir tanımım yok. Ama şunu mutlaka söylemek isterim günümüzde sanatçı çok yönlü olmalı ve her alanda okumalar yapmalı. Bu benim alanım içine girmiyor dememeli.

İzlediğiniz akımlar, beğendiğiniz sanatçılar kimler?
Theo Jansen, Claire Morgan, Chiharu Shiota, Marc Quinn

Günümüz sanatı hakkında neler düşünüyorsunuz?

Yaşanılan çağın hızı ile doğru orantılı, her türlü değişim, dönüşüm, teknik ve teknolojiye açık oluşu.

1 yorum:

Hayat Belirtisi dedi ki...

Derya Özparlak'ı kutlarım. Eserleri etkileyici, değişik bir soluk.
Ali Sefünç